7 Aralık 2010 Salı

Afganistan Türk'lerinin Dini,İnanç Ve Yaşayışları

 Afganistan’da yasayan insanlarin bir arada olmasi aralarindaki etkilesimi
kaçinilmaz kildigi gibi bir arada yasayan toplumlar arasinda etkilesimin olmamasi
imkansizdir. Afganistan farkli etnik gruplar arasinda ister istemez bir kültür alis
verisi olmustur. Ancak bu kültürel etkilesim Özbekler, Pestunlar, Hazaralar vb. gibi
etnik gruplar arasinda ki farkliliklari yumusatamamis ve bu gruplar ideal bir
toplumun örgüsü meydana getirmemislerdir. Bunun temelinde yatan nedenlerin
basinda ise kabilecilik anlayisi yatmaktadir. Her ne kadar halkin büyük bir kismi
Sünni olsa da, bu kabilecilik anlayisi demokratik bir devlet yapisini ulasmasina mani
olmustur. Kabilecilik anlayisinin yaninda dine bakis acilari da gruplar arasindaki
farkliligi artirmaktadir. Tüm bu etkilesim  ve farkliliklarin birlikteligiyle Afganistan
halklari kendilerine özgü bir yasam biçimi gelistirmislerdir.
       Toplumlarin kültürel yapisi ve yasayisini gösteren halk inançlari milletlerin
düsünce hayatinda önemli bir yeri vardir. Toplumlarin kültürel yapisini ve yasayisini
gösteren halk inançlarinin sinirlari çok genis, muhteva ve cografi konumu da
oldukça büyüktür. Halk inançlari konusunda Afganistan’in muhtelif yerlerinde
önemli benzerlikler, ülkede yasayan insanlarin ayni tarih ve kültüre sahip
olmalarindan kaynaklanmaktadir.              
         Var olduklari günden bu yana hastalik, dogal felaketler, gizli güçler ve ölüm
gibi durumlarla karsilasan insan, korkularini çesitli sekillerde yenmeye çalismistir.
Büyü, sihir ve zaman için da dini bir takim törenler yapmistir. Uygulamalar
dogrudan yararlanmis, bitki ve hayvansal ürünleri hatta hayvani dahi malzeme
olarak kullanmistir. Halk arasinda türbe ve yatirlardan medet umma yaygin bir inanç
olarak yasamaktadir. Bu türbe ve yatirlarin bir bölümü, dini ve büyüsel özelliklere, bir bölümü ise halk hekimligi alanina giren özelliklere sahiptir. Baktigimizda
Afganistan’da ki ziyaret yerleri gerek Sünniler gerekse Siiler tarafindan büyük bir
saygiyla karsilanir. Türbeler oldugu gibi gönülleri birlestirme, çocuk sahibi olma,
hastalari iyilestirme vb. özelliklere sahiptir.



*       Hint/Avrupa dil ailesi
**     Ural/Altay dil ailesi
*******************************************                
                                      HAZARALARA KLE.
      Islam dininde önemli bir yeri olan Ramazan ayi Afganistan halki tarafindan büyük
önem tasimaktadir. Hazaralar yillardir bu ayin 19- 21ni Hz.Ali'nin yaralandigi ve sehit
edildigi gün olarak sayarak gam ve kaderle geçirirler.
2
*************************************************************          
                                  MEZA-I SERIF
            Mezar- i Serif’ta yasanan sosyal hayat hakkinda genis bilgi için Sheila
Paine’nin  Teh Afghan Amulet ( Afgan tilsimi ) isimli kitabinin 187- 191.
sayfalarina bakilabilir.
3
********************************************************************
         *****
b-) Afgan Sahlarinin Modernlesme Çabalari ( SONUNDA EKLE)
      Yenilik ve modernlesme adina yapilan reformlar ve bu reformlarin sonuçlari
hakkinda genis bilgi için Raja Anwar’in “ The Tragedy of Afghanistan ” (
afganistan’in tiajedisi ) adli eserine bakila bilir.
4
 
********************************************************************
****
          Hizirelyas:  Islam Türk inançlarinda Hizir yahut Hizir- Ilyas konusu Islam
tarihi boyunca bütün Müslümanlari ilgilendiren ve yüz yillarca degisik kültür ve
inançlarin katkisiyla renklenen böyle bir konun kaynaklarini tanimak, saglam ve
sihhatli bilgi edinmek ve dogru sonuçlara varmak için sarttir.
5
Anadolu’da kutlanan
Hizir-Ilyas ( 6 mayis ) bayrami bahar bayramidir. Efsanevi sahsiyete sahip olan bu
iki kisinin bu gün bulusarak, bitkileri kutsadiklarina inanilir.
6
 Kuzey Afganistan’da
özellikle Islami devirde tesekkül eden bazi orta Asya Türk masallarinda Hizir
motifine veya ak sakli, beyaz elbiseli ihtiyar tipine rastlanmaktadir. Halk arasinda
Hizir-Ilyas’la ilgili efsanelere baktigimizda onu bir kurtarici yardimci ve degisik
kiliklarla görünen bir sahsiyat olarak bilinir.
7
           Hizir-Ilyas bir dilenci seklinde hangi kapiya gelirse o evde huzur ve bereket
dogacaktir. Hizir ( as ) oldugunu fark edenler, bas parmaginin kemiksiz oldugundan
anlamaktalar. Hizir-Ilyas kültü ile ilgili inanç ve uygulamalarin tek bir mensei degil
zaman ve mekan içerisinde pek çok mensei ve kaynaklarin, kültürlerin katkisini
kabul etmek gerekir. Hizir’la ilgili törenler söz konusu degil fakat bir folklorik bir
yapi kazandigini görmekteyiz.
           Dini inanç ve bilinç bütün Afganistan toplumunu üzerinde açikça kendini
göstermektedir. Afganistanlilarin çogu adeta küçük bir hac gibi “ ziyaretler ” yapar. En büyük camilerden biri olarak bilinen Mezar- i Serif ‘te Hz. Ali’nin nasinin
gömülü oldugu söylenir. Bununla beraber ülkenin pek çok yerinde “ ziyaretler ”
mekanlar oldugundan Hac ziyaretiyle esit görürler. Insanlar kutsal yolculugu
yapmak için çok uzun mesafeler kat etmek zorunda kalmazlar.
8
         Her yerlesim biriminin kendine ait bir mollasi vardir. Bazen molla o yörenin
yerli halkindan olur, bazen da komsu bölgeden gelir. Her yerlesim biriminin kendine
ait bir mollasi vardir. Bazen molla o yörenin yerli halkindan olur, bazen de komsu
bölgeden gelir.
9
  Afganistan mollalarinin sorumluluklari bütün Islam dünyasinda
kabul edilenlerle aynidir. Molla, namaz kildirma ve müezzinlik görevini ifa eder.
Evlilikleri onaylar ve nikah kiyar. Bütün dini bayramlarda dua eder kurban
bayraminda kurbani kesme vazifesini ifa eder. Bulundugu yerde ögretici vasfiyla
çocuklari egitir. Genellikle pek çok mollanin kendine ait mülkiyeti ve isi vardir,
evlenirler ve çocuk sahibi olurlar. Bir molla toplum içinde ki bu konumundan degil
içinde bulundugu ha lkin üzerindeki otoritesine göre saygi görür. Eger yasli ise
sadece saygi görmekle kalmaz halk üzerinde büyük bir etkiye sahip olur. Bununla
beraber bir molla kutsanma, saygi ve güç pesinde degildir.
10
          Afganistan toplumu yillarca süren imparatorluk politikalidir. Isgaller ve siyasi
baskilar sonuçu meydana gelen tahrip ve kaosun etkisiyle karisik bir toplu
durumundadir.
11
 Asirlardir kuzey Afganistan’da yasayip kendi emir ve beyleri
tarafindan yönetilen Afganistan Özbekleri, ki daha sonra Afganistan  hükümeti
kontrollü altina girdiler, bu bölgenin yerli insanlardir. Deger Özbek toplumu ise
Afganistan’a çarlik Rusya’sinin SSCB genislemesi esnasinda göç etmislerdir.
12
      Afganistan’in en genis Türkçe konusan gurubu olan Özbeklerin nüfuzu 1,5
milyon olarak tahmin ediliyor. Çogunlukla ülkenin kuzeyinde yasiyorlar. 19.
yüzyilin sonlarina kadar yari uzgur ve göçebe olarak yasadilar. Bu gün özellikle
kuzey Afganistan’in önemli sehirlerinden olan Mezar-i Serif, Meymana, Ser- i Pul,
ve Kunduz sehirlerinde yerlesmislerdir. Özbeklerin çogu çiftçilik, ticaret ve el
sanatlariyla ugrasmaktadirlar.
13
                
********************************************************************
*********
1. Nazarla ve Nazarlikla Ilgili Inanislar
           Nazar inancina, hemen  hemen dünyanin her tarafinda rastlanmaktadir. Çok
eskiden beri bununla zararli kuvvete karsi konulmaya, onun çarpici ve öldürücü
gücünden korunmaya çalisilmistir. Psikolojik temlinde kiskançlik ve haset duygularinin
yatigi bu vurucu kuvveti durdurmanin yahut zararindan kurtulmanin tek çaresi “ göze
gözle ” karsi koymaktir.    Afganistan’da  insanlara, tarladaki mahsule, hayvanlara,
dükkanlara, arabalara, evlere nazar degmemesi için bir takim araçlar kullanilmaktadir.
Bunlarin basinda Afganistan’in genelinde rastlanan nazar boncugu ve nazar muskasi
gelmektedir.
  
         a.   Nazar ( Kimlerin nazari deger ) Gözünde siyah  benliler, mavi gözleri
olan kisilerden oldukça  uzak  durulur bu kisilerin nazarinin degecegine inanilir.
Nazardan en çok zarar gören çocuklar dir. Nazardan korunmak için bir takim
pratiklere basvurmaktadir: Bir  miktar suya kül ve un karistirilarak alti  adet
yuvarlak  sekil  yapilir ve  kor atesin üstüne  nazar tasiyan insanin ismi söylenerek atilir. Her  taneyi  atarken nazar  ettiklerinden süphe  edilen sahislarin isimleri
söylenerek atese atilir. Hangisi isim söylendiginde  patlarsa onun nazar ettigine
inanilir. Isin ilginç tarafi taneler ne  kadar  çok olsa dahi bir  tanesi  patlar. Ayni
islem Mezar-i Serif yöresinde degisik sekilde uygulanmaktadir. Unla yumurta
karistirilarak evin duvarina atilir, kim nazar ettiyse gözü çiksin denilir ve  böylece
nazir  olan kisiden nazar  uzaklasir inanci tasinmaktadir.
         b.   Nazardan Korunmanin Yollari: Nazar boncugu çocuklarin giysilerine
,yeni yapilan evlere, hayvan  arabalarina ,meyveli  agaçlara  ve  dükkanlara takilir.
Gezmeye götürülen çocugu nazardan korumak için evden çikarken “ nazar una gitsin
sana bulasmasin denilerek. ”  alnina, göbegin un sürülür. Bakildiginda  nazari
çekmek , kötü  niyetle  bakan  kisinin  bakislarini bu  siyah , beyaz , kirmizi ,mavi
boncuk üzerine çevirmek  içindir. Bu boncuklar nazardaki  öldürücü  veya  hasta
edici  gücü  üzerine  çekerek , onu  tasiyan insani bundan korumaktir.
       Afganistan’in her yerinde yaygin olan tütsü, yeni çocuk dogdugunda, gelin
damat yeni evine girerken, yeni esya satin alindiginda, vs. nazardan korunmak  için
yakilir ve evlerde mutlaka Masallah, ve Kur’an-i Kerim’den ayetler asili olur.
Nazardan korunmanin yollarindan bir degeri ise kor  halindeki  atesin içine zerlik
atilir ve nazar  degen kisi basini yanan üzerlik otunun  dumanina  tutar etrafindan 3
kez  döner böylece  nazarin  geçecegine  inaniliyor. Tütsüyü  getiren kisiye para
verilir, para mutlaka verilmeli yoksa  nazar  geçmez. Nazardan korunmak  için nazar
muskasi alinir. Bu muskalar  Mollalar  tarafindan para karsiligi yazilir. Kirmizi
kumasla üç kat kaplanir ve sag omuzda tasinir.
14
  
          Açig tas ezmesi: ( aci tas ) Nazar degen çocuklara yapilan islem, demir kasik
üzerinde atese tutulur. Böylece Açig tas erir. Eritilen Açig tas çocugun sirtina,
kafasina, göbegine, el ve ayak avuçlarina sürülür ve nazarin çocuktan uzaklastigina
inanilir.
15
*************************************************************        
                    CINCILIK BÖLÜMÜNE YAZILSIN
          Koçurme: cin çarpildigina inanilan hastalara ve çocuk sahibi olmak için
uygulanan kötülükleri uzaklastirma islemlerine verilen isimdir. Mevlit seklinde
kadin toplulugu tarafindan keçi veya  kuyun kesilerek yapilir. Hayvanin yüreginin
kani çömlek tabaga ayirtilir. Eti misafirlere ikram edilir. Beyaz ve mavi renkli
iplikler birbirine geçirilir ve hastanin boynuna sarilir. Ayrilan kan hastanin alnina,
avucuna, vücuduna halkalar ( OOOOOOO ) seklinde sürülür. Beyaz renkli keten
kumas kisi üzerine örtülür. Molla isleme baslamadan önce Müslüman cinlerin bütün
türbelerde yerlestigi hakkinda bilgi verdikten sonra bildigi bütün ülkelerdeki
türbelerin ismini sirayla sayar ve  su sözleri söyle.                    Özbekçe
                                         Sar-i Pul’ga Katta imam, kiçik imam
                                         Sizden lesker isteymen
                                         Sibirgan’dan hoca mirzap sah pehlevan
                                         Sizden lesker isteymen
                                         Mezar- i Serif’ten Revze- i Serif
                                         Sizden lesker isteymen
                                        Özbekistan’dan Buhara evliyalari
                                         Sizden lesker isteymen
                                         Türkmenistan Askabat ziyaretleri                              
                                         Sizden lesker isteymen
                                         Türkiye Istanbul velileri
                                         Sizden lesker isteymen
                                         Pakistan evliyalari
                                         Sizden lesker isteymen
                                         Hidüstan ziyaretleri
                                         Sizden lesker isteymen
16
                    Türkçe:
                                      Sar-i Pul’de bulunan türbeler
                                      Sizden cin ordu istiyorum
                                      Sibirgan’da bulunan türbeler
                                      Sizden cin ordu istiyorum
                                      Mezar- i Serif’te bulunan türbeler
                                      Sizden cin ordu istiyorum
                                      Özbekistan’da bulunan evliyalari
                                      Sizden cin ordu istiyorum
                                      Türkmenistan’da bulunan ziyaret yerleri                              
                                      Sizden cin ordu istiyorum
                                      Türkiye Istanbul’da bulunan veliler
                                      Sizden cin ordu istiyorum                                       Pakistan’da  bulunan evliyalar
                                      Sizden cin ordu istiyorum
                                      Hindistan’da bulunan ziyaretler                                                                      
                                      Sizden cin ordu istiyorum                                    
       Molla apa Saydigi bütün ziyaret yerlerinin görür ve yatirda yatan kisinin
özelliklerini söylemeye baslar. Hasta kisi bu özellikleri duyunca etkilenmeye baslar
ve topluluk halinda her kes 7 kez :
    
                “ Allahuuu, eyya huuu eyya huuu ”
                   Leysel hadu ilah-uu
                   Ism- i Rabbim cellila
                   Nur- i Muhammet sallillah
                   Lailaha illallah,
okurlar.
         Hasta kendini yavas yavas iyi hissetmeye baslar. Molla apa Kur’an- i
Kerim’den “ Allahumme megfirli ”ayetini okur dua eder. Müslüman olmayan
cinlerin  hastadan uzaklasmasi için herkes alçak sesle; “ uzaklasirken kimseye zarar
vermeden gidin. Hz. Süleyman’in yüzük tasina yemin olsun ki, kimseye zara
vermeden gidin ” denilir. Iki üç dakika sessizlikten sonra, Molla apa hastayla birlikte
su sözleri söyler.
        
                        
                                La Feta Ilah Ali
                                La Seyf- i Ilah Zülfikar
                                Her belah- i her kazah- i
                                Pes ayet def- i kun Perverd- i gara
                              “ Bütün belalar ve kazalardan
                               Korumani isteriz Bizi kuruyan Rabbim”
       Hastaliktan kurtulan kisi üç gün cille yapar söyle ki;  kötülüklerin bir daha
yaklasmamasi için cinleri kizdiracak, hosuna gitmeyen seylerden uzak dururlar. Üç
gün yagli yemek yemez, banyo yapmaz, gezmeye gitmez, namazlarini kaçirmaz.
Sonra yine normal hayatina devam eder.



             AFGANISTAN HAKKINDA GENEL BILGILER
Bilindigi gibi çok degil, bundan iki yüzyil önce Asya, Bati Avrupa  ve Kuzey
Afrika’da Türklerin hakimiyeti vardi. Yani kuzey kutbundan Akdeniz ve Hint
okyanusuna ve Alaska’dan Alp daglarina kadar olan ülkelerin isimleri baska baska
olsa da Türklerin elinde idi. Bu ülkelerin arasinda günümüz siyasi haritasinda
Afganistan olarak bilinen ülke de dahildi.
1
 Afganistan devletinin kurulmasi, bes asir
öncesine Islam dinini kabul etmesi
2
 ve sinirlarinin olusturulmasi ve yasayan
insanlarin bilgisi dahilinde olmamistir. Bugünkü Afganistan’in Kuzeyi (Güney
Türkistan) ile Bati Türkistan arasindan geçen sinir 1885’te Rusya ile Ingiltere
arasinda çizilmistir. Afganistan ile Pakistan arasindaki sinir ise 1893’te yine Rusya
ile Ingiltere arasinda çizilmistir.
3
Böyle suni bir devletin olusturulmasindaki amaç Bati Türkistan’i isgal ederek
Güneye dogru inen Çarlik Rusya’si ile Hindistan’i sömürgesi altinda tutan Ingiltere
arasinda tampon bir bölge olusturmakti. Bu sekilde  Türkistan’in Güney bölgesi
(Güney Türkistan), Pestunistan ve Beluçistan’in ise kuzey bölgesi koparip alinarak
ortadaki Hazaracat ve Nuristan bölgelerinin katilimi ile bu suni devlet kurulmus
oldu.
4
Söz konusu olan bugünkü Afganistan adinin temeli Nadir Afsar’in
ölümünden sonra onun hakim oldugu topraklarin bir kismina sahip olan Ahmet
Sah’in 1947’de kurdugu Afgan Kraliyeti ile ortaya çikmistir. Ancak o dönemde söz
konusu olan Afganistan’in tamami Afgan Kraliyeti sinirlarina dahil olmayip Hazaracat kendi beyliginin ve Güney Türkistan da kendi beyliginin hakimiyetinde
idi.
5
Bazi tarihçiler “Afgan” adinda belli bir milletin bulunmadigi ve 18.yy.in
ortalarinda Ahmet Han Durani liderliginde kurulan  Pestun devletinin hakimiyeti
altinda yasayan halklara 19.yüzyilda Ingiliz ve Iranlilarin verdigi siyasi bir isim
oldugunu öne sürerler. Oysa ki, M.S.6 asirda bir Hint müneccimi, Himalaya
daglarinin eteginde yasayan “Ugan” adindaki bir kabileden söz etmistir. Daha sonra
Islam kaynaklarinda bu isim Arap alfabesinde okunus hatasindan dolayi “Avgan”
seklini almistir. Çünkü  Arap alfabesinde “Ugan”  ve  “Avgin’in” yazilisi aynidir.
6
Günümüzde de Afgan olmayan Özbekler, Türkmenler, Tacikler ve Hazaralar,
Afganlara Avgan  demektedirler. Güney Türkistanli ünlü sair ve yazar Erges Uçkun
Afgan kelimesini bir Türkçe kelimesinin bozuntusu oldugunu savunuyor. Ona göre
Avgan, avub kelghan kelimesinin bozuntusu olup zaman içerisinde Afgan seklini
almistir.
7
Ünlü sair yazisinin devaminda, Afganistan’in eski adlarini söyle
siralamaktadir. Tatarya, Babaria, Atli göçebe diyari, (mounted nomands)Atli
Akincilar imparatorlugu, Iskitler, Seltler ve Sakalar ülkesi Parthia ve Partlar veya
bugünkü adiyla Bakhtar ( Bacteria ), Belh, Horosan, Cenubi Türkistan (Güney
Türkistan), Turan Zemin, Türkistan, Taharisan, Siyungnular, Hunlar, Oguzlar,
Kushaniler, Samaniler, Seybaniler, Harezmsahlar, Gorilar, Gazneliler, Selçuklular,
Ghajarlar, Afsarlar, Timuriler, Baburiler ve Belh Hanligi, Akça Hanligi, Meymene
Hanligi, Taskurgan Hanligi, Tahhar ve Katagan Hanligi seklinde siralanmaktadir.
8
Yukarida da görüldügü gibi bugünkü Afganistan eskiden beri Türklerin yurdu
olup Afganlara “Afgan” ismi iddia edildigi gibi 19. yüzyilda Ingiliz ve Farslar
tarafindan  siyasi bir isim olarak verilmemistir. Fakat 19. yüzyildan sonra kendilerine
“Pestun” demeye baslayan Afganlarin amaci, bugünkü Afganistan sinirlari içerisinde
yasayan Afgan olmayan diger milletleri Afgan kimligi altinda asimle etmektir.
        Uzun zamandan beri oynanan bu tür sömürge politikalarina karsi ayakta
kalma mücadelesi veren Türkler zaman zaman baskilara maruz kalmaktadirlar.
Kimlikleri basta olmak üzere her türlü maddi ve manevi degerlerini ayakta
tutabilmek için, kimi zaman can ve mallarindan oluyorlar.
Tabi ki bütün bunlar dogal olarak Afganistan Türklerinin dil, edebiyat ve
kültürlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Ama her seye ragmen onlarin ayakta
kalabilmeleri ve Türklügü yasatabilmek için verdikleri mücadele bizi kendi
geleceklerine umutla bakmaya sevk eder.
1. Afganistan’in Tarihçesi
             Milattan bin yil önce Ariya ismiyle taninan Afganistan miladi üçüncü asirdan
sonra Hurasan ismiyle anildi ve on üçüncü asirda ilk kez ülkenin bir bölümü için
Afganistan ismi kullanilirken on dokuzuncu asirda ülkenin tamami için Afganistan
ismi verildi.
9
 Afganistan'in tarihi çok gerilere gitmektedir.
10
 Cografî konumu
itibariyle düsündügümüz zaman, Afganistan, Orta Asya’dan asagidaki sicak
denizlere veya tersi, Hint Okyanusundan, denizlerden Orta Asya’ya ulasim yolu
üzerinde yer almaktadir; ama, bu ulasim yolu, sadece kuzeyden güneye degil,
dogudan batiya da ulasim yolu. O çok bildigimiz, tekrarladigimiz ipek yolunun
üzerinde yer almaktadir. Afganistan'in bu konumu, onun hem lehine olmus hem de
basina problemler getirmistir. Bu problemler de çesitli ülkelerin, uluslarin bu
topraklari isgal etmesiyle ortaya çikmistir.
11
       Asya kitasinda önemli bir stratejik yeri olan Afganistan sayisiz istila ve
yagmalara hedef olmaktan günümüze kadar kendisini kurtaramayan, farkli farkli
milletlerin yasadigi bir ülkedir.
12
Ülkenin bu stratejik durumundan ilk istifade edenler
eski Iranlilar olmustur. M.Ö 500’de Iran hükümdari Dora’ya bagli ordular bu ülkeyi
isgal ederek güney Indukus vadisine inmeye çalismislardir. Iki asra yakin hüküm
süren Iranlilardan sonra, dogu seferine çikan Makedonya krali Büyük Iskender

hakimiyeti devr almistir.
13
 Kisa bir zaman sonra Makedonya’ya dönen Iskender
bölgeyi bir grup yunanliya teslim etmistir.Ülkeyi teslim alan bu grup Baktariana
devletini kurmustur. Kisa bir süre sonra bu devlet ile Hindistan’da gelisen Çandra
Gupta devleti arasinda uzun süren amansiz bir mücadele baslamis ve bu mücadele
sonunda Baktariona devleti zayiflamistir. Bu durumdan istifade ederek kuzeyden
saldiriya geçen Türkler bölgeyi ele geçirmistir.
14
Ülke idaresi M.S .50-125 yillari arasinda Saka( Iskit)’larin 125’le 480 yillari
arasinda da Kusanilerin hakimiyeti altinda kalmistir. Bati’da Sasani devletinin ve
Hindistan’da da gruplarin genislemesiyle zamanini dolduran Kusanilerin elinden
ülkenin hakimiyetini bir baska Türk devleti olan ve Akhunlar olarak bilinen Halaç
Türkleri devir almistir.
15
Akhunlar kendilerine müttefik olarak seçtikleri Juan’larla
beraber Göktürkler aleyhinde takip ettikleri yanlis politika neticesinde 569’da
Göktürkler’den yedikleri darbe ile zayiflamistir. Altinci asrin sonlarina dogru
hakimiyetleri sona ermistir. Devletleri dagilmasina ragmen Halaç Türkleri olarak
bölgede yasamaya devam ettiler.
16
Hz. Osman’in hilafet döneminde Islam ordulari Kabil  civarina kadar gelmis
ise de Herat, Belh, Kabil sehirleri Muaviye döneminde Basra valisi Abdurrahman B.
samura komutasindaki ordular tarafindan fethe edilmistir.
17
Arap ordularinin
Afganistan’da uzun zaman kalmamalarina ragmen Islamiyet halk arasinda hizla
yayilmaya devam etmistir. Islam’in kabulünden sonra büyük bir kuvvetin
Afganistan’da hakimiyet kurmadigini, ahalinin kendilerine “sah” unvanini veren
kabile reisleri ve beylikler tarafindan yönetildigi görmekteyiz. Bu durum Iran’daki
Samaniler devletinin XI. asrin ikinci yarisinda Afganistan’in büyük bir kismini isgal
edene kadar devam etmistir. Samani ordularinin büyük bir kismini teskil eden
Türkler Afganistan’daki Halaç Türkleri ile birleserek ordularini daha da
kuvvetlendirdiler. Bununla da yetinmeyip Afganistan’da yasayan bütün kabile ve beyliklerden ordularina süvariler alarak kisa dönemlerde halk arasinda kaynasmayi
sagladilar.
18
Türk-Islam nüfusunun Afganistan’a iyice yerlestiren onun sarsilmaz temelini
atan Gazneli Devleti ordulari Hindistan’a kadar  yayilmistir. Afganistan’daki
Selçuklu hakimiyeti, ülkenin güneydogusundan Hindistan’a dogru uzanan ( Bugünkü
Pakistan ) bölgede hakim olan Gurlular Devleti tarafindan zaman zaman tehdit edildi
ise de Selçuklu Devleti sonuna kadar Gurlulara yenilmeden devam  etmistir. Ancak
Büyük Selçuklu Devletinin son hükümdari Sultan Sancar ( 1119-1157 )’in
ölümünden sonra Gurlular kisa bir müddet kontrolleri altina almislardir. XII. Asrin
sonlarina dogru Gurlular’i yenerek, Harzemsahlar, Afganistani hakimiyetine
almislardir. 1220’den sonra Harzemshlar’i yenerek hakimiyeti ellerine alan Cengiz
Ogullari, özellikle Kuzey Afganistan’da yasamakta olan bazi Türk boylarini
Anadolu’ya göç etmeye mecbur birakmistir. XIV asrin sonlarina dogru Türkistan’da
parçalanmis halde bulunan Cengizogullari hakimiyetine son veren Timur, bütün Türk
boylarini bir araya getirerek  Büyük Türk Devleti’ni kurmustur.
19
Basta Timur Han olmak üzere onun hanedanindan hükümdarlar
Cengizogullarinin yaptiklari tahribati onarmaya çalisir. 1369’dan 1505’e kadar
Afganistan topraklari Timurlularin hakimiyeti altinda kalir.
20
Timurlular
hükümdarlarindan Hüseyin Baykara’nin ölümünden sonra Türklerin kendi aralarinda
çikan taht kavgalari, bugünkü Afganistan topraklarinin parçalanmasina sebep olur.
Babür devletinden sonra mahalli devletler kurulmussa da Iran asilli Afsar
Türklerinden Nadir Sah Afsar’in zuhuruyla Afganistan onun hakimiyetine girer.
21
Nadir Sah Afsar’in ölümünden sonra onun komutanlarindan Abdali kabilesinden
Ahmed Han ( Ahmed Sah ) Kandahar’a giderek Afgan devletini kurar.
22
 1747’de
kurdugu Afgan devleti teskilatinda bu günkü Pestun kabilelerinin yani sira
Kizilbaslara da görev veren Ahmed Han, bugünkü Afganistan’in Güneyi merkez
olmak üzere Iran’in Meshedi ve bugünkü Pakistan’in bazi bölgelerine hakim olur.

Ahmed Sah’in kurdugu devlet teskilatinda her ne kadar ordu da Kizilbaslar ve
Özbeklere görev verildi ise de Afgancilik ve Afgan ulus severligi üzerine kurulan bu
devletin önemli mevkilerine bugünkü Pestunlar getiriliyordu. Kendisini Hindistan’da
saltanat sürmüs olan bütün Afgan sultanlarinin mirasçisi sayan Ahmed Sah, ülke
hakkinda alinacak kararlari Afganlar (Pestunlar)’dan olusan Cinge (meclis)’de
aliyordu.
24
Ahmed Sah’dan sonra oglu Timur Sah tahta geçti. Tam anlamiyla devlet
adami olma sifatini tasimayan Timur Sah, kendisine biat etmesine ragmen, isyan
edecegine dair dedikodulara inanarak kardesi Süleyman’i katlederek saltanata
basliyordu. Devlet merkezini Kandahar’dan Kabil’e tasiyan Timur Sah babasindan
teslim aldigi topraklari koruyamaz duruma geldi. Bir taraftan kabileler ayaklanmasi
olurken, diger taraftan Buhara emirligi Merv bölgesini geri almistir. 20 senelik bir
saltanattan sonra, 1800’de kendisinden daha kötü bir idare ile saltanatini
tamamlayacak olan oglu Zaman Sah’a 1793’te ölümüyle tahti birakmistir. Zaman
Sah kardesi Mahmut Sah tarafindan tahttan indirildi. Zaman Sah yedi senelik
saltanati boyunca ülkeyi batiracak kadar kötü yönetmistir. Içerde kardesi Mahmut
Sah ve Süca’ül Mülk ile hariçte ise Hindistan’in ve bugünkü Pakistan’in yeni hakimi
olacak Ingilizlerle meydana getirdigi ihtilaflarla devletin gücünü gereksiz sekilde
azaltmistir.
25
Bunlarin yani sira Zaman Sah döneminde Iran’da Emir Sah Murat’in
Belhi olmasina ve kardesi Mahmut’un Herat’taki isyanina müdahale edemeyisi,
Barakzaylarin kabile reisi Payende Han’in öldürülmesi ve onun oglu Vezir Han’in
Mahmut Sah ile ittifak kurmasina mani olmayarak gelistirdigi hadiseler Zaman
Sah’in sonu oldu. Kabil’e dogru yürüyen Mahmud Sah kisa zamanda kardesi Zaman
Sah’i yakalayarak gözlerine mil çektirdi (1800).
26
Böylece tahta Mahmud Sah geçer. Bu sirada Pesaver’de bulunan kardesi
Süca-ül Mülk’de istiklalini ilan etmisti. 1803’te Mahmut Sah aleyhinde Galzaylarin
isyan etmelerinden istifade eden Sica’ül Mülk Kabil’i zapt ederek kardesi Mahmud Sah’i hapis ettirip gözlerine mil çekilen kardesi Zaman Sah’i serbest birakir. Süca’ül
Mülk’le vezir Fetteh Han arasinda çikan bir savas sonunda Sücaül Mülk bugünkü
Pakistan’a kaçmak zorunda kalir. Tahta tekrar Mahmut Sah oturur. Bundan sonra
Mahmut Sah tamamen vezir Fetteh Han’in istegi dogrultusunda hareket etmek
zorunda kalir. Bu duruma dayanamayan Mahmud Sah vezir Fetteh Han‘in oglu
Karaman’i kiskirtarak baba katili yapar. Bu durum kabileleri çileden çikartir ve
olaylar yeni bir kan davasina dönüverir. Kardesinin öldürüldügünü duyan Dost
Muhammed topladigi kuvvetli ordularla Mahmud Sah’in ordusunu1818’de yenilgiye
ugratir. Mahmud Sah bu yenilginin ardindan Kabil’i terk etmek mecburiyetinde
kalir.
27
Kabil kisa bir zamanda Barakzay ailesinin hakimiyeti altina girdi. Bu
hakimiyet kisa sürede ülkenin genelini kapsamistir. Bu devirde Afganistan
topraklarinin büyük bir kismi kayba ugramistir. Dost Muhammed döneminde ülke bir
çok kez iç ve dis savaslar yasadi. Ülkenin güney ve merkezi kisimlari Ingilizler
tarafindan isgal edilerek Süca’ül Mülk hakimiyetine verildi ( 1839 ). Kabilden
kaçmak zorunda kalan Dost Muhammed Hindu Kus daglarini asarak Türkistan
beyliklerine sigindi. Ingilizlerin yardimiyla tahta oturan Süca’ül Mülk memleketi
yönetmekten çok acizdi. Bunun üzerine Ingilizler ister istemez idareyi dogrudan
ellerine aldilar. 1840’da Dost Muhammed Özbeklerin destegi ile Kabil yakinlarinda
Ingiliz’lerin bir süvari birligini hezimete ugratti. Avantajli durumda olmasina
ragmen, Dost Muhammed Ingilizlerle basa çikamayacagini düsünerek mücadeleden
vazgeçtigini ilan etti. Bunun üzerine Ingilizler Dost Muhammed ve ailesini
Hindistan’a yerlestirdi. Ingilizlerle Afganistan halklari arasinda çikan bazi olaylar ve
Ingilizlerin tecavüz gibi yaptiklari kötü ameller Afganistan halklarini çileden
çikarmisti. Kabil basta olmak üzere ülkenin her tarafinda Ingilizlere karsi cihat
baslatildi. Neticede Afganistan’daki 17 binin üzerindeki Ingiliz askeri imha edildi.
28
Ingilizler ugradiklari yenilgiden sonra intikam amaciyla yirmi bin kisilik (  bu
kisilerin tamami Ingiliz ) bir orduyla Afganistan’a girdiler (1842 ). Ingilizler halktan
70.000 kisiyi katlettiler. Bu katliam tamamlandiktan sonra Hindistan’a dönen

Ingilizler Dost Muhammed’i tekrar memleketine gönderdiler.Ülkeye tekrar dönen
Dost Muhammed, zaman zaman Ingilizlerle dostluk anlasmalarinda bulundu. Dost
Muhammed’in ölümünden sonra oglu Sir Ali ki babasinin sagliginda veliaht ilan
edilmis ve kabul görmüstü, 12 Haziran 1863’de Hindistan Ingiliz umumi valisi Ear
Elgin’e durumu izah edip kendisinin tahta geçmesinin resmen taninmasini istemistir.
Buna karsilik Ingiliz valisi beklemesini bilmistir.
29
  
          Ingilizlerin Sir Ali’yi tanimakta tereddüt ettiklerini ögrenen kardesleri taht için
mücadeleye basladilar. Bu durumda Afganistan, bir  kismi bagimsiz olmak üzere üç
dört bölüme ayrilir. Bu arada Sir Ali tekrar Ingilizlerle anlasma saglamaya çalisir,
fakat o sirada Eyüp Han’dan büyük bir darbe alan Ingilizler Kabil’i terk ederek
Hindistan’a çekilir (1880).
30
Ingilizlerin çekilmesinden sonra  Türkistan’da siginmaci
olan Emir Abdurrahman, kisa sürede Özbek ve Türkmenlerin destegi ile
Afganistan’in hakimiyetini ele geçirir. Abdurrahman ölümünden sonra yerine büyük
oglu Habibullah Han geçer. 1918 yilinda bir suikast sonucunda ölen Habibullah
Han’in yerine oglu Emir Amanullah Han tahta geçer.1919 da Amanullah Han’in
çabalariyla Afganistan Ingilizlerden bagimsizligini alsa da iç çatismalar bir türlü
sona ermez. Ingilizlerle bir baris anlasmasi imzalamakla birlikte basta Türkiye olmak
üzere, birçok ülkeyle siyasi ve askeri konularda anlasma yapilmasini saglar. Mustafa
Kemal Atatürk’ü örnek alarak Afganistan’a yenilikler getirmek istese de halkin
ayaklanmalari sonucunda basarili olamamistir. Ülkenin dört bir yaninda çikan
çatismalardan istifade ederek Beçe-i Sakav adindaki bir çete reisi Kabil’i yagma ile
ele geçirdi. Bu durumda tahtini kardesi Inayetullah Han’a birakarak kaçmak zorunda
kalan Amanullah Han ailesi ile birlikte Italya’ya yerlesti.
31
Kisa bir dönem sonra Fransa’da sürgünde olan Nadir Han ülkeye dönerek
topladigi kuvvetlerle Kabile yürümüs ve Kabili çete reisi olan Habibullah’dan geri
almis, onu yakalayarak idam etmistir.( 12 Ekim 1929 )
32
Kisa bir dönem sonra kral Nadir Sah on bes yasindaki bir lise ögrencisi
tarafindan herkesin önünde tabancayla öldürülür. Nadir Sah’in ölümünden sonra onun yerine tahta on dokuz yasindaki oglu Zahir Sah geçer.
33
 Zahir Sah 40 senelik
bir kraliyet döneminden sonra amca oglu ve basbakan Davut Han’in darbesiyle
tahtan indirildi.Darbe yapildiginda kral Zahir Sah Italya’daydi. Basbakan Davut Han
darbeyi basariyla gerçeklestirerek 1973’de cumhuriyeti ilan etti.
34
 27 Nisan 1978’i
takiben Taraki darbesiyle birlikte gelen komünist rejim ise basvurdugu tüm
barbarliklara, kullandigi bütün vahset makinelerine ragmen yikilmakta olan ama Rus
destegi ile ayakta duran bir duvardan öte bir görüntü sergileyemedi.
35
 1978  – 1992
yillari arasinda Rus yanlisi olarak hakimiyet edenler Taraki, Hafizullah Emin,
Bebrek Karmel ve sonuncusu Necibullah idi ki General Abdurresit Dostum’un
indirdigi darbeyle1992’de Birlesmis Milletlerin Kabil’deki bürosuna sigindi. Ancak
1996 yilinda Kabil Taliban’in eline geçmesiyle asilarak öldürüldü.
36
Afganistan, Sovyetler Birligi isgaline karsi on yil mücadele etmistir. Bu
mücadelelerini tabiî, Afgan mücahitleri kendi imkanlariyla yapamamislardir,
birtakim dis çevrelerden yardim, destek almistir; bu yardim, silah yardimi, askerî
egitim yardimi, parasal yardim, propaganda yardimi gibi her alani kapsayan bir
yardim olmustur. Baslica Bati devletleri derken bunun en basinda Amerika
gelmektedir, onun arkasindan da Amerika'nin bölgede kullandigi ülkelerden birisi
olan Pakistan gelmistir.
37
 Ülkenin önemli sehirleri, Kuzeyde Mezar- i Serif, Ser- i Pul,
Sibirgan. Bati bölgesinde, Herat. Güneyinde Kandahar. Dogusunda Celalabattir.
        1.1. Afganistan Devleti’nin Kurulusu ve Dis Müdahaleler.
            Afganistan’in bir devlet olarak ortaya çikisi, Nadir Sah’in ordusunda yer alan
Abdaliler’ in 1747 yilinda is basina geçmeleriyle baslar. Nadir sah döneminde askeri
disiplini ve  örgütlenmeyi iyi ögrenen Abdali asiretleri “han” adi verilen oymak
beylerinin öncülügünde Kandehar’ da toplanarak aralarindan birini (Ahmed Han) ilk
Afgan krali seçtiler. 23 yasinda kral olduktan sonra sah ve “inciler incisi” anlamina
gelen “dürr- i dürran”  ünvani alan Ahmed Sah Dürrani, Nadir Sah’in ordusunda
yetismis ve güçlü bir karizmatik liderlige sahip iyi bir taktikçi idi. Diger Afgan
asiretleri tarafindan da kralligi kabul edilen Ahmed Sah, daha sonra bölgedeki Özbek
ve Tacikler’i de egemenligi altina alarak ilk milli Afgan devletinin kurucusu
olmustur. Asiretler arasi birlige dayali feodal bir yönetim kuran Ahmed Sah, 1748-
1760 yillari arasinda Hindistan’a yaptigi dört seferle Babürlüler’ den bölgelerin
yönetimini ele geçirmis ve Iran’a karsi giristigi fetihlerle de Herat ve Meshed’i
ülkesine katmistir. Dogu ve güney istikametinde gerçeklestirdigi bu fetih
hareketleriyle güçlü bir devlet kurmayi basaran Ahmed Sah, 1772’de öldügü zaman
Amuderya ile Hint Okyanusu ve Delhi ile Nisabur arasinda kalan topraklarin büyük
bir bölümüne egemen idi.
        Ancak tahta çikma hususunda herhangi bir düzenleme yapilmamis olmasi, her
zaman kimin Afgan krali olacagi sorusunu gündeme getirmekte ve zaman zaman
asiretler arasinda kavgalara neden olmaktaydi. Halkin milli duygulari, henüz yeterince
gelismedigi için bagliliklar daha ziyade oymaklarla yada asiretlerle sinirli
kalmaktaydi.Bu yüzden anlasmazliklar kisisel ya da asiret çikarlari etrafinda
dügümlenmekte ve uzun sürüncemelere yol açmak-  taydi. Nitekim, Ahmed Sah’in
ölümünden 50 yil sonra onun kurdugu imparatorluk dagilarak güçsüz hale ve kendi
içinde bölünmüstü. Kuzey Afganistan Özbek Hanlarinin eline geçerken, diger
bölgelerde de çesitli Afgan kabileleri özellikle Muhammedzay asiretinin beyleri kendi
egemenlikle rini kurmuslardi. Sihler Pencap’ta iktidari ele geçirerek Pesaver’ i
hakimiyetleri altina almislar, Ingilizler de Hindistan’ da sürekli olarak ilerleme imkani
bulmuslardi.
39
Iste bu dönemde ayni Abdali asiretinin Barakzay oymagi hanlarindan biri olan Dost Muhammed, Kabil sehrine ve çevresine hakim idi. Ahmed Sah gibi
karizmatik ve üstün bir yetenege sahip olan Dost Muhammed, daha sonra diger
kabilelerin destegini de alarak tüm Afganistan’a egemen oldu ve 1834 yilinda da
Kabil’de “Emir” unvani aldi. Onun döneminde ülke yeniden siyasi istikrara kavustu.
Ancak ülke bu dönemde Rusya ve Ingiltere gibi iki büyük sömürgeci devletin rekabet
alani içine girdi. Ingiltere Rusya’nin doguya yayilmasini hakimiyeti altinda tuttugu
Hindistan için potansiyel bir tehlike olarak görmekteydi. Bu yüzden Ingilizler
Hindistan’in kuzey bati sinirlarini saglam bir sekilde korumak ve Rus ilerlemesini
önlemek için Afganistan’a birkaç defa saldirida bulundular. Hatta Ingiliz strateji
uzmanlari bir Ingiliz kuklasinin Afganistan tahtin otur tulmasiyla bölgenin
güvenliginin saglanabilecegini sanmislardi. 1839-1842 yillari arasindaki birinci
saldiri, Afganlarin kuvvetli bir direnis göstermeleri karsisinda fiyasko ile sonuçlandi.
Tahta çikardiklari Sah Suca’nin ölmesi ve Dost Muhammed’in 1863’deki ölümüne
kadar ülkeyi içine düstügü sikintidan ve Afganlilar arasindaki düsmanliktan
kurtarmayi basararak ülkenin yeniden birligini sagladi.
40
          Ölümünden sonra ogullari arasinda baslayan saltanat mücadelesi tekrar kanli bir
iç savasa dönüsmese de, 1868’de mesru veliaht kardeslerini yenerek idareye hakim
oldu. Fakat Ruslar’ in Afganistan’a yaklasma politikasi takip etmeleri üzerine
Ingilizler tekrar müdahale ederek 1878-1880 yillari arasinda ülkeyi isgal ettiler. Ikinci
Ingiliz-Afgan Savasi adi verilen bu savasta ise Ingilizler emellerine kismen ulasmislar
ve Afganistan’i tampon bir devlet olarak birakmislardi. Çünkü Ingiliz ordusunun
Afganistan’dan çekilmesi karsiliginda Afgan Emiri Abdurrahman Han Afganistan’in
dis politikasinin kontrolünü Ingiltere’ye birakmisti. Ayrica 1879’da yapilan
Gandamak Antlasmasi çerçevesinde ülkenin sinirlari 1893’de Durand hatti olarak
belirlenmisti. Bu antlasmayla ülkenin dogu sinirlari Ingilizler’ in istekleri
dogrultusunda güvenlik altina alinmis, fakat Hayber Geçidi’nin Hindistan’a (bugünkü
Pakistan’a) birakilmasiyla günümüze kadar ulasan bir sorun haline getirilerek
milyonlarca Afganlinin ülke sinirlari disinda kalmasina neden olmustu Bu arada Ruslar’ da Afganlilar’ a 1888 yilinda Amuderya ve 1895 yilinda da
Pamir antlasmalarinin maddelerini dikte ettirmislerdi. Tüm bu antlasmalar 1907
yilinda Petersburg’da Ingilizler’ in ve Ruslarin imzaladiklari bir antlasmayla da teyit
edilmisti. Bu sekilde ortaya çikan Afganistan’in sinirlari iki büyük sömürgeci devletin
stratejik hedeflerine hizmet eder nitelikte ve hiç tarihi baga ve özellige dayanmayan
dogrultuda çizilmisti.
42
 Dis istilalar neticesinde Ingilizler’ e verdigi tavizler ve iç
çekismeleri bastirmak için yönetimi sirasinda basvurdugu siyasi hile ve baskic i
tutumundan dolayi Abdurrahman Han halk arasinda sevilen bir han degildi ve öldügü
zaman asiretlerin gücünü tamamen kirmasa da büyük ölçüde zayiflatmisti.
         Birinci Dünya Savasi sirasinda Afganistan, asiret liderlerinin Hindistan’daki
Ingilizler’ e saldiri yapma yönündeki baskilarina ragmen, tarafsiz kalmayi basarmistir.
Afganistan’ a bu tutumuyla tam bagimsizligi kazandiracagini uman Abdurrahman’ in
büyük oglu Habibullah Han’in Subat 1919’da öldürülmesi üçüncü bir Ingiliz-Afgan
savasi’nin çikmasina neden oldu. Yerine geçen Amanullah Han, Hindistan’daki
Ingilizler’ e küçük çapli askeri seferler düzenlemesi üzerine Ingiltere de 6 Mayis
1919’da ona savas ilan etti. Ancak savas sonuçsuz kaldi ve 8 Agustos 1919’da
Rawalpindi’ de yapilan bir antlasmayla  Ingilizler Afganistan’in tam bagimsizligini
kabul ettiler.
43
        1.2. Afgan Sahlarinin Modernlesme Çabalari
       Savas sonrasinda dis tehditlerden kurtulan ve “sah” unvani alan Amanullah Han,
bir dizi reform programini uygulamaya koyarak ülkede modernlesme sürecini baslatti.
1927 ve 1928 yillarinda Hindistan, Türkiye, Avrupa ve Sovyetler Birligi’ne yaptigi
gezilerden sonra ülkeye çok sayida Avrupali danismanlar getirterek sosyal reformlara
giristi. Kadinlarin disarida taktiklari purdah (peçe) mecburiyetini kaldirdi; tek kadinla
evliligi ve kiz çocuklarinin okula gönderilmesini zorunlu kildi. Kabileler üzerindeki
merkezi yönetimin otoritesini güçlendirme- ye çalisti. Egitim alaninda da mecburi
ilkokul ögretimini baslatti. Ancak bu Kabil disinda istihdam  edilecek yeterli eleman
ve altyapi hizmeti olmadigi için tam olarak uygulamaya konulamadi. Ayrica,
ulemadan ve kabile reislerinden Bati tipi egitime karsi tepkiler de vardi. Ser’i
kanunlarin sadece aile, evlilik vs. gibi alanlarda ve ikinci derecede bir hukuk sistemi  olarak kabul edilmesi de ulemanin muhalefetine maruz kaldi. Vergiyi de mal yerine
para olarak ödenmesini sart kostu. Askeri alanda da esitlige ve mecburi askerlige
dayanan bir sistem gelistirerek kabile reislerinin gücünü kirmaya çalisti. Onun
reformlarina karsi ilk ciddi tepki, 1924 yilinda Khost adli Mangal kabilesinin askeri
alandaki reformlara direnmesi ve ulemanin da  destegiyle büyüyerek bir ayaklanmaya
dönüsmesiyle geldi. Bir süre modernlesme çabalarini sürdürebilme gücünü kendinde
bulamayarak reform programindan vazgeçer göründü. Ancak  1928’deki Avrupa
turundan sonra tekrar siki bir sekilde reform programina baslamasi, muhafazakar
kesimlerin yogun tepkilerini üzerine çekti ve tesirli Müceddidi ailesi ile Shinwari
kabile- sinin isyanlari  neticesinde Ocak 1929’da tahttan indirilerek ülkeden kaçmak
zorunda kaldi. Böylece, onun baslattigi modernlesme faaliyetleri yarida kalmis oldu.
44
        Okuma yazma bilmeyen bir çete lideri Emir Habibullah Gazi kendisini kral ilan
etti. Birkaç yil karisik bir dönemden sonra Muhammed Zaylar’ dan Amanullah Han’in
ailesine yakin dört yetenekli kardes bir direnis örgütleyerek ve çesitli asiretlerin de
destegini aldiktan sonra Emir Habibullah Gazi’yi yakalayarak idam ettiler. 17 Ekim
1929’da bu kardeslerden biri olan Nadir Han, sah unvaniyla Afganistan tahtina oturdu.
Nadir Sah, yogun modernlesme programindan vazgeçerek seri kanunlari tekrar tek
hukuk kaynagi olarak tanidi ve çikarilan kanunlarin Islam hukukuna uygunlugunu
düzenlemek gayesiyle bir Ulema Cemiyeti kurdu. Kizlarin egitimini kaldirdi ve köy
okullarinin yönetimini tekrar ulemanin denetimine verdi. Onun döneminde kabile
reislerinin ve ulemanin istekleri dogrultusunda sinirli bir modernlesmeye izin verdi.
Ancak dört yil sonra Kasim 1933’de Nadir Sah’in öldürülmesi üzerine oglu
Muhammed Zahir Sah tahta geçti ve basbakanlik görevi de yapan Davud Han’in bir
darbeyle kralliga son verdigi 1973 yilina kadar uzun süre idarede kaldi. Darbe Nadir
Sah’in Italya’da tatilde bulundugu sirada kansiz bir sekilde yapilmisti. Zahir Sah’in
döneminde Afganistan Ikinci Dünya Savasi sonrasinda Hindistan ve Pakistan’in
bagimsizlarini kazanmasiyla Pakistan’la bazi sinir tartismalarinin ortaya çikmasina
neden oldu. 1953’de Davud Han’in basbakanliga geçmesiyle birlikte ülkede tekrar
genis çapli bir modernlesme ve gelisme dönemi baslatildi. Bu gelismeyi saglamak için  Afganlilar, baslangiçta Amerika’ya yönelmelerine ragmen, daha sonra Rusya’nin
tesiri altina girdiler. Rus etkisi ilk olarak ülkede yeni yollarin, fabrikalarin ve elektrik
santrallerinin insasiyla kendisini göstermeye basladi. Ruslar Afgan ordusunun
modernlestirilmesine, Kabil Üniversitesi’nin reform edilmesine ve kuzeydeki petrol
alanlarinin isletilmesine de aktif olarak katildilar. 1964’de kabul edilen yeni
anayasayla da demokratiklestirme süreci baslatildi. Islam hukuku, devletin temel
hukuk kaynaklarindan biri olarak kabul edilmis ve Hanefi mezhebinin öngördügü
hukuki prensiplerin anayasada ve diger kanunlarda açikça belirtilen kurallarla
çatismadigi müddetçe uygulanacagi ifade edilmisti. Ülkede yapilan seçimler
sonucunda meclis açilmis ve Demokratik Halk Partisi adinda bir kurulmustu. Ancak
demokratiklesme süreci sol egilimli ve Sovyetlerle yakin iliskisi olan eski
basbakanlardan Davud Han’in 1973’te hükümet darbesi yaparak monarsiye son verip
cumhuriyet ilan etmesiyle yarida kaldi. 27 Nisan 1978’de Sovyet egitimi görmüs hava
kuvvetleri subaylarinin giristigi yeni bir darbeyle Davud Han ve yakinlari öldürüldü.
Böylece yönetim tekrar Halk Partisi’nin Marksist egilimli kanadinin eline geçti.
45
       Nur Muhammed Teraki baskanligindaki yeni hükümet, Aralik 1978’de Sovyetler
Birligi’ne gerektiginde Afganistan’i korumak için askeri müdahalede bulunma
yetkisi veren bir dostluk antlasmasi imzaladi. Bir yandan da ülkede toprak reformu,
egitim seferberligi gibi radikal reformlar yapmaya basladi ve ülkedeki tüm güçleri
tek parti sistemine baglamaya çalisti. Basta ulema ve çesitli asiret reisleri hem toprak
reformuna hem de komünizm ideolojisinin yerlestirilmesini hedefleyen egitim
seferberligine karsi çiktilar. Özellikle kizlarin ve yasli kimselerin okuma-yazma
kurslarina gitme mecburiyeti ve ögretmenlerin farkli bir hayat tarzina ve fikri
yapilara sahip olmalari birçok kimsenin tepkisine maruz kaldi. Rus yanlisi yeni
rejimin giderek güçlenmekte olan Islimi muhalefete karsi tutumu da oldukça baskici
idi ve yüzlerce din alimi, aydin, han ve tüccar ya hapse atildi ya da öldürüldü. Nur
Muhammed Teraki bir yandan dinin siyasetten ayrilmasi gerektigi fikrini
yayginlastirmaya çalisirken, diger yandan da 1929’da kurulan resmi Ulema Cemiyeti
ve Afganistan Islam Alimleri Genel Konseyi vasitasiyla rejimin Islami yönden
mesrulugunu savunmaya çalismaktaydi. Ancak, Eylül 1979’da yakin generallerinden
Hafizullah Amin’in darbe yapmasi üzerine Sovyetler Birligi’ de 24 Aralik 1979 tarihinde Afganistan’i isgal etti ve Halk Partisi’nin Perçem grubu lideri Babrak
Karmal’i parti genel sekreterligi ve devlet baskanligina atadi.
46
 Yenilik ve
modernlesme adina yapilan reformlar ve bu reformlarin sonuçlari  hakkinda genis
bilgi için Raja Anwar’in “ The Tragedy of Afghanistan ” ( afganistan’in tirajidisi )
adli eserine bakila bilir.
47
       1.3. Rus Isgali ve Mücahit Gruplarinin Mücadelesi
       Afganistan’in Ruslar tarafindan isgali, milletler arasi camiada büyük yanki
uyandirdi. Sovyet yöneticileri Afganistan hükümetinin daveti üzerine yardim etmek
için bu ülkeye girdiklerini iddia etmelerine ragmen buna kimse inanmadi. Uluslar
arasi camianin büyük tepkisini çeken Rus isgali, Subat 1989 yilinda Rus birliklerinin
çekilmesine kadar sürdü. Ruslar 10 yil boyunca ülkede 100 bin dolayinda asker
bulundurarak mücahit gruplarin mücadelesine içerdeki isbirlikçileriyle birlikte karsi
koymaya ve halkin destegini saglamaya çalistiysa da, uzun vadede bunda basarili
olamadi. Hükümet sehir merkezlerine hakim olurken, kirsal kesimler mücahit
gruplarin elinde kaldi. Ülkedeki komünist yönetime karsi savasma imkani bulamayan
çesitli mücahit gruplari da, yurt disina giderek mücadelelerini çogu Pakistan’a ve bir
kismi da Iran’a  göç eden milyonlarca Afganlinin destegiyle yürüttüler. Basta Islam
dünyasi olmak üzere bazi Bati bloguna mensup ülkelerden de destek alan mücahitler,
Ruslar’ a karsi amansiz bir silahli mücadele verdiler.
48
       Aslinda mücahit gruplari ilk olarak 1960’li ve 1970’li yillarda tesekkül etmeye
baslamisti. Halk Partisi’nin 1960’larda kurulmasindan ve bu partinin Sovyet yanlisi
bir politika izlemeye baslamasindan sonra faaliyetlerini yogunlastirarak yeni rejime
karsi muhalefeti olusturdular. Islami gruplar bu dönemde özellikle basin, üniversiteler
ve parlamento araciligiyla seslerini duyurmaya çalisiyorlardi. Bunlardan ilki, siyasi ve
fikri Müslüman ögrencilerin kurduklari Müslüman Gençlik Teskilati idi. Modernist
egilimli bir gençlik teskilati olarak ortaya çikan bu hareketin üyeleri, sol kesime,
devlete ve geleneksel dini liderlige siddetle karsi idiler. Mevcut Afgan kültürünün
gerçek Islam kültürüyle hiçbir iliskisi olmadigini, dolayisiyla ilerici ve insani bir
toplumun olusturulmasinin sadece topyekün bir müc adeleyle ve mevcut sistemi  yikmayla mümkün olabilecegini savunuyorlardi. (Roy, 1990: 119-127). Zaman içinde
üniversite disindaki kesimlerde de taraftar bulan bu hareket, daha sonra iki gruba
ayrildi. Ögrenci konseyinde Islami bir grubun temsilciligini yapan Gülbeddin
Hikmetyar, 1977’de Pesaver’ de Hizb- i Islami, Burhaneddin Rabbani de Cemiyet- i
Islami teskilatlarini kurdular. Diger Islamci aydinlar da Gahez (Safak) adli bir gazete
vasitasiyla fikirlerini yaymaya çalisiyorlardi. Özellikle Mevlevi Yunus Halis adli
radikal bir grubun lideri bu gazetenin basyazarligini yapmaktaydi. Rus isgalinin
akabinde Herat’ ta baslayan mücahitlerin ilk isyan hareketi, daha sonra çevre
bölgelere de yayilarak genisledi. Bu arada askeri müdahaleye ve rejime karsi Afgan
halkini  teskilatlandiran çok sayida yeni mücahit gruplari kuruldu ve bunlar zor sartlar
altinda bagimsizlik için mücadele verdiler.
49
        Tüm mücahit gruplari Islam adina hareket etmekte, fakat her birinin Islam
anlayisi farklilik göstermekteydi. Ilimlilar teorik olarak siyasi çözüm için daha meyilli
idiler. 1983 baharinda üç ilimli grubun liderleri açikça eski Afgan kralinin inisiyatifini
desteklerken, radikaller kralin Pesaver’e gelmesi halinde öldürülecegi tehdidinde
bulunmuslardi. Radikaller ülkede Islami  bir devrimin yapilmasini istemekteydiler.
Sovyetler’ e karsi yapilan mücadeleyi ikinci planda görmekte ve esas olarak toplumu
yeniden Islami ölçülere göre yapilandirmayi hedeflemekteydiler. Bunlar geleneksel
din alimlerinin toplumu ahlaki çöküntüye sevk ettiklerine inanmaktaydilar.
Ilimlilardan Mehaz- i Milli- i Islami lideri Seyyid Ahmed Geylani ve Cephe- i Necat- i
Milli lideri Sibgatullah Müceddidi’ nin taraftarlari daha çok Pestular’ dan meydana
gelirken, Cemaat- i Islam’in Tacik lideri Burhaneddin Rabbani’nin taraftarlari ise
büyük oranda Tacikler- den tesekkül etmisti. Ahmed Sah Mesud’un Pensir grubu da
büyük ölçüde Özbek ve Tacikler’ den olusmaktaydi. Tüm mücahit gruplari 1982
yilinda Afgan mücahitleri Birligi adiyla bir birlik olusturdular. Ancak, hiçbir mücahit
grubu kendisini feshetmedigi için daha sonra bu birlik islevini yitirerek dagilmak
zorunda kaldi. 1985 yilinda da yine ayni adi tasiyan bir birlik kuruldu ve bu defa
dönüsümlü baskanlik sistemi benimsenerek bir süre fonksiyonel halde kaldi. Bu arada
Birlesmis Milletler gözetiminde yapilan Afganistan ve Pakistan’in arasindaki dolayli
görüsmeler neticesinde 14 Nisan 1988’de  Cenevre Antlasmasi imzalandi. Amerika  Birlesik Devletleri ve Sovyetler Birligi’nin garantör olarak imza koyduklari bu
antlasmaya göre, Sovyet askerlerinin 1989 yilinin ilk aylarinda ülkeden çekilmesi ve
yurtdisindaki göçmen ve mücahit gruplarin ülkeye dönmesi kararlastirildi. Haziran
1988’de de bu birlik sürgünde bir hükümet kurdu ve Afgan Mücahitleri Danisma
Meclisi adiyla bir meclis olusturuldu. Sura adi verilen bu meclis, Sibgatullah
Müceddidi’ yi devlet baskanligina, Abdülresül Seyyaf’i basbakanliga ve Gülbeddin
Hikmetyar’ i da Disisleri Bakanligi’na getirdi. Çesitli Islam ülkeleri tarafindan taninan
bu hükümet, Afganistan’daki  komünist rejimin temsilcileriyle görüsme yapmayi
reddetti ve neticede rejimin yikilmasini gerçeklestirdi. Ancak kendi aralarinda zaman
zaman anlasmazliga düsen ve bunu da birbirlerine karsi siddetli saldirilar
düzenleyerek çözmeye çalisan mücahit gruplarinin liderleri, ülkede tam olarak
istikrarli bir yönetimin kurulmasini saglayamadilar.
50
 2. Afganistan’in Cografi Konumu
           Günümüz siyasi haritasinda Afganistan olarak bilinen memleketin adi Afgan
kavminin üstünlük kazandigi 1747 yilindan sonra ortaya çikmissa da bugünkü
sinirlari 1880’de Ingilizler tarafindan çizilmistir.
51
Daha önceleri belli bir siyasi birlik
olmadigi için memleketteki bölgelerin ayri ayri isimleri vardi. Bu bölgede yasayan
halklar arasinda dil ve irk yönünden bir bag bulunmamaktadir.
52
Bugünkü yüz
ölçümü 650.000 km
2
 olup nüfusu konusunda kesin bir bilgi yoktur.
53
 Birlesmis
Milletlerin gerçege yakin bir tahminde bulunarak 2001 yilinda verdigi rakam 28
milyon civarindadir.
54
Afganistan’in yüz ölçümü 652.000 km² olup, kurulusundan günümüze kadar
ülkede tarafsizlik ilkesine dayali bir nüfus sayimi yapilamadigindan nüfusu
konusunda kesin bir bilgi olmamakla beraber, ülke nüfusunun yüzde doksani
Müslüman olup Hanefi ve Caferi mezheplerine mensupturlar. Ancak çogunlugu
Hanefidir. Bir orta Asya  ( Türkistan ) ülkesi olan Afganistan kuzeyden Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan ile doguda kisa bir mesafede Dogu Türkistan ile, Kesmir
ve Pakistan ile, güneyde yine Pakistan ile batida da Iran ile siniri
bulunmaktadir.
55
Afganistan’in ortalama yüksekligi 1200 metreyi geçer. Dogu- Bati
arasi uzunlugu 1240 km, kuzey- güney arasi 653 km.dir. Dag silsileleri , kuzeydogudaki Vakhan koridorundan güney- batiya dogru ülkeyi ikiye ayirir. En önemli
dag silsilesi Himalaya daglarinin uzantisi olan Hindikus daglaridir. Bu daglar kuzey
ve güney Afganistan bölgeleri arasinda adeta bir set teskil eder. 2987 metre
yüksekligindeki Siber en önemli geçittir.
56
 Hindikus daglari batiya dogru açilarak
Iran sinirina kadar uzanir. Ülkenin tam arasinda Kuhi Baba Dagi vardir.
Afganistan’in diger önemli daglari doguda bulunur. Bunlardan Sefid Kuh (
Akdag) Kabil’ in güneyinde Logar vadisine, batiya dogru uzanir. Bu daglarin
stratejik önemi çok büyük olan Hayber Geçidi, Kabil’ in güneyinde ikiye bölünür.
Daha güneyde Pakistan’daki Süleyman Daglarinin kuzey uzantisi vardir. Kovaja
Arman Dagi Kandahar Bölgesi ve Pakistan’in siniri arasinda güney- batiya
uzanir.
57
Afganistan’a güzellik ve özellik kazandiran, ovalarina hayat vererek ekilen
topraklarin su ihtiyaçlarini saglayan Afganistan’i verimli bir ülke yapan nehirlerin en
uzunu ve tarihe damgasini vuran Amu Derya’dir.
Amu Derya, Kuzey Afganistan (Güney Türkistan) la Tacikistan ve
Özbekistan arasinda tabii hudut olarak uzanip Pamir daglarindan (Dogu Türkistan’ la
Güney Türkistan arasindaki dag) çikarak ana Türkistan’in Aral Gölü’ ne
dökülür.Tarihi adi “ Oxcus veya Öksüzdür.” Uzunlugu 2400 kilometre karedir.
58
Küçük tasit gemilerinin kullanilmasina uygundur. Nehrin önemli limanlari, Kizil
Kale, Das Güzel ve Derkat’tir.
Güney Türkistan’ la Özbekistan arasindaki gidis gelislerde Hayratan Köprüsü
kullanilirken, Tacikistan ve Güney Türkistan arasinda Derkat ve Kizilkale
limanlarinda küçük sandal ve gemiler kullanilmaktadir.
Amu Derya Afganistan Türkleri (Güney Türkistanlilar) için maddi degerinin yani sira manevi deger de tasimaktadir. Birçok Türk Hakani bu tarihi nehirden
geçerek dogu ve batida fetihler yapmistir. Ayni sekilde Dogu Türkistan’dan baslayip
Aral gölüne dökülünceye kadar geçtigi köy ve kasabalarin daha dogrusu ülkelerin
çogu tarih boyunca Türklerin yurt tutugu yerlerdir.
Afganistan’in yillardir iç savas yasamasinda dis güçlerin parmagi olmasinin
en önemli sebeplerinden biri sahip oldugu yeralti zenginlikleri olsa gerek. Bu
kaynaklar: Petrol yataklari, dogalgaz, altin, kükürt, tuz
59
,.demir, bakir, lacivert tasi,
çinko, sodyum, magnezyum sülfat, magnezyum klorat, krom, berilyum, sülfür,
talk,gümüs.
60
 Bahs edilildigi gibi kaynaklardan petrol ve dogal gaz basta olmak üzere
birçogu kuzey bölgesinde yani Türklerin yasadigi bölgededir.
61
Ekonomik açidan
ülkenin durumu gerek savas öncesi gerekse savas döneminde hiç iç açici degildir.
Dünya’nin en fakir ülkelerinden biri olan Afganistan’da kisi basina düsen milli gelir
200-300 dolar olarak tahmin edilmektedir. Halkin çogunlugu ziraat ve hayvancilikla
ugrasirken, kalan kismi ticaret, serbest meslek ve devlet dairelerinde
çalismaktadir.Rus isgalinden bu yana bes milyon kisi ülkeyi terk etmistir. Afganistan
halkinin büyük bir kismi savasla mesgul olup silahi adeta geçim kaynagi yapmistir.
Hatta ülkenin istikrara kavusmasini istemeyenler vardir. Bunlar silah ticareti
haricinde ekonomik bir gelir düsünmemektedirler.
62
Ülke, sulama kanalinin olmadigi için verimli tarim arazilerinden yeterince
faydalanamamaktadir.Afganistan’in disaridan bugday aldigi da son yillarda
görülmüstür. Birlesmis Milletler raporuna göre tarim arazileri tam anlamiyla
kullanilirsa kuzey bölgesindeki, Baglan, Kunduz ve Thhar vilayetinin tarim
mahsulleri tümüyle Afganistan’a yetecektir. Cografi sartlara uygun olarak
Afganistan, kuzey, kuzey-dogu ,güney-bati, simali,Merkezi ve Baskent olarak yedi
idari bölge ve bu bölgeler 3 vilayet,216 ilçe, 117 belediyeye ayrilmistir
 

 3. Afganistan’in Ekonomik Durumu
Afganistan’in yer alti zenginlikleri yönünden büyük bir potansiyele sahip
oldugu bilinmektedir. Ancak uzun süreli savas ve  nakil güçlükleri dolayisiyla
madenler yeterince isletilememektedir. Afganistan ulasiminda  daha çok karayollari
kullanilmaktadir. 1978’de bir  Fransiz firmasi Kabil, Kandahar ve Herati bir birine
baglayacak ve batida  Iran’a, güneyde de Pakistan’a kadar uzanacak olan
demiryolunun yapimini üzerine almissa da çikan iç savaslar nedeniyle
tamamlayamamistir. Kara yollarini Kandahar-Çaman, Kabil-Torham ve HeratIslamkale kismini Amerikalilar, Kabil-Kunduz-Kizilkale ile Puli-humri-Mezar-i Serif
kismini da Sovyetler yapmistir. Ulasimda Amuderya üzerinde çalisan küçük deniz
araçlarindan da faydalanilmaktadir.
64
         3.1. Tarim:Verimli tarim alanlarina sahip olan Afganistan halkinin büyük bir
kismi tarimla ugrasir. Araziler küçük gruplar halinde olup, toprak çogunlukla ilkel
metotlarla islenir. Afganistan’in baslica tarim ürünleri : Bugday ,misir, pirinç, arpa,
fasülye, bezelye, çavdar,dari,yonca,patates, sogan, lahana, patlican, kabak, limon,
kiraz, elma, pamuk,seker pancari ve tütündür.
65
         3.2. Hayvancilik: Afganistan ekonomisinde önemli bir yere sahip olan
hayvancilik da halkin en çok ugrastigi alanlardandir. Koyun, keçi, deve, at ve esek
beslenen önemli hayvanlardandir.Afganistan’da dört çesit koyun türü vardir.
Bunlardan Gilzai cinsi yünü için, Türki cinsi et-yün-süt için,Arabi cinsi hali yünü
için,Karakul cinsi derisi için beslenir.
66
3.3. Sanayi: Evlerde ve atölyelerde yapilan el isleri disinda Afganistan sanayi
bakimindan yeni yeni gelismekte olan bir ülkedir. Kumas,çimento,seker ve gübre
fabrikalari vardi

Afganistan’in Etnik Yapisi
Afganistan’da 20 kavimden fazla yasamakta olup
69
 nüfusunun %84’ü Sünni
Müslüman ve diger dinlerde de %1’i olusturmaktaydi. Ancak Afganistan’daki iç
savasta radikal Sünni Islamcilarin olusturdugu Taliban hareketinin önlerine gelen
herkesi özellikle Siileri katletmeleri nedeniyle su anda etnik dagilim gibi din inanç
oranlarindan ne oldugu tahminlerin ötesine geçememektedir. Bugünkü Afganistan’in
nüfusunu meydana getiren ahalinin etnik yapisi oldukça karisik görülmektedir.
4.1. Pestunlar: Afganistan’da en kalabalik ve hakim etnik grubu teskil eden
Pathan diye de isimlendirilen Pestunlar %48,5 ile (9.768.000) Afganistan’in en
büyük etnik grubunu olusturmaktadir. Pestunlar, Afganistan’in dogu bölgelerinde
yasayan bir etnik gruptur. Pestu dilini benimsemis ve bu dili konusmaktadirlar.
70
Pestun (Pathan) halki yaklasik altmis farkli kabileden olusmaktadir.Kabile adi (soyu) miras ve mirasa sahip olma haklari, kabile konseyinde konusma haklari ve kabile
topraklari kullanma hakkini vermektedir. Kadinlar kisisel kazalar ve mallar
üzerindeki anlasmazliklari genellikle aileler ve klanlar arasinda kan davasina
dönüsmektedir. Bu kan davasi iller arasi kan davalari, eger kabile konseyi ya da klan
sefi tarafindan durdurulmazsa  nesilden nesile geçen bir davaya düsmektedir.
Sehirlerde yasayan yüksek egitimli Pestunlar disinda diger Pestun kabileler
çadirda yasayan göçebelerdir. Pestunlar’in da %99’u Sünni müslümandir. Pestunlar
sürekli bir savas halinde bulunan insanlar olarak bilinmektedir. 1979’da Sovyet Isgali
ile yaklasik 3 milyon Afgan Pakistan sinirina dogru kaçmaya basladilar ve bunlarin
çogunlugu pestun idi. Bu halk devam eden sivil savas ve Sovyet  isgalinin bir sonucu
olarak asari bir karmasa içinde bulunmaktadirlar.
71
4.2. Özbekler: Afganistan’in ikinc i büyük etnik grubunu teskil etmektedirler.
Türk boylarinin içinde en kalabalik olani Özbeklerdir. Ülkede Egitime en çok önem
veren Özbekler tüccarlik, ziraat ve sanatkarlik yalamaktadirlar.
72
 Kendi dinleriyle
anilan cumhuriyette yasayan 15 milyon Özbek’in  disinda yaklasik 5 milyon Özbek
de Afganistan, Kazakistan, Kirgizistan, Tacikistan ve Türkmenistan’da yasamaktadir.
Afgan Özbeklerinin nüfuslari tahminen bir buçuk milyonu bulmaktadir.
Afganistan’da en kalabalik Türk grubunu olusturan Özbekler Afgan Türkistan’i
denilen bölgede yasamaktalar. Özbekler özellikle Ser- i Pul, Kunduz Andhoy,
Sibirgan, Tas-Kurgan, Mezar- i Serif Belh Maymene, Alica ve Bala Murgab
bölgelerinde yogundurlar.
73
4.3. Tacikler: Afganistan’in üçüncü büyük etnik grubunu teskil eden Tacikler
ülkenin kuzey, kuzeydogu. Farsça’nin Derice lehçesini konusmakta olup, Fars irkina
mensupturlar.
74
 Afganistan ve Türkmenistan’in Fars orijinli  halki olduguna inanilan
Tacikistan’in büyük çogunlugu eski SSCB cumhuriyetlerinden biri olan
Tacikistan’da yasamaktadirlar. 1995 sayimlarina göre 3.605.200 (%17.9) nüfusa sahip olan Afgan Tacikleri de Tacikistan’a kadar uzanan Hindikus Daglarinin
kuzeydogusunda yasamaktadirlar. Daglik bölgelerde yasayan  köylü Tacikler
göçmen çiftçiler ve çobanlar olarak çalisirlar. Kabile halinde yasamalarina ragmen en
az kabile organizasyonuna sahip görünmekteler. Örnegin onlarin çogu bugday, arpa
ve hububat yetistirdikleri kendi topraklarina sahiptirler. Sehirli Taciklerin çogu
genelde tacir olarak ya da büyük ölçüde yetenekli sanatçilar olarak çalisirlar. Kendi
degerlerini ve geleneklerini korumak Tacikler için çok önemlidir.
Taciklerin %99’u Sünni müslümandir. Fakat uzak dag bölgelerinde yasayan
Taciklerin bir kismi Ismaili Sii Müslümanlardir. Islam yasamlarinin her sahasini
nüfuz etmistir. Okuryazar orani Afganlilar arasina %25 iken Taciklerde bu oran
%10’a düsmektedir. Tacikler Farsça (Derice) konusmaktalar.
75
            4.4. Hazaralar: Ülkenin dördüncü büyük etnik grubunu teskil etmekte olup
Hazarecat denilen merkezi bölgelerde yasamaktadirlar. Farsça konusuyorlar, bu
gruplardan baska degisik sivelerde konusan azinliklar ülkenin degisik bölgelerinde
yasamaktadirlar.
76
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            
Afganistan, bulundugu konum itibariyle her zaman istilacilarin akinlarina ugramistir.
Hazaracat’in, Afganistan’in ortasinda olmasi sebebiyle akincilar, ülkenin bir
tarafindan diger tarafina ulasmak için bu bölgeden geçmek zorundaydilar. Bu
sebepten dolayi Hazaracat, tarihin çesitli dönemlerinde istilacilarin hakimiyeti altinda
kalmis ve Hazara Hanlari veya Mirleri tarafindan merkezi hükümete haraç vermek
suretiyle idare edilmistir. H. IX. Yüzyilin sonlarinda Hazaracatta Emir Zunnün Ergün
tarafindan kurulan Ergüniye Hazara Emaretinin son emiri olan Sah Beg Ergünün,
Sah Ismail Safevi tarafindan öldürdükten sonra bu Emaret sona ermistir.
77
          Hazaralar, gürültülü irmaklar dar vadiler ve yalçin sira daglarindan olusan Orta
Asya’nin uçsuz bucaksiz sahalarinda yasamaktalar. Temel isleri hububat ekimidir.
Bütün Afgan haklari gibi iç savasin bir sonucu olarak bir karmasa kaos yasamaktalar.
Köylerin yikilip yok olmasi insanlarin mülteci olarak ya Kabil’e ya Iran’a ya da
Pakistan’a kaçmalarina neden olmustur. Hazaralar yilin büyük çogunluguna da 30 ila
100 arasinda degisen sayidaki evden olusan köylerde yasamaktalar. Köylülerin üçte biri Mayis’tan Eylül’ün baslarina kadar sürüleriyle yaylalara çikmaktadirlar. Islam
dininde önemli bir yeri olan Ramazan ayi Afganistan halki tarafindan büyük önem
tasimaktadir. Hazaralar yillardir bu ayin 19- 21. günlerini Hz.Ali'nin yaralandigi ve
sehit edildigi gün olarak sayarak gam ve kaderle geçirirler.
78
Köylerdeki çalismalar geleneksel olarak lider insanlarin uzlasmasi ile
çözümlenmektedir. Politik liderler kisisel degerler yada sosyal baglantilari temel
olarak iktidara gelebiliyorlar, digerleri halk tarafindan belirlenen temsilcilerdir. En
etkili sahsiyetlerden biri toplulugun dini ihtiyaçlarina hizmet etmek için dini
özelliklerini kullanan ‘Seyyid’lerdir. Bir iki yillik temel egitim yalnizca erkek
çocuklara verilmektedir. Egitim, Islami temele dayanmaktadir. Hazaralarin büyük
çogunlugu Siilerdir. Hazaralarin çogunlugunun Ismaili Sii olan Taciklerle güçlü
baglari vardir. Her iki grup genelde birbirleri arasinda etnik benzerlik oldugunu
yalanlasalar da aralarinda çok güçlü hisler vardir. Okur yazar orani çok düsüktür.
79
4.5. Aymak Hazaralari: Daha çok Herat ve Badgsan vilayetleri basta olmak
üzere Faryab ve Ser-i Pul vilayetlerinin Kohistanat denilen kirsal kisimlarinda
yasamaktadir lar. Diger Türk gruplarina nazaran Fars kültürü etkisi altinda kalan
Aymaklarin çogunlugu Farsça konusmaktadirlar. Ser- i pul ve Faryab vilayetlerinde
yasamakta olan Aymaklar Türk olduklarini kabul ederlerken, Herat ve Badgis
vilayetlerinde yasamakta olanla rin ancak yaslilari Türk olduklarini
bilmektedirler.Nüfuslari konusunda kesin bir bilgi olmamakla beraber, Türkmenler
kadar kalabalik olduklari tahmin edilmektedir.
Afganistan’da orta bölge daglarinda yasayan bir azinlik kabile olan Aymak
Hazaralari’nin sayisi 1995 verilerine göre 141.000’dir. Aymak Hazaralari
Afganistan’a ve kuzey Iran’a dagilan Çar Aymak’in sekiz kabilesinin en kalabalik
grubunu olusturmaktadir. Bu kabilenin hepsi içinde bazi Türkçe kelimeler içeren
Fars dil ailesinin bir grubunu olusturan Aymak’ça konusmaktadirlar.
Yillarca Çar Aymak kabileleri degisik yönetimler tarafindan sürüldüler,
dagitildilar. Aymak Hazaralarin daglik bölgelerde yasayan göçebe bir kabiledir.
Yasadiklari bölge dünyanin en önce ticaret yollarinin geçtigi bir bölgedir. Degisik gruplarla etkilesim Çar Aymaklar arasinda karisik bir miras olusturdu. Çogu Mogol
yüz hatlarini sahip olduklarini söylemekte ve Cengiz Han askerlerinden geldiklerini
ileri sürmektedirler. Çar Aymaklar Sovyetler’in Afganistan isgallerine karsi
savunmada oldugu gibi iç savasta da aktif görünmekteler. Bir zamanlar bütünüyle
göçebe bir hayat süren Aymak Hazaralari günümüzde belli mevsimlerde dolasan yari
göçebe bir yasam sürmektedirler. 1950 ve 1960’larda kuraklik ve erozyondan
kaynaklanan problemler yüzünden Aymak Hazaralari çiftçilikle, tarimla ugrasmaya
basladilar. Bununla birlikte tarim hala kültürlerinde ikinci bir aktivite olarak
düsünülmekte ve görülmektedir. Asil zenginlikleri sahip olduklari hayvan sürülerinin
büyüklügüne baglidir.
Aymak Hazara toplumu baba-erkil gelenekçi bir yapiya sahiptir. Çekirdek
aile toplulugun en önemli grubudur. Genelde bu aile erkek, karisi , annesi, babasi ve
çocuklardan olusmakta. Bir genç kiz evlendiginde esi onun hayat boyu ailesi olur.
Etnik kimlikleri aile ve klan yapisini temel alir. Aymak Hazaralar yiyecek kaynaklari
azaldigi zaman hayatlarini idare ettirmek için tek geçim yollari kadinlarin yaptiklari
kilimleri satmaktir. Aymak Hazaralar Sünni Müslümanlardir.
80
4.6. Türkmenler: Afganistan’daki Türk toplumlarina dahil kalabalik
boylardan biri olan Türkmenler,Yarim milyondan fazla, Afganistan’in Türkmenistan
sinirina yakin kuzey bölgelerinde yasamaktalar. Bu bölge Hazar denizinin dogusu,
Karakum Çölü’nün çevresinin kapsamakta. Göçebe sigirtmaçlar olarak yüzyillarca
yasayan kabile bir topluluktur. Bununla birlikte son zamanlarda bir çogu çadirlari
yaninda kendi evlerinde de yasayan yari göçebe bir hayat tarzina geçti.
Türkmenler Bati Türkçe’si sivesiyle konusurlar. Türkmenlerin öz vatani olan
Türkistan’in güneyi bugünkü Afganistan’a dahildir ve çesitli boylar halinde esas
itibariyle Andhuy, Murgab arasindaki bölgede bulunurlar. Ayrica Meymene, Akçe
Belh, Devlet Abad, Taskurgan, Herat ve Kunduz sehirlerinde de Türkmen nüfusu
vardir.
81
Afganistan’da yasamakta olan Türkmenlerin nüfusu 900 bin kadardir. Su
boylara ayrilmaktadir: Salur, Sarik, Ensar, Teke, Alieli ve Çavdar Türkmenleri. Ilk dört tanesi Türkmenler arasinda en önemli boy olarak kabul edilir.
82
Türkmenler çogunlukla konar-göçerdir. Nispeten pek azi tamamen
yerlesmistir. Andhuy’da daha çok tüccar ve isçilerden mürekkep yerlesmis bir
Türklerin nüfusu vardir. Herat’taki Türkmenlerin hepsi sehirde yerlesmis olup çesitli
islerle bilhassa ticaretle ugrasirlar. Belh ve Mezar- i Serif bölgelerinde de tamamen
ziraat yapmak üzere yerlesmis bazi Türkmen köyleri bulunmaktadir. Bazilari ayni
yerdeki Özbeklerle beraber yasarlar, ve aralarinda evlenirler. Bunlarin çogu
bölgedeki büyük arazilerin sahipleridirler.
83
 Geçmis zamanlarda Fars tüccarlarinin
kervanlarina saldirdiklari için ‘çöl çocuklari’ olarak güçlü bir etnik kimlik
gelistirdiler. Sonuçta köle ticareti de yapmaya basladilar. 1880’lerin baslarinda
topraklari Rus ordulari tarafindan isgal edildi. Bolsevik Devrimi ‘Basmaci Isyani’
olarak da bilinen bir ayaklanma süreci sonucunda ayaklanmayi bastirarak Rus
yönetimini tekrar tesis etti. Bir çok Türkmen bu ayaklanmada yer aldi, fakat Sovyet
zaferinden sonra çogu Iran ve Afganistan’a kaçti.
Karakum, savas boyunca Türkmenlerin sigindiklari bir yer oldu. Bu bölge
kisin çok az, yazin ise hiç yagis almadigi için Türkmenler yakin su kaynaklarinda
yasamak zorunda kaldilar. Türkmen toplumu hiçbir zaman güçlü politik liderler ya
da kabile seflerinin etkisi altinda kalmadi. Toplumda, önemli yetkileri ellerinde tutan
ailenin yasli insanlari ile birlikte erkekler baskindir. Her ailede oglanlar babalarina
saygili ve itaatli olmak zorundadirlar. Türkmenlerin çogunlugu Sünni müslümandir.
4. yüzyilda Nashuri Hiristiyanlar Türkistan’a nüfuz etmistir. Ancak 14. yy.in
baslarindan itibaren bu bütünüyle Islamla yer degistirdi. Konustuklari dil
Türkmen’cedir.
84
4.7. Bati Beluciler: Afganistan’in 252.500 kisilik etnik grubunu olusturan
Beluciler yaklasik 8 milyon olan Belucilerin en büyük grubunu olusturmakta. Güney
Afganistan’in küçük bir bölümünü de iç ine alarak Iran ve Pakistan sinirlarinda
yasamaktadirlar. Çesitli Beluci gruplar konustuklari dilleri ile ayirt edilmektedir. Bu
dil üç bölüme ayrilmakta: Dogu, Bati ve Güney Beluci Beluciler, kendi evlerini insa etmede, günlük yasamlari için gerekli aletleri gelistirme gibi becerilerine bagli olarak
devamli kendi kendilerine yeten bir halk olmuslardir. Toprak özel mülkiyete ait
degildir, bütün kabileye aittir.
Beluciler kabile ve klanlar olarak organize olmuslardir. Kabileler yasli bir
erkegin sef oldugu yönetime sahiplerdir. Klan aile baglari üzerine kuruludur. Çogu
Beluci okuma-yazma bilmez ve son zamanlara kadar kendi dilleri yazili degildi.
Beluciler Sünni Müslümanlaradir. Dini uygulamalari özel kalmakta ve bir devlet dini
konseptinde degil. Laik otorit enin bütün formlari dini liderler tarafindan temsil edilen
dini otoritede ayrilir. Degisen ekonomik ve politik sartlar Belucileri ekonomik
bagimsizliga itmistir. Bundan ötürü seflerin gücü azalmistir.
85
4.8. Teymurîler: Afganistan’in kuzeybati daglarina yerlesmis küçük bir
azinlik kabiledir. Aymak’lar’in kalabalik kabilelerinden biridir. Ulusal sinirlari
gözerdi eden yari göçebe Teymurîler Afganistan daglarinda dolasmaktadirlar. Diger
Aymak kabileler gibi Teymurîler bazi Türkçe kelimelerin de bulundugu Farsça’nin
bir lehçesini konusmaktalar. Bununla birlikte ovalarda yasayan insanlar daglik
bölgelerde yasayanlardan daha farkli bir lehçe de konusurlar. Teymurîlerin toplam
nüfusu 90.600’dür ve dini inançlari Sünniliktir.
86
4.9. Brahuiler: 250.000 nüfusa sahip Brahuiler ‘kumlar bölgesi’ ya da
‘Registan’ diye bilinen bir bölgede yasamaktadirlar. Bu bölge asil Brahuî grubunun
yasadigi Pakistan’in sinirlarina yakin olan güney Afganistan’da bulunmaktadir.
Brahuiler 29 kabilenin olusturdugu bir konfederasyona sahipler. Onlari Pestun ve
Balucilerden ayird eden özellikleri dilleridir. Pestun ve Beluciler Hint-Iran dillerini
konusurlarken Brahuiler Dravidçe dilini konusurlar. Bu 1000 milden daha fazla
uzaklik bulunan güney Hindistan’da Dravidçe konusan birçok kabilenin bulunmasi
yüzünden dilbilimciler için bir sir olusturmaktadir.
Hindu krallarinin hanedanligini yiktiktan sonra Brahuiler basta 1600’ler
boyunca iktidara yükseldiler. Nadir Sah idaresinde konfederasyon 1700’lerde zirveye
ulasti. Brahuiler ‘kisasa kisas’ disinda hiçbir hukuk kuralini tanimayan güçlü çöl
adamlarinin olusturdugu kizgin bir kabile olarak ün salmislardir. Onlarin bu dayaniklilik ve dogaya karsi koyuslari yasadiklari çevrenin zorlugundan
kaynaklanmaktadir.
Brahuiler temelde göçebe bir topluluktur. Ba zen yesil alan bulundugu için
Iran’a da göç etmekteler. Brahuiler, gönüllü olarak ‘halk’ diye çagrilan ev halkinin
isbirliginden olusan gruplari olusturmuslardir. Her Halk profesyonel bir yerli çobanin
gözetimi altinda kendi hayvanlarini bir sürüyle birlestirirler. Halklar Brahuilerin
ekonomisi için çok yararlidir. 500 koyunu kontrol eden yerli çobani kullanarak
erkekler ve onlarin yetiskin erkek çocuklari bugday ekimi için geri dönüp köylerinde
çalisabilmekte ve mallarini pazarlara götürüp satabilmektedirler. Brahuilerin
çogunlugu Sünni müslümandir.
87
4.10. Basgariler: Afganistan’in 12.600’lük nüfuslariyla % 1’inden daha az bir
oran olusturan Basgariler hakkinda, Nuristan diye bilinen bir bölgede yasayan
Nuristeniler’in bir alt gruplari olduklari disinda çok az sey bilinmektedir. Nuristan
denen bölge Hindukus daglarinin güney ucunda Kuzeydogu Afganistan’da yer
almakta. Nuristan, yeterince yagisin yagdigi ilimli bir iklime sahiptir. Basgariler
isimlerini yasadiklari Basgal vadisinden alirlar. Konustuklari lisan Basgali ya da Kati
diye çagrilir. Bu dil Hint-Iran dil ailesindendir. Basgarilerde de diger çogu Afgan
kabilesi gibi yari göçebe bir hayat tarzina sahiptirler. Basgarilerin % 99’u Sünni
Müslümanlar, çok az bir kismi hristiyandir.
88
4.11. Darvaziler:Darvaziler halklarda da Amu Derya nehri üzerinde kurulu
Darvazi sehirde yasayan insanlar olduklari disinda çok az sey bilinmekte. Amu
Derya nehri Afganistan ile kuzey komsulari Tacikistan, Özbekistan ve Türkmenistan
arasinda sinir olusturmaktadir. Bölge iliman  bir iklime sahiptir. Darvazi isminin
sehirde yasayan halktan mi kaynaklandigi yoksa sehrin bu halka isim verdigi
bilinmiyor. Dilleri de Hind-Iran dil ailesinin bir parçasi olan Darvazidir. 13.00
nüfusa sahip olduklari tahmin edilen Darvazilerin hepsi Sünni müslümandir.
89
4.12. Firozkohiler:Afganistan’in merkez daglik bölgelerinde yasayan 181.300
nüfuslu çok küçük bir kabiledir. Çar Aymak kabilelerinden biridir. Isimleri
‘turkuaz.daglar’ anlamina gelen ‘Firuzkuh’ sözünden gelmektedir. Firozkohiler  içinde bazi  Türkçe kelimelerin de bulundugu Farsçanin bir lehçesini konusmaktalar.
Hepsi Sünni mezhebindedirler.
90
4.13. Cemsidiler: Bu topluluk da Çar Aymak kabilelerinden biridir. Cemsider
de diger Aymak kabileler gibi Farsça konusmaktadirlar. Yari göçebe bir hayat tarzina
sahiptirler. Sünni Cemsidiler’in toplam nüfusu 1995 rakamlarina göre 80.600’dür.
91
4.14. Taimaniler:Diger bir Çar Aymak kabilesi de 362.500 nüfusuyla
Taimanilerdir. Isimleri 1650’li yillarda Ghor daglarinda bir koalisyon kuran ve
kuruculari olduklarini düsündükleri Pestunu Taiman’dan gelmektedir. Farsça
konusurlar ve Sünni müslümandirlar.
92
4.15. Vaigaliler:11.800 nüfuslu Vaigeliler Nuristanilerin bir alt grubudur.
Kuzeydogu Afganistan’da Hindukus’un güney ucunda yasamaktalar. Isimleri Vaigel
vadisinden gelmekte. Vauqeli ya da Kalasaala denen bir dili konusmaktalar.
Vaiqelilerin % 90’i Sünni Müslümanken % 10’u etnik dinlerini devam
ettirmektedirler.
93
4.16. Passeyiler:Passeyi adli bu grup kuzey dogu Afganistan’daki Hindukus
daglarinin derin vadilerinde  yasamaktalar. ‘Passeyi’ terimi, halkin çok az kismi
kendisini gerçekte bir Passeyi olarak nitelendirmesine ragmen, Passeyi dilini
kullanan halki nitelendirmek için kullanilmaktadir. Passeyice konusanlar Safi,
Kohistani ya da Nuristani diye de çagrilmaktadir. Passeyi, birçok aksanina sahip ve
bunlarin çogunu da konusanlar tarafindan anlasilamadigi Dardic dilidir. Passeyi
güneydogu aksanini konusmaktadirlar.
Passeyilerin orijini bilinmemektedir. Daha önceleri kuzey dogu Afganistan
düzlüklerinde yasayan Passeyiler Pestun isgalcilerinin gelmesi ile daglara göç etmek
zorunda kaldilar ve buralarda cografik bir izolasyon içinde yasadilar.
Günümüzde Passeyiler büyük nehirlerin bulundugu vadilerde yasamaktalar.
Yasamlarini çiftçilik ve hayvancilikla kazanmaktalar. Zengin bir folklor ve müzik
gelenegine sahip olan Passeyiler Sünnilerdir. 4.17. Bati Panjabiler:Büyük çogunlugunun Pakistan’da yasadigi Bati
Panjabilerin yaklasik 20.000’i Afganistan’da yasamaktadir. “Panjabiler” Hindistan
ve Pakistan’in Panjap bölgesinde yasayan ve bu Panjap konusan halki ifade etmekte.
Farsça “Panj” (bes) ve “ab” (nehir)’den gelmektedir.
Panjabi alti temel dialekti olan bir Hind-Avrupa dilidir. Bati
Panjabiler“Lahurda’ ya da Bati Panjabça” denen aksani konusmaktalar. Panjab
bölgesi, Hindistan’a göçün ve isgalin yapildigi temel nota üzerinde olan eski bir
medeniyetler merkezidir. Modern Panjab kültürü esas olarak 1947’de Pakistan ve
Hindistan arasinda paylasilmasi ile sekillendi. Yogun göçler sonucu Müslümanlar
Hindu ve Siklilerden ayrildilar. Milyonlarca Hindu ve Sikh Hindistan’a göç ederken
milyonlarca Müslüman Pakistan’a göç etti. Panjab bölgesi dünyanin en önemli tarim
bölgelerinden biridir. Panjablilar bir kast sistemine tabidirler. Jati denen kast
sistemlerine bölünmüslerdir. Kastlar genelde geldikleri bölgelere ve/veya mevcut is
statülerine göre belirlenmistir. Afganistan’da yasayan Bati Panjablilarin sayisi 1995
sayimina göre 19.600’dür ve % 99.8’l Sünni Müslümanlardir.
95
4.18. Kürtler: Afganistan’da küçük bir Kürt topluluk dört yüzyildan daha
fazla süredir kuzeybati Iran’daki geleneksel yurtlarindan çok uzakta yasamaktalar.
1500’lerde Fars yönetimi boyunca bu Kürtler Dogudan gelen ordulara karsi sinirlari
korumakla görevlendirilerek bu bölgelere göç ettirildiler.
Afganistan’daki Kürtlerin geçen on yillar boyunca nasil yasadiklarini bilmek
zordur. Sovyet isgali ve iç savas bir bütün olarak bütün ulusu yikici sekilde etkiledi
ve yeterli mevcut bilgilerini edinmek zordur. Savas yüzünden birçogunun Herat ya
da Kabil’e gittigi ve bir kisminin da Iran’daki mülteci kamplarinda oldugu tahmin
edilmekte. Afganistan Kürtlerinin çogu günümüzde Türkmence veya Derice
konusmaktalar. Kendi ana dilleri Kürtçe’yi de unutmamislardir. Simdi yasadiklari
bölgenin özel konumuna bagli olarak büyük ölçüde ekonomik, sosyal ve politik
organizasyonlardan ayridirlar.  Birçok Kürt geçimini çiftçilik ve hayvancilikla saglamaktadir. Ilkel tarim
metotlari kullanmaktalar ve yillik hasat çok düsük olmaktadir. Çogunlugu yerlesik
bir hayat sürmesine ragmen hâlâ bir kismi yari-göçebe bir hayat sürmektedir. 20.100
nüfuslu Kürt topluluk safi Müslümanlardir.
96
4.19. Sindiler: 10.700 nüfusa sahip Afganistan’in etnik gruplarindan biri olan
Sindhiler, Sindhi halkinin da en büyük gruplarindan birini olusturmaktadir. Sindiler
ayni zamanda Pakistan’in ikinci en büyük etnik grubunu da olusturmaktadir.
Isimlerini Sindhu (Indus) nehrinden alan Sindhilerin Pakistan’in en eski halklarindan
biri oldugu söylenmektedir. Onlarin çogu yüzyillardir orada yasamaktalar ve
kendilerini ‘pukka’ (gerçek)  Sindhiler diye nitelendirmekteler. Müslüman ve Hindu
Sindihler 1947’ye kadar ayni bölgede birlikte yasamaktaydilar. Fakat bugün
Müslüman Sindhilerin çogu Pakistan’da Hindu Sindhilerin çogu ise Hindistan’da
yasamakta 1947’de Pakistan ve Hindistan’in bölünmesi ile birçok Müslüman Sindhi
Hindistan’dan Pakistan’a göç etmek zorunda kaldilar. Diger Sindhiler Orta
Dogu’nun petrol sahalarindan Hong Kong ve Singapur is merkezlerine kadar bütün
dünyaya dagilmis durumdadirlar. Afganistan Sindhiler inin % 99.9’u müslümandir.
97
4.20. Guurjisthaniler: Guurjiler Afganistan, Pakistan ve kuzeydogu
Hindistan’in çesitli bölgelerinde yasamaktalar. Buna ek olarak bati Hindistan’in
Guurjiler bölgesi tarihi Guurji halklarina ismini veren bölge olarak bilinmekte. 11.
yüzyilda birçok Müslüman grup Hindistan ve Pakistan’i isgal etmeye basladilar.
Bunlar oldugu zaman ikinci Hindu komsulari bölgede ayaklandilar ve kontrolü ele
aldilar. Guurjiler bölgeden ayrilmaya zorlandilar. Bu baski sonucu Guurjiler
çogunlugu Afganistan ve Pakistan’a göç ettiler. 1947’de Pakistan ve Hindistan
bölünmesi tekrar birçok göçe neden oldu.
Afganistan’daki Guurjiler çogu müzisyen tüccar, falci ve gezici tamirciler
olarak yasamlarini idame ettiren çingene gruplardir. Çogunlugu çok fakir ve suçlu ve
suça meyilli insanlardir. Diger bir kismi ise göçebe bir yasam sürmekteler. Guurjiler
Gujuri denen bir Hindu-Aryan dilini konusmaktalar. Afgan Guurjileri ayni zamanda
Pestu ve/veya Dari denilen Fars dillerini de konusmaktalar. 4.21. Nangalamiler: Birçok Afgan etnik grubu gibi 21.200 nüfuslu
Nangalamiler hakkinda da Kanar nehrinin güney yakasinda Grangali ve zemiaki
sehirlerinde yasayan halk olmalari disinda çok az sey bilinmekte. Nangalamilerin
hepsi Sünni müslümandir 5. Tarihte Afganistan Türkleri
           Afganistan toplumu yillarca süren imparatorluk politikalidir. Isgaller ve siyasi
baskilar sonucu meydana gelen tahrip ve kaosun etkisiyle karisik bir toplu
durumundadir. Asirlardir kuzey Afganistan’da yasayip kendi emir ve beyleri
tarafindan yönetilen Afganistan Özbekleri, ki daha sonra Afganistan hükümeti
kontrollü altina girdiler, bu bölgenin yerli insanlardir.
100
Afganistan’in en genis Türkçe konusan gurubu olan Özbeklerin nüfuzu 1,5
milyon olarak tahmin ediliyor. Çogunlukla ülkenin kuzeyinde yasiyorlar. 19.
yüzyilin sonlarina kadar yari uzgur ve göçebe olarak yasadilar. Bu gün özellikle
kuzey Afganistan’in önemli sehirlerinden olan Mezar- i Serif, Meymana, Ser- i Pul, ve
Kunduz sehirlerinde yerlesmislerdir. Özbeklerin çogu çiftçilik, ticaret ve el
sanatlariyla ugrasmaktadirlar.
101
Afganistan’da Türk varligi m.s. 50’li yillarda Iskitlerle baslar, daha sonra
bölgeye hakim olan Akhunlar, Halaç Türkleri olarak bölgede yasamaya devam
etmislerdir.10’ncu asrin sonlarinda Gazneliler, 1041 den sonra Selçuklular, 12. asir
sonlari Harzemsahlar sonra Timurlular Nadir Sah (Afsar) nihayetinde Amanullah
Hanla devam eder.
102
Türkler bugünkü Afganistan’in Kuzey kesiminde otururlar. Bu bölgeye
“Afganistan Türkistan’i” daha dogrusu “Güney Türkistan” denir. Yayilis sahalarinin
güney sinirini Hindikus daglari teskil etmektedir. Afganistan’daki en kalabalik Türk
Cemiyetleri Özbekler,Türkmenler ve Aymaklardir. Ayrica Kirgizlar, Kazaklar,
Karakalpaklar, Kipçaklar ve Karluk boylari da buradaki Türk Cemiyetine dahildir.
103
Türklerin tarih boyunca yayildiklari ve devletler kurduklari ülkelerden birisi
Afganistan’dir. Türkler, M. Ö. II. yüzyildan itibaren orada araliklarla 1747’ye kadar
Afganistan’a ve onun siyasi ve içtimai kaderine hâkim olmuslardir. Bugünde Afganistan’da bir Türk Cemiyeti  varligini muhafaza ettigi gibi, Afgan kabilelerinin
bazilarinin etnik yapisinda da yine Türk boylari mühim tesirler birakmislardir.
104
Afganistan’da görülen ilk Türk devleti M. Ö. II. yüzyilda  Sakalar’dir. Hunlar
tarafindan batiya itilen Yue-çiler M. Ö. 140-130’da bütün Kuzey Afganistan’a hâkim
oldular. Bir müddet sonra Yue-çiler bes prenslige ayrildilar.
105
 Bu Prensliklerden biri
olan Kusan Prensligi digerlerini itaat altina almak için M. Ö. I. yüzyilin ortalarindan
itibaren mücadeleye basladi ve tahminen M. S. 40 yilinda mücadeleyi kazanarak
Afganistan’a hâkim oldu. Kusan devleti, topraklarini Hindistan’a kadar genisletti.
Ancak, M. S. 220 yilindan sonra Hindistan üzerindeki hakimiyetleri kayboldu.
Kusanlar’in Afganistan’daki üstünlügü diger bir Türk kabilesi olan Akhunlar
tarafindan sona erdirildi. Ancak, Kusan reisleri 880 yilina kadar Kâbil’de hüküm
sürdüler. Akhunlar devleti VI. yüzyilin ortalarinda Gök Türkler tarafindan ortadan
kaldirildi. 560-650 yillarinda Maveraünnehir’deki, Samani  emirlerinden AbdelMalik’in kumandanlarindan Alp Tegin Gazne’yi zapt ederek bu sehirde yeni bir Türk
devletinin temellerini atti.
106
Sebük Tegin (977-997) ile Gazneli devleti tam
manasiyla kuruldu. Sultan Mahmud’un zamaninda en parlak devrini yasadi.
Afganistan bu devrede bir ilim ve ticaret merkezi oldu. XI. Yüzyilda Afganistan’da
Oguz kütlelerinin akinlari görüldü.
107
Selçuklular, 1040’da Gazneliler’e karsi Dandanakan zaferini kazandiktan
sonra, Afganistan’da hakimiyet kurmaya basladilar. Gazneliler daha sonra,
Afganistan’da hakimiyet kurmaya basladilar. Gazneliler daha sonra, Selçuklu Sultani
Sancar’a (1118-1157) tâbi oldular. 1197’de Gurlular, Gazneli devletine son verdiler.
Ancak, kisa bir müddet sonra diger bir Türk devleti Harezmsahlar Afganistan’a
hâkim oldu. 1215’de Gazne’yi isgal ettiler, çok geçmeden Mogollar Afganistan’i ele
geçirdiler. Cengiz’e maglup olan Harezmsahlar’dan Sultan Celaleddin Mengübirti hâkimiyeti Mogollara terk etti.
108
 Timur Beg devrinde (1370-1405) Afganistan tekrar
diger bir Türk devletinin hâkimiyetine giriyordu. Timur’lular devrinde Herat büyük
bir kültür merkezi oldu. XVI. yüzyilin basinda Afganistan’in Kuzeyinde Seybani
Muhammed (1500-1510) idaresindeki Özbeklerin kudreti gittikçe artmakta idi.
1505’de Kabur’u zapt eden Babür de Afganistan’da hâkimiyetini kurdu. Bu yüzyilda
Afganistan, Safeviler ve Babür’lüler gibi iki büyük devlet arasinda paylasildi.
Afsarlar’dan Nâdir Sah (1736-1747) Afganistan’i idaresi altina aldi. Nâdir Sah’in
ölümünden sonra onun ordusundaki yüksek bir mevki isgal eden Ahmed Han
memleketin ilk Afgan sülalesini kurdu.
109
XVI. yüzyilin hemen ilk yillarinda Özbekler Afganistan’in kuzeyine hâkim
olmaya basladilar ve kurduklari Özbek Hanligin Seybaniler (1500-1920) Sülaleleri
vasitasiyla XIX. yüzyilin basina kadar bu bölgede hâkimiyetlerini devam ettirdiler.
Özbekler bu yüzyildan itibaren üstünlüklerini kaybettiler ve Güney Türkistan (Kuzey
Afganistan’da) yari bagimsiz mahali hanliklar kurdular. Afgan Kralligi ise 1883’de
Hanliklara hâkimiyetini tanitabildi.
110
 Afganis tan’da resmi bir sayim olmadigindan
nüfus sayisi ancak tahminlere göre ortaya konabilmektedir. Asagida Afganistan’daki
Türk boylarini ayri ayri ele alacagiz.
5.1. Özbekler : Afganistan’daki Türk boylarinin en kalabalik kismini
Özbekler teskil etmektedir.  Özbeklerin yasadiklari alan Çeçektu ve Kaysar
(Meymene’nin batisinda) yakinlarindan baslar. Herat’tan sonra Kuzeyde Bala
Murgab, Meymene, Endhuy, Sibirgan, Seripal, Akça, Belh, Mezar- i Serif, Tas
Kurgan, Semengan, Puli Humri, Baglan, Kunduz, Tahar (Taluka), Bedehsan,
Özbeklerin kalabalik yasadiklari yerlerdir.
111
 Resmi nüfus sayimi mevcut
olmadigindan tahmin edilen ve yakindan arastirip ögrenen, Türkiye Kabil
Büyükelçiliginin verdigi rakam dört milyondur.
112
 Özbeklerin büyük çogunlugu
sehirlerde ve köylerde yerlesmistir. Bununla beraber tam yerlesmemis yari konar göçer Özbekler de vardir.
Afganistan’daki Özbekler, ziraatçi ve hayvan besleyicisi olduklari kadar da
sanatkardirlar. Ülkenin ticaretinde de söz sahibi olan Özbekler ülke ekonomisine bu
yönden de faydali olmaktadirlar. Diger Türk topluluklari gibi Özbeklerin de en çok
sevdikleri yemeklerden bir tanesi “Pilav”dir.
113
 Özbekler, 1883’ten 1992’ye kadar
Afganlar tarafindan uygulanan her türlü asimilasyon politikasina ragmen dil ve
edebiyatlarini yasatabilmislerdir. Tamamen Müslüman olan Özbekler Sünni
Mezhebinden olup fazla mutaassip degildirler.
114
5.2. Türkmenler: Türkmenler:Afganistan’daki Türk toplumlarina dahil
kalabalik boylardan biri olan Türkmenler,Yarim milyondan fazla, Afganistan’in
Türkmenistan sinirina yakin kuzey bölgelerinde yasamaktalar. Bu bölge Hazar
denizinin dogusu, Karakum Çölü’nün çevresinin kapsamakta. Göçebe sigirtmaçlar
olarak yüzyillarca yasayan kabile bir topluluktur. Bununla birlikte son zamanlarda
bir çogu çadirlari yaninda kendi evlerinde de yasayan yari göçebe bir hayat tarzina
geçti.
Türkmenler Bati Türkçe’si sivesiyle konusurlar. Türkmenlerin öz vatani olan
Türkistan’in güneyi bugünkü Afganistan’a dahildir ve çesitli boylar halinde esas
itibariyle Andhuy, Murgab arasindaki bölgede bulunurlar. Ayrica Meymene, Akçe
Belh, Devlet Abad, Taskurgan, Herat ve Kunduz sehirlerinde de Türkmen nüfusu
vardir.
115
5.3. Kirgizlar : Daha çok Pamir veya Vakhan denilen, Dogu Türkistan’la
Güney Türkistan arasindaki dag eteklerinde yasamaktadirlar. Bulunduklari yerler
Küçük Pamir, Büyük Pamir vadileri, Sugnan ve Bozay Gumbed, dir. Kirgizlar konargöçerdirler. Bununla beraber Pamir yaylasinda konar-göçer hayat tarzini terk ederek
yerlesmis aileler de vardir. Kirgizlarin nüfusu 20 bini askin olup kisrak ve keçi
sütünün mahsullerine dayanarak yasarlar. 5.4. Kazaklar :Afganistan’daki diger bir Türk boyu Kazaklardir. Bunlarin
çogu  S. S. C. B.’nin zulmü yüzünden Kazakistan’dan Afganistan’a kaçmislardir.
Bilhassa Hanabad ve Baglan bölgelerinde yasarlar. Tüccarlik  ve isçilik yapmakta
olup yerlesim merkezlerinde yasarlar.
117
5.5. Kara Kalpaklar :Afgan Türkistan’i denilen (Güney Türkistan) bölgesinin
degisik bölgelerinde yasarlar. Bunlarin sayisi da 20 bindir. Kara Kalpaklar’in
çogunlugu Özbek kimligi tasimakta olup zaten Özbeklerden farklari yoktur.
Bunlarin disinda Kipçaklar ve Korluklar da Türkistan bölgesinin hemen
hemen bütün sehirlerinde mevcut olup Özbek kimligiyle taninmaktadirlar.  6. Afganistan’in Dini Yapisi
          Ülkenin etnik yapisindaki çesitlilik, kendisini dil alaninda da gösterir. Nüfusun
yaklasik yarisindan fazlasi ( % 55-60) Pestuca’yi, beste biri ( % 20 ) Dari dilini
konusur. Ülkenin resmi dilleri olarak kabul edilen bunlardan baska bes milli dil ve
yirmiden fazla da mahalli dil konusulmaktadir.1980 yilindan sonra Türkçe’nin
Özbekçe ve Türkmence siveleri ile Belucice,  Pasaice ve Nuristanice de milli diller
olarak kabul edilmistir. Nüfusun % 99’u Müslüman olup halkin büyük bir kismi
sünnidir. Afganistan’in orta kesimlerinde yasayan Azaralar, Herat sehrinin Iran
tarafinda ki halk ve kabildeki bir kisim halk Sia mezhebini benimsemistir. Kuzeyde
yasayan küçük bir grup ise Ismailidir.
119
 Sia’nin farkli kollarina mensup olanlarin
orani ise yaklasik % 15 ile 20 arasindadir. Sii Islam inancina mensup olanlar
Tacikler’ in bir kismi ile Hazarlar’in tamamidir. Tarih boyunca çesitli devletler
arasinda tampon bir ülke konumunda olan Afganistan’in Islamlasmasinda tasavvuf
ve tarikatlarin rolü büyüktür. Birçok alim ve mutasavvifin yetistigi Horasan’in bir
kismi ile Gazne, Herat ve Belh gibi en eski Islam sehirleri bugün Afganistan sinirlari
içinde yer almaktadir. Ibrahim b. Ethem (ö.777), Bahaeddin Veled ve oglu Mevlana
Celaleddin Rumi (ö.1277) gibi meshur mutasavviflar Belh’ ten Konya’ya
gelmislerdir.
120
 Islamiyet’in Afganistan’a ilk girisi,  Muaviye döneminde
Abdurrahman b.Semura’nin Sicistan bölgesini fethetmesiyle baslamistir. Onun
komutasindaki Islam ordusunun Gazne sehrini geçerek Kabul vadisine kadar
ilerledigi belirtilir. Abbasiler döneminde de bölgeye çesitli fetih hareketleri
düzenlenmistir. Nitekim Halife Harun Resid de Kabil’e karsi sefer yapmis ve sehir
zapt edilmesine ragmen uzun süre muhafaza edilememistir. Ancak bu dönemlerde
Islamlasma hareketinin az oldugu tahmin edilmektedir.
       Afganistan, Safariler ve Tahiriler gibi birçok Iran menseili mahalli hanedanliklarin yönetiminde kaldiktan sonra Gazneli Mahmut’un kurdugu Gazneliler
Devleti’nin (962-1140) hakimiyeti altina girmistir. Gazne sehrinde muhtesem bir
saray insa eden Sultan  Mahmut, döneminin meshur sair ve alimlerini burada
toplamayi basarmistir. Bunlar arasinda büyük bir mutasavvif olan Havaca Abdullah
Ensari de bulunmaktadir. Herat sehrinde bulunan türbesi ülkenin en büyük
türbelerinden biridir. Gazneliler döneminde Islamiyet Afganistan’da kalici bir sekilde
yerlesmistir.
121
       Bir süre Gurlular idaresinde kalan ülke, Timur’un 1364 yilinda bölgeyi ele
geçirmesiyle ve Herat’ i baskent yapmasiyla birlikte Timur imparatorlugu’nun
hakimiyeti altina girmistir.  Daha sonra da Hint-Mogol Imparatorlugu’nun kurucusu
Babür’ ün (1526’da) istilasina ugramistir. Ayni dönemlerde Afganistan iki devlet
arasinda tampon bir bölge rolü onamistir. Kabil ve dogu Afganistan Hint-Mogol
Imparatorlugu hakimiyeti altinda kalirken, Herat ve Bati Afganistan’da Iran’daki
Safeviler’ in idaresi altina girmistir. Kandehar bölgesi de her iki devletin ilgi alaninin
sinirinda yer almakta ve zaman zaman el degistirmekteydi. 1709 yilinda Kandehar
bölgesinde yasayan Gilzay asiret reisleri Mir Veyis liderliginde  Safeviler’ e karsi
ayaklandilar ve bagimsizliklarini ilan ettiler. Kisa süre sonra da Abdaliler (daha
sonra Dürraniler olarak adlandirilmistir) asireti ayaklanarak Herat’ ta Safevi
egemenligine son vermislerdir. Hatta Mir Veyis’ in oglu Mir Mahmut Iran içlerine
kadar seferler düzenleyerek Isfahan’ daki Safevi Sahi Hüseyin’ in tahtini ele
geçirmistir. Ancak bu hakimiyet uzun sürmemis ve Sah Hüseyin’ in oglu Tahmasp
Mirza Gilzaylari ülkeden atmayi basararak 1736’ da Nadir Sah olarak tahta
çikmistir.
122
        Ülkede her yerlesim biriminin kendine ait bir mollasi vardir. Bazen molla o
yörenin yerli halkindan olur, bazen da komsu bölgeden gelir. Bazen molla o yörenin
yerli halkindan olur, bazen de komsu bölgeden gelir.
123
  Afganistan mollalarinin
sorumluluklari bütün Islam dünyasinda kabul edilenlerle aynidir. Molla, namaz
kildirma ve müezzinlik görevini ifa eder. Evlilikleri onaylar ve nikah kiyar. Bütün
dini bayramlarda dua eder kurban bayraminda kurbani kesme vazifesini ifa eder.
Bulundugu yerde ögretici vasfiyla çocuklari egitir. Genellikle pek çok mollanin kendine ait mülkiyeti ve isi vardir, evlenirler ve çocuk sahibi olurlar. Bir molla
toplum içinde ki bu konumundan degil içinde bulundugu halkin üzerindeki
otoritesine göre saygi görür. Eger yasli ise sadece saygi görmekle kalmaz halk
üzerinde büyük bir etkiye sahip olur. Bununla beraber bir molla kutsanma, saygi ve
güç pesinde degildir.
124
         7. Afganistan Türkiye arasindaki iliskiler
        Türkiye ile Afganistan arasindaki iliskilerin tarihi oldukça eskiye dayanir.
 1919  - 1945 Arasi Dönem Sovyetler Birligi ve Afganistan birbirini ilk taniyan
ülkeler olmuslardir. Sovyet-Afganistan anlasmasinin imzalanmasindan üç gün sonra,
yani 1 Mart 1921’de, Afganistan heyeti ile Türkiye elçilik heyeti arasinda da ilk
Türkiye-Afganistan ittifaki Moskova’da imzalanmistir. Bu anlasmaya göre Türkiye
Afganistan’in bagimsizligini taniyordu. Ayrica taraflardan birine yapilacak saldiriyi
diger taraf kendine yapilmis sayacakti. Yine bu anlasmaya göre, Türkiye kültürel
yardim  çerçevesinde Afganistan’a ögretmen ve subaylar gönderecekti. Böylece iki
kardes millet arasinda mevcut olan manevi birlik, resmi bir anlasma sekline
dönüsmüs oluyordu. Bu anlasmanin Ankara ve Kabil hükümetlerince
onaylanmasindan sonra, eski Medine muhafizi Fahreddin Pasa, Kabil’e ilk Türkiye
sefiri olarak atandi. Diger taraftan Sovyetler, anlasma sartlarina göre Afganistanlilara
yardim etmemis ve ayrica Buhara ve Hive’nin istiklallerini tanimayarak buradaki
Müslümanlari ezmeye baslamistir. Bu durum Afganistanlilarin Sovyetlere karsi daha
dikkatli davranmalarini saglamistir. Böylece Ingiliz aleyhtari bir tutum yerine
Ingiltere ve Sovyetler Birligi arasinda bir denge politikasi izlemislerdir.
125
     Türkiye ile Afganistan arasindaki dostlugun gelistirilmesinde Enver Pasa ve
Cemal Pasa çok önemli rol oynamislardir. I. Dünya Savasi sonrasi bu pasalar, önce
Almanya ve arkasindan da Rusya’ya gitmislerdir. Cemal Pasa, Avrupa ülkelerinin
(özellikle Almanya ve Fransa’nin) Afganistan’i tanimasi hususunda girisimlerde
bulunmus ve bunu saglamistir. Bu sirada Enver Pasa, Türkistan’da bulunan Türkleri
organize ederek Sovyetlere karsi bagimsizlik savasi yürütmelerine çalismaktadir.
Sovyetler, Almanya’da bulunan Cemal Pasa’nin Afganistan’a döndükten sonra
Afganistan Türklerini de Enver Pasa gibi organize edecegini ve Türkistan’in bagimsizlik mücadelesini destekleyecegini hesap etmis ve Cemal Pasa’nin
Afganistan’a dönüsünü engellemek istemislerdir. Bunu basaramayan Sovyetler,
Afganistan’a dönmekte olan Cemal Pasa’yi Tiflis’te 1922 yilinda kiralik bir Ermeni
katile öldürtmüslerdir.
       Afganistan ve Türkiye, ayni yillarda Ingiliz emperyalizmine karsi bagimsizlik
savasi yürütmüslerdir. Benzer duygularin paylasilmasina vesile olan bu durum, iki
ülke halklarini birbirine daha fazla yaklastirmistir. Bu kapsamda Türkiye
dostlugunun Afganistan’da gelismesine Mahmud Beg Tarzi önemli katki saglamistir.
Tarzi, egitiminin bir bölümünü Istanbul’da tamamladiktan sonra Afganistan’a
gittiginde Habibullah Han’a, ülke kalkinmasinda Türkiye ve  Türk aydinlarindan
faydalanilmasi gerektigini belirtmistir. Bu talebin olumlu bulunmasi üzerine de,
Türkiye’den bir aydin grubu davet edilmis ve bunlarla ortak çalismalar
yürütülmüstür.
       Cemal Pasa’nin katkilari ile baslayan Afganistan ordusundaki yenilik çabalari,
Pasa’nin sehit edilmesi üzerine bir süre kesintiye ugramistir. Ancak 1 Mart 1921’de
Türkiye ile Afganistan arasinda imzalanan anlasma ile, Türkiye, Afganistan’a sadece
askeri degil ayni zamanda egitim ve idari alanda da modernlesmesi hususunda destek
saglayacakti. Böylece Türkiye’den gelen uzmanlar ile Afganistan’da modernlesme
çabalari hizlanirken, diger taraftan da Avrupa ve özellikle Türkiye’ye tahsil için
yüzlerce Afganistanli gencini gönderilmeye baslanmistir.
126
      Amanullah Han, Afganistan’in egitim ve modernlesme çalismalarina katki ve
destek için diger ülkelerdeki yenilikleri yerinde görmek ve yetismis eleman temin
amaciyla Aralik 1927’de bir dis geziye çikti. Misir, Fransa, Belçika, Isviçre,
Almanya, Ingiltere ve Rusya’yi ziyaret etti. Son olarak Mayis 1928’de Türkiye’ye
gelen Amanullah Han, çok içten ve sicak karsilanmistir. Mustafa Kemal, Amanullah
Han ve onun sahsinda Afganistan milletine ilgi ve dostluk göstermistir. Mustafa
Kemal, Amanullah Han ve esi onuruna verdigi yemekte Türk milletinin Afganistan
milletine karsi sicak duygularini belirten bir konusma yapmis ve Amanullah Han’a,
öncelikle güçlü bir ordu kurmayi tavsiye etmistir. Bu ziyaret esnasinda, 1 Mart
1921’de imzalanan Türkiye-Afganistan Anlasmasina ek olarak, “Türkiye  ve
Afganistan arasinda dostluk ve tesrik- i mesai muahede namesi” adiyla yeni bir anlasma imzalandi (1928) . Bu anlasmada; iki devletin birbirleriyle dost olduklari,
düsmanlarina karsi ortak tavir alinmasi ve ilerlemek için gerekenleri saglamada
imkanlari iyi olan tarafin digerine yardimci olmasi gibi esaslar yer aliyordu. Buna
göre Türkiye Cumhuriyeti; ilmi, hukuki, askeri alanlardaki uzmanlarindan bir
kismini Afganistan’da görevlendirecekti.
127
       Amanullah Han, Afganistan’a döndügünde önceki ihmallerden  ötürü biriken
sorunlarin iç huzursuzluk ve karisikliga yol açtigini gördü. Ancak bütün bu
olumsuzluklari ciddiye almadan Avrupa ve Türkiye’de gözlemledigi yenilikleri
uygulamaya giristi. Acil çözüm gerektiren sorunlarin ertelenmesi, yeni bir hata idi.
Her  alanda yenilik yapmak isteyen Han, ülke gerçekleri dogrultusunda hareket
etmiyordu. Para ve eleman eksikligi de karsilastigi önemli engellerden biriydi.
Ayrica Mustafa Kemal’in “güçlü bir ordu kurma” önerisini yerine getiremediginden
ülkede otorite zayiflamis ve inkilaplarda basarili olamamistir. Amanullah Han,
danisman seçimi konusunda da isabetsiz davranmistir. Bütün bu hatalarindan sonra
geç de olsa acilen “güçlü bir orduya sahip olmasi” gerektigini anlamis ve hemen
çalismalara baslamistir. Türkiye’den  Afganistan’a giden Kazim Orbay
baskanligindaki heyet çalismalara basladiginda ülkedeki iç isyanlarda kontrolden
çikmisti. Amanullah Han, bu yenilik çabalarindan sonuç alamadan yönetimden
ayrilmak ve Italya’ya gitmek zorunda kaldi. Yerine kardesi Inayetullah Han geçti.
Ülkedeki karisikliklarin önlenememesi üzerine ise yönetim, çeteci Habibullah Han’a
geçmistir.
         Bu yönetim, Afganistan’da bulunan Türkiyeli askeri heyetini geri göndermistir.
Bu arada Fransa’da sürgünde bulunan Nadir Sah, ülkesine dönerek Habibullah’dan
Kabil ve Afganistan’i kurtarmistir. Nadir Sah, Afganistan’da büyükelçi olarak
bulunan Yusuf Hikmet Bayur’un da tasvibini alarak Afganistan hükümdari oldu.
Nadir Sah’in özellikle Türkiye büyükelçisinin tasvibini almasi, Türk dostluguna
verdigi önem bakimindan dikkat çekicidir. Nadir Sah, ülke gerçeklerine uygun ve
halk tarafindan benimsenen reformlar yapmistir. Türkiye’nin çok önem verdigi
Amanullah Han’in basarisiz olmasi, Nadir Sah’in da din kurallari ve din adamlarina
öncelik vermesi, Türkiye tarafindan hos karsilanmamistir. Ancak bir süre sonra
Nadir Sah’in yerine geçen oglu Zahir Sah’in reform hareketlerine devam etmesi üzerine Türkiye, tekrar Afganistan’a yaklasmistir. Nadir Sah, Afganistan dis
politikasinda Ingiltere ve Rusya arasinda bir denge kurmaya çalismistir. Bu siyaset,
Afganistan’in bu devletlerden birisinin hakimiyeti altina girmesini engellemistir.
Nadir Sah’dan sonra oglu Muhammed Zahir Sah da, ayni dis politikayi izlemistir.
Ancak bu durum, Afganistan’i uluslararasi alanda  yalnizliga itmistir. Iran’la olan
sinir anlasmazligi da bu dönemde Afganistan’in bir baska sikintisi olmustur. Bu zor
günlerinde Afganistan’in yardimina hep Türkiye yetismistir.
       Afganistan ile Iran arasinda 1903’den beri devam eden sinir sorununda    
Türkiye’nin 1934’de hakem olmasi istenmistir. Türkiye, Kazim Orbay baskanliginda
bir heyet göndererek sorunu halletmistir. Ayrica Türkiye, Afganistan’i uluslararasi
alanda düstügü yalnizliktan kurtarmak için Milletler Cemiyetine girmesini
saglamistir. Yine ayni yillarda Türkiye, çesitli ülkelerdeki büyükelçilikleri vasitasi ile
Afganistan çikarlarini korumaya çalismistir.
128
       1930’lu yillarda Türkiye büyükelçisi olan Mahmut Sevket Esendal, Türkiye
hükümeti ve Atatürk’ün direktiflerini Afganistan’da basariyla uygulayarak Türk
nüfuzunu artirmistir. Ayrica sempatik kisiligi ile de, Afganistan krali ve hükümetiyle
yakin iliskiler kurarak hükümetin basdanismani haline gelmistir. Türkiye’den giden
doktor ve uzmanlar da Afganistan’da üstün hizmetler vererek takdir kazanmislardir.
Afganistan’da bulunan Türk uzmanlar, olaganüstü çabalar göstermislerdir. Bunlardan
birisi de Prof. Dr. Mehmet Ali Dagpinar’dir. Dagpinar hukuk müsaviri olarak gittigi
Kabil’de Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bina ve hoca yokluguna ragmen, 9 Haziran
1938’de kurmustur. 1957’de plan müsaviri olarak tekrar Afganistan’a giden
Dagpinar, kurdugu fakülte mezunlariyla birlikte çalismistir. T. C. Basbakanlik devlet
Arsivlerini inceledigimizde Türkiye ile Afganistan arasindaki dostlugun eskilere
dayandigini görürüz.
        Türkiye ile Afganistan muahedenamesi hakkinda kanun tasarisi 03/07/1921
tarihinde yapilmaktadir.
129
 22/7/1928 tarihinde Türkiye, Afganistan Muhadenet ve
Tesrik- i Mesai Muahedenamesi kanun tasarisi yapilmaktadir.
130
 1/12/1937 tarihinde Türkiye ile Afganistan, Iran ve Irak arasinda düzenlenen Ademi Tecavüz
Anlasmasinin tasdiki yapilmaktadir.
131
 21/3/1938tarihinde Türkiye ile Afganistan
arasinda yapilan dostluk ve tesrik- i mesai anlasmasinin uzatilmasi hakkinda kanun
layihasi yapilmistir.
132
        II. Dünya Savasi öncesinde Italya ve Almanya’nin uyguladiklari isgal ve istila
hareketleri çerçevesinde Afganistan’da da faaliyet göstermeleri ve burayi ülkelerinin
nüfuz alani seçmeleri, Afganistan liderlerini huzursuz etmistir. Türkiye, tüm  zor
günlerinde oldugu gibi Afganistan’a bu konuda da yardimci olmustur. Türkiye, 8
Temmuz 1937’de Iran, Afganistan ve daha sonra Irak’in katilmasiyla Sadabat
Pakti’ni kurarak Afganistan’i Alman ve Italyan nüfuzuna düsmekten kurtarmistir.
Böylece bu dört Islam ülkesi, II. Dünya Savasi öncesi zor günlerde birlikte hareket
edip birbirlerine destek olmuslardir. Sadabat Pakti’ndan en çok rahatsiz olan ülke
Sovyet Rusya olmustur. Türkiye, Dis Isleri Bakani Tevfik Rüstü Aras’i Moskova’ya
göndererek bu Paktin Rusya  aleyhinde bir cephe olmadigi ve dört Islam ülkesi
arasinda dostluk ve isbirligi amaçli oldugunu izah geregi duymustur. Atatürk’ün
önderligindeki Balkan Pakti ile Italya ve Almanya’nin fasist tehdidi, Sadabat Pakti
ile de, Sovyet Rusya’nin komünist tehdidi  önlenmistir. II. Dünya Savasi sirasinda
Afganistan’in tarafsiz kalmasina ragmen bazi kabilelerin isyani üzerine Ingilizlerin
asker göndermesi, ülkeye yine zor günler yasatmistir.
133
      7.1. Atatürk’ün Cenaze Töreninde Afgan Krali Amanullah Han
      10 Kasim 1938’de ölen Atatürk’ ün cenazesine katilan “ecnebi mümessiller”
arasinda Afganistan eski Krali da vardi. Atatürk’ün 10 Kasim 1938’de ölümünün
ardindan yapilan törene dünyanin dört bir yandan “ecnebi mümessiller” katilir.
Katilanlar arasinda eski Afgan Krali Amanullah Han’ da vardir. Türkiye ile
Afganistan arasindaki iliskilerin tarihi oldukça eskiye dayanir. Türkiye
Cumhuriyeti’ni ilk taniyan devlet olan Afganistan ve 1928’e kadar iktidarda kalan
Amanullah Han ile dostluk iliskilerimiz unutulmayacak kadar önemlidir Gazeteci Nizamettin Nazif Modern Türkiye Mecmuasina yazdigi “Mustafa
Kemal’in serefli Kilicina Kasem (yemin) eden bir inklâbci : AMANULLAH HAN”
baslikli yazisinda töreni ve Amanullah Han’i söyle anlatiyor: “Bu irk dünya kadar
eski, dünya kadar engin: Geçmisden belli. Bu irk, insanlik kadar gür. Aramizda ilâhi
bayragimizin örttügünü tabut sanan yoktur. Bütün tarihtir bu. Tarihin önünden
insanlik geçiyor.
        Bu düsüncelerle yorulmus, saatlerce kimildamadan durdugum yerden, dinmeyen
yaslarin esyayi bulanik gösterdigi gözlerle alti mesaleye bakarken Amanullah’i görür
gibi olunca birden irkildim: Acaba Mustafa Kemal günleri, o günlerin bu salonda
geçmis sahneleri tekrar maddelesmeye mi basliyorlardi? Gözlerime inanamadim,
sildim, bir daha baktim: O Üniformasiz, nisansiz, yaversiz, erkâni harbiyesiz,
unvansiz, bir devlet sefi gibi degil, fakat Kemalizm’e pek yakin ve Kemalizm’den
çok nur almis bir ideali asla terk etmeyen bir insan gibi Amanullah. Arkasinda on
kisi vardi. Eski Afgan krallik hanedaninin prensleri. Ve eski kralla hanedani, engin
insanlik ümmeti içinde bir aile tevazuu ile yavas yavas yürüyerek en ufak tasannudan
âri bir elem ve matemle, katafalkin önüne ulastilar. Amanullah evvela basini sonra
uzun boynunu egdi. Belki bir  sey söyledi, belki bir seyler okudu. Belki de hiçbir sey
söylemedi, aglayan bir çocugun dudaklari gibi kimildandi bu dudaklar… Sonra,
insanlik mihrakindan yeni bir kuvvet almis gibi dik ve vakur adimlarla sokaga çikti.
        Kendisini takip ettim. Dolmabahçe’nin büyük salonlarindan birindeki “defter
mahsus”u imzalarken yanina yaklastim. Eleri heyecandan titriyordu. Kalin parsömen
üzerine evvela tugraya benzeyen imzasini atti. Akabinde kalemi, gayet islek bir hatla
ve yeni Türk harfleri ile bu imzanin yanina bir Amanullah yazdi.
134
        Onunla “sehamütlü Afgan hükümdari Amanullah Han” diye tanidigi ve Türkiye
Cümhurreisi Gazi Mustafa Kemal Pasayi resmen ziyarete geldigi zaman
konusmustum. Otomobiline binerken beni görebilecegi derecede yanina yaklastim.
Tanimakta en ufak bir tereddüt göstermedi. Eskisinden bir parça daha islenmis bir
Türkçe ile: Çok muztaribim dedi. Bay Nizameddin Nazif, bu hal benim için pek
büyük bir bedbahtlik oldu. Onu tanimis olmanin, onun büyük kudretini yakindan bilmis olmanin felaketi içindeyim. Insanlik en büyük muasirini ve mürsidini
kaybetmistir. Atatürk’le meslek ve ideal arkadasi idik. Kendisine çok büyük
hürmetim vardi. Sahsi dostu olmak serefini kazanmistim. Hastalandigini isittigim
gündün beri dehsetli bir azap içinde yasiyordum. Elim hâdiseyi ögrenince
duramadim, dayanamadim ve karsisina bir daha çikip çok ulvilesen hatirasina bir
defa daha saygilarimi sunmak istedim. Insanligin bu kadar müsterek matemi
olmamistir, diyebilirim. Asya’nin asil bir ailesine meziyetlerini, fevkalâdeliklerini
ögretmege uzun zaman savastigim ve ögrettigim milli kahramanin ölümünden
duydugum büyük matemi Türk milletine sahsan bildirmek, mutlaka, ifaya mecbur
oldugum bir vazife idi. Simdi onun yasini tutuyorum, fakat bir büyük insanî vazifeyi
basarmis olmanin rahatligi içindeyim. Onu ben, Anadolu’ya ilk ayak bastigi gün
begenmistim. Sonra her hareketi hayranligimi arttirdi.
       Atesli atesli devam etti: Yalniz bu kadar degil, Halka ben bunu daima bir
nûmune olarak göstermisimdir. Ben, Afganistan da mühim kararlar verildigi zaman
daima söze söyle baslardim: “ Mustafa Kemal Pasa’nin serefli kilinci üzerine kasem
ederim ki.” Bundan, sanirim ona ne derece inanmis ve baglanmis oldugum anlasilir.
Insan sevdigi bir adama son hürmeti göstermezse kalbinde edebi bir ukde olur degil
mi? Cevap verdim. Yalniz sordum:
“Atatürk’ümüzün meslek ve ideal arkadasi oldugunuzu söylüyorsunuz, bu meslek ve
idealin Asya’da gittikçe yayilacagini ve Asya’nin kat’ î surette Türkiye’nin
mikyasinda bir modernizasyona ulasacagini  saniyor musunuz?
Buna inaniyorum.” Modern Türkiye Mecmuasi, I. Tesrin (Kasim) 1938, No.40
135
      Türkiye ile Afganistan arasindaki iliskilerin tarihinin oldukça eskiye
dayandigini ve böyle devam ederek günümüze kadar süre gelmistir. 1976 yilinda
Türkiye Diyanet Vakfi tarafindan egitim ve ögretim amaciyla getirilen Afganistanli
ögrenciler egitimlerini tamamladiktan sonra  ülkeye Türkiye Diyanet Vakfi
Tarafindan yaptirilan “Mevlana Celaleddin” ismi tasiyan ilahiyat fakültesinde egitim
ve ögretimlerine devam etmek üzere her sene ögrenci getirilmektedir. Bu   iki ülkenin
birbirine yaklastiran degerlerin bir bölümü olarak görüle bilir.     GÜNLÜK HAYATLA ILGILI INANÇLAR VE UYGULAMALAR
       Çesitli halklarin dinlerinde, geleneklerinde, toplumsal ve manevi kurumlarinda
kesin ayriliklar, zitliklar göze çarparken, batil inanmalarinin, gerek ana sekillerinde,
gerekse temel düsüncelerinde küçümsenmeyecek bir benzerlige rastlanmaktadir.
136
  
Kuzey Afganistan’da Olumsuz sartlara ragmen, dogru ve olumlu dini zihniyetin
muhafazasi, yasanmasi ve gelistirilmesi zor da olsa mümkündür.
137
 1. Kutsal Günlerle Ilgili Inançlar
Toplumlarda bazi günler kutsal sayilmistir. Bu inanis eskiden oldugu gibi
günümüzde de  çesitli milletlerde halen yasanmaktadir. Milletler arasi inançlara
baktigimizda bazi inançlar göçler esnasinda karsilastiklari milletlerden intikal
etmistir kimi inançlar toplumdan topluma aktarilarak devam etmistir.
Kutsal gün sayilan ‘Nevruz’ Türklerde ve diger Orta Asya halklarinin de
kutlaya geldigi bir Bahar Bayrami dir.
             1.1. Nevruz Kutlamalari:
           Türk halkinin her yil büyük cosku ile ihya ettikleri kutsal bayramlardan biri de
nevruzdur. Onun izleri tarihin ulu çaglarina gitmektedir.
138
  Yeni gün anlamina gelen
Nevruz Hint, Iran Mezopotamya’da kendi kültürel unsurlarini da katarak Orta
Asya’dan Balkanlar’a kadar uzanan genis bir cografyada kutlanmaktadir. Nevruz
Hicrî-Semsi takvim yilinin birinci ayi Ferverdin’de günesin koç burcuna girdigi
gündür; ve Afganistan takviminde ilk ay olan Hemel’in birinci gününe karsilik gelen
21 Marttir, bu gün Nevruz olarak kutlanir ve yilbasi kabul edilir. Sark toplumlarinda
kutlanan Nevruz, Türk toplumlarinin hemen hemen tamaminda bayram olarak kabul edilmis buna uygun bir sekilde kutlana gelmektedir.
Türk dünyasinda Nevruz Nevrûz- i Sultani, Sultan Nevruz, Nevruz, Mart
Dokuzu,
139
 Bahar Bayrami, Ergenekon’dan Çikis Bayrami, Yilbasi Bayrami, Bozkurt
Bayrami ve Tabiat Bayrami, olarak adlandirilir kutlanan  Nevruz’un kutlanma
sebepleri farkli sekillerde açiklanir. Buna göre Türklerin Ergenekon’dan çikis günü;
On Iki Hayvanli Türk Takvimi ve Takvim- i Celali’ye göre yeni yilin baslangiç günü
olmasi (Miladi 21 Mart/ Rûmi 9 Mart), Günesin Balik burcundan Koç burcuna
girmesiyle baharin baslamasi; kislaklardan yaylalara dogru göçlerin baslamasi; Yeni
bir bahar kavusulmasidir. Zamanla o millî ve dinî karakterli bir senline gelmistir.
140
Nevruz bayrami diger Türk topluluklarinda oldugu gibi Afganistan’da her yil
21 Martta geleneksel yilbasi günü olarak çesitli etkinliklerle kutlanir. Her bölgenin
kendine has Milli ve dini karakterli bir bayram özelligi tasir. Bundan Hz. Ali’nin
mezarinin bulundugu kabul edilen Belh vilayetinin merkezi Mezar- i Serif’te
hazirliklar bir ay  önceden resmi sekilde baslar. Yerli ve yabanci binlerce insan
Nevruz kutlamalari için Mezar- i Serif’e akin ederler. Nevruz kutlamalari yilin ilk
günü devlet baskani ve ülkenin üst düzey yetkililerinin Hz. Ali’nin türbesi basinda
yaptiklari konusmalarla baslar. Yeni yilin hayirlara vesile olmasi için uzun, uzun
dualar yapilir. Ardindan askeri törenle ve top atislari ile Sahadet kelimesi yazili olan
büyük yesil bayrak Hz. Ali’nin türbesinin avlusunda açilir. Hz. Ali’nin asasini
sembolize eden,”Jende” veya “Sah- i Jende” denen süslü diregi dikme töreniyle
devam eder. 30-35 metre yüksekliginde olan ve çok sayida- insanin katildigi bu Jende
diregi, birinci gün dikilir, kirkinci gün indirilir. Bayragi’nda çok düzgün ve itinali
dikilmesi gerekir.
40 günlük Bayragin dikilmesi ile baslayan Nevruz döneminde dileklerde
bulunan hastalar, Hz. Ali’nin türbesinin yaninda bulunan Çilehaneye girerler ve bu
süre zarfinda zorunlu ihtiyaçlar haricinde disari çikmazlar, ancak kirkinci gün icra
edilen Nevruz günü, Jende Bala merasimi  esnasinda  disari çikarlar. Iste bu anda bu
tür hastalarin iyilestigi kabul edilir iyilesen hastalarin kiyafetleri, parçalanir ve sifa  kötülüklerin, kaza ve
belalarin yok olacagina inanilir. Nevruz günü yeni elbiseler giyilir, sofralar degisik
yemekler ve meyvelerle süslenir. Ülkede  nevruz bayrami sevinç duygusunu ifa eden çesitli siir, sarki, Nevruz nameler okunur. Gençler ilim ögrenmeye ahlakli ve
faziletli olmaya çagirilir.
143
         Özbekçe
                          Keldi Nevruz barça alem münevvardur yine
                          Barça güller açilur bag bostandur yine
                          Ey ata hizmat kiling ilim uçun ustatke
                         Ilim örgeten bendeler cannetke sadandur yine
         Türkçe
                          Geldi Nevruz tüm alem aydinliktir yine
                          Tüm güller açilir, bag bostandir yine
                          Ey ata hizmet edin ilim için üstada
                          Ilim ögreten kullar cennette saddir yine
Kadinlarin nevruzda yaptiklari islerin basinda kabir ziyareti ve pisirdikleri
helva ve böregi mezarlarin civarinda yasayan fakir halka dagitmak gelir. 40 gün
süren nevruz bayraminda kadinlarin rahatça istedikleri gibi mezarliklari ziyaret
edebilmeleri için Çarsamba günleri kadinlarin ziyaretine tahsis edilir.
Evlerde Nevruz yemegi olarak Semenek, Özbek  pilavi ve yaninda yesilligi
simgeleyen, baharin müjdecisi ispanak yemegi hazirlanir. Yedi  çesit kuru yemis ve
seker suya katilip kaynatilarak Nevruz serbeti yapilir. Yapilan serbet basta komsular
olmak üzere misafirlere ikram edilir. Maddi durumu iyi olanlar nevruz kurbani
olarak bugday ve et karisimi delde yemegi pisirir halka ikram eder Nevruz’a hazirlik olarak, evler bastan asagi temizlenir. Kutlama törenlerinde
bölgelere göre çok farkli oyunlar ve eglenceler düzenlenir. Bu eglencelerden bazilari,
yumurta tokusturma, horoz dövüstürme, köpek dögüsturma, deve güresi, folklor
oyunlari, güres ve bunlarin içinde en meshuru “Büz Kesi” (Oglak Çekme) oyunudur.
Bu oyun için keçi kesilir, iç organlari çikartilir, içine saman doldurulup karni dikilir
ve iyice agirlassin diye üç gün suyun içinde bekletilir. Özel kiyafetleriyle (çizme,
salvar, deri kürk) Pehlivan adi verilen güçlü kuvvetli kisiler atlarina binerek oyunu
oynarlar. Bu bir takim yaris dir. Iki takimin oyunculari atlarin üzerinde, “Helal
Dairesi” denen daire seklindeki çukurun içinde bulunan agirlasmis keçiyi buradan
alip bayrak direginin etrafinda dolandirdiktan sonra tekrar helal dairesinin içine
getirip, ayni yere koymaya çalisirlar. Hangi takim bu isi daha çok gerçeklestirirse,
yarismayi otakim kazanmis olur. Kazanan takima çesitli hediyeler verilir. Ülkede
özellikle Nevrûz’da oynanan bu yarismaya büyük  önem verilir. Bu yarisma için
turnuvalar düzenlenir. Nevrûz’da kadin, erkek, genç, yasli herkes belediye tarafindan düzenlenen
“Nihal Sani” (Agaç Dikme) senliklerine katilir. Davul-zurna esliginde eglenilen,
sarkilar, türküler söylenilen bu senlikler için yerel kiyafetler giyilir. Çiftçiler
yetistirdikleri ürünleri sergilerler, kus ve hayvan sahipleri onlarin marifetlerini
göstermeye çalisirlar. Çiftçiler ellerinde oraklariyla toplu halde (Aten) dans edip
oynarlar. Bu yeni yilin sevinç içinde, umutla karsilanmasi anlamina gelir. Nevruz
bayrami yilbasiyla ayni günde oldugundan dolayi insanlar diger kutsal günlerde
oldugu gibi “ Nevruz‘un ve yeni yilin mübarek olsun ” sözleriyle birbirlerinin
bayramini kutlarlar; uzakta bulunan yakinlarina mektup ya da kartlar göndererek
tebriklesirler.
145
Sibirgan’da Nevruz sabahi halk erkenden mezarliklara gider, sehrin en önemli
ziyaretgahi olan Mirza Sah Pehlivan türbesini mutlaka ziyaret ve dua eder. Türbe
ziyaretlerine daha çok kadinlar giderler, beraberlerinde yiyecek- içecek götürür,
birlikte yerler.Türbe Nevruz günleri üç gün boyunca açik tutulur. Ser- i Pul sehrinde
seyyidlerin yattigina inanilan Kadide Imam (Büyük Imam) ve Küçük Imam türbeleri
ziyaret edilir. Imkani olanlar Mezar- i Serifteki Hz. Ali’ye ait olduguna inanilan
türbeyi ziyarete giderler. Ziyaretçiler üzerindeki kiyafetlerden birer parça bez kopararak agaçlara asarlar. Nevruz gecesinde (Sibirgan’da) Özbek pilavi yapilir. Bu
pilavin yaninda yesilligi ve bereketi temsil eden ispanak bulunur. Bugüne mahsus bir
tatli türü  Nevruz Meyvesi denen bir tatlidir. Kuru üzüm, badem, kuru kayisi, igde,
incir, fistik ve kayisi çekirdegi gibi yedi kuru yemis bir kaptaki ilik suya islatilir.
Sabaha kadar bekletilen yemislerin tadiyla serbet olan bu tatli su, sabah kahvaltisinda
içilir ve yedi eve dagitilir. Piknik için kirlara gidilir. Burada durumu iyi olanlar
koyun keserler. Adagi olanlar etlerini dagitirlar.
Afganistan’da yapilan Nevruz kutlamalarinda  önemli bir etkinlik de, bu
günlere mahsus bir helva olan Sümenektir. Sümenek bahar aylarinda yapilan bir tatli
türüdür. Bahar aylari disinda yapilirsa tatli olmaz, inanci yaygindir.


1.2. Semenek/Sümelek Helvasi
146
Sümelek helvasi Kadin-kizlar için eglence vesilesi oldugundan çogu zaman
birkaç aile birleserek yapilir. Önce bir miktar bugday yikanarak bir kalbur içerisinde
islatilir). Semenegin özellikle abdestli-namazli ve yasli kadinlar tarafindan yapilmasi
tercih edilir. Iki-üç gün boyunca sik sik sulanan bugdaylar filiz sürmeye baslar.
Filizlerin yesil olmasi gerekir. Kahverengine yakin bir hal alirsa ugurlu olmadigina
ve çok dikkatli olunmasi gerektigine inanilir. Filizlerin 5 cm. den fazla uzamamasina
özen gösterilir. Aksi halde acilasir. Bu boyutlarda filizlenen bugday, düz bir tahta
üzerine alinir. Bir haftaya yakin bir süre de burada kalir, bu esnada biraz daha
büyürse de uzayan kisimlari makasla kesilir. Kesilen kisimlardan fal bakilir. Ikiser
ikiser filiz taneleri ayrilir, sonunda tek filiz kalirsa istediginin olacagina inanilir.
Artik semenegin bozulma zamani gelmistir. Bozulacagi gün semenek yapilan
aileden bir fert sabah erkenden komsulari davet etmek için ev ev dolasir. Yakin
dostlar, özellikle genç kizlar toplanir, o gün aksama kadar yesillenen bugday
dövülür, ezilir; ardindan sikilarak suyu alinir. Bu sekilde bugday en az iki-üç defa
ezilir ve sikilir.
Aksam yemekler yendikten sonra semenek, bir miktar cevizle birlikte kazana konur. Kazanda daha önce konulan belli bir miktar unla gündüzden alinan bugday
suyu karistirilarak kaynatilmaya baslanir. Iste bu sirada eglence baslar. Ellerinde
defleriyle gelen kizlar eglenmeye baslar.
Sabaha kadar kaynatilan kazanin basinda fal bakilir. Kazanin etrafinda halka
olmus kizlar çini bir çaydanligin içerisine yüzüklerini atarlar. Bu esnada yasli
kadinlardan biri mani söyler, bunlara sebz- i van ( mani ) denir ki, sebz- i vanlar
Özbek edebiyatinda önemli yer tutan bir nev’i ask siirleridir. Bu toplulukta bulunan
7-8 yaslarindaki bir kiz çocugu da suya atilan bu yüzükleri bir bir çikarmaya baslar.
Çikarilan yüzük hangi kiza aitse söylenen maninin o kizin halini açikladigi kabul
edilir.
147
 Simdi semenek helvasi yapilirken toplanan kadinlarin ahenkli bir sesle
okuduklari sebz- i vanlardan/manilerden birkaç örnek verelim.
         Özbekçe
                                  “Deryanin neryagiga gordim seni,
Çader-i çembel bilen sevdim seni,
Sunca ki sevdim seni vurdun beni,
   Namardin oglu bolay koysam seni.”
       Türkçe
   “Deryanin karsi tarafinda gördüm seni,
   Pahali esarbinla beraber sevdim seni,
         Bu kadar sevdim ki seni, kabullenmedin,
      Namerdin oglu olayim birakirsam seni.
                                
***                                                    
         Özbekçe
                                  Ag üzüm gizil üzümni özdiler,
                                  Siresini tagaraya süzdilar,
         Negilay gismatimda bu ayricalig banken,
                                 Anacanim sizdi menden ayirdilar.
      Türkçe
                                             “Ak üzümü, kizil üzümü kopardilar,
                                             Sirasini tabaga koydular,
                                             Neyleyim kismetimde bu ayrilik varmis,
                                 Annecigim beni sizden ayirdilar.”


  Özbekçe                                                                
                         “Gülni tering gülde bergi kalmasun,        
                         Galsa ham ale yelani bulmasun,  
         Ale yelan derdige taptik dava,      
                 Ayricalik derdige yogtur dava.”              
            Türkçe
                       “Çiçekleri toplayin çiçeklerde yapragi kalmasin,
                        Kalsa da ala yilani olmasin,
                                    Ala yilan acisina buldum ilaç,
                                    Ayrilik acisina yoktur ilaç.”
148
 
Semenek un helvasi seklini alincaya kadar maniler esliginde pisirilir,. Bu
helvanin tatli olmasi bugdayin köklerinin iyi gelismesine baglidir; tadi yeterince tatli
degilse biraz seker ilave edilir. Bugday kalbura ya da alti delikli bir kaba konur.
Sabaha kadar bu sekilde 12-13 saat kaynatilan semenek demlenmis demektir.
Artik eglence de biter. Sabah kahvaltisiyla birlikte açilma vaktidir. Herkes kazan
basina toplanir, demlenmis olan kazanin kapagi açilir. Semenegin üzerindeki
sekillerden anlam çikarilmaya çalisilir. Bu nedenle mukaddes bir yiyecek olarak
kabul edilir.
Anlatilanlara bakilirsa çimlenirken yesermis bugdaya temiz olmayan birisi
bakarsa, o yesillik kendiliginden sararir. Semenek kazanina karsi saygisizlik
yapilmaz; çocuklarin kazan civarinda çis yapmalari günah olarak telakki edilir.
Semenegin kendiliginden kirmizi renk almasi veya sadece bugdaydan pisirildigi
halde tatli olmasi halkin inancina göre olaganüstü bir seydir. Semenegi her ev
yapamaz, daha çok zengin aileler yapar. Bu tatli yilda iki defa yapilmaz; baskalarina
verilmez. Semenek pistikten sonra ayni ölçütteki kaselere dökülüp tepsilere dizilir.
Ardindan yakin akraba ve komsulara dagitilir. Bunlar Semenegi yedikten sonra,
kaselerin içine para, yumurta, un, seker gibi seyler koyarak geri gönderirler. Bu  “kazanina  bereket” anlamina gelir. Semenekten uzaktaki akrabalara da
gönderilmelidir. Yoksa gücenirler. Semenegin bir de türküsü vardir:
               Farsça
                              “Semenek der cus ma kepçe zenim,
Digeran der hab ma defçe zenim
In hûsi sal- i yekbar ast
Sâl- i diger ya nasip ya nasip.”
149
             Türkçe
           “Semenek kaynarken biz ona kepçe vuruyoruz
           Her kes uykudayken biz deflerimizi çaliyoruz
                               Bu sevinç yilda bir kez yasanir
                               Gelecek seneye ya nasip ya  nasip.”
           1.3. Hizirelyas:
           Anadolu’da kutlanan Hizir-Ilyas ( 6 mayis ) bayrami bahar bayramidir.
Efsanevi sahsiyete sahip olan bu iki kisinin bu gün  (6 mayis ) bulusarak, bitkileri
kutsadiklarina inanilir.
150
 Islam Türk inançlarinda Hizir yahut Hizir- Ilyas konusu
Islam tarihi boyunca bütün Müslümanlari ilgilendiren ve yüz yillarca degisik kültür
ve inançlarin katkisiyla renklenen böyle bir konun kaynaklarini tanimak, saglam ve
sihhatli bilgi edinmek ve dogru sonuçlara varmak için sarttir.
151
 Anadolu’da kutlanan
Hizir-Ilyas ( 6 mayis ) bayrami bahar bayramidir. Efsanevi sahsiyete sahip olan bu
iki kisinin bu gün bulusarak, bitkileri kutsadiklarina inanilir.
152
 Kuzey Afganistan’da
özellikle Islami devirde tesekkül eden bazi orta Asya Türk masallarinda Hizir
motifine veya ak sakli, beyaz elbiseli ihtiyar tipine rastlanmaktadir. Halk arasinda
Hizir-Ilyas’la ilgili efsanelere baktigimizda onu bir kurtarici yardimci ve degisik
kiliklarla görünen bir sahsiyat olarak bilinir.
153
 Hizir-Ilyas bir dilenci seklinde hangi  kapiya gelirse o evde huzur ve bereket dogacaktir. Hizir ( as ) oldugunu fark edenler,
bas parmaginin kemiksiz oldugundan anlamaktalar. Hizir-Ilyas kültü ile ilgili inanç
ve uygulamalarin tek bir mensei degil zaman ve mekan içerisinde pek çok mensei ve
kaynaklarin, kültürlerin katkisini kabul etmek gerekir. Hizir’la ilgili törenler söz
konusu degil fakat bir folklorik bir yapi kazandigini görmekteyiz.
2. Sosyal Hayatta Görülen Inançlar
Adet ve inancalarin, toplumun maddi ve manevi hayatindaki olumlu yada
olumsuz etkilerini , görmezlikten gelmek dogru olmaz. Halki dogru yöneltendir ilk
sarti, halki dogru olarak tanimaktir. Halki siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel
alanlarda bulundugu çizgiden  daha ileriye götürmek, onun egilimlerini, tutum ve,
davranislarinin temelinde yatan seyleri bilmekle mümkündür. Halki köstekleyen
yada destekleyen âdet ve inançlarin, düsüncelerin köklerini bilmeden alinacak her
tedbir, kisa süreli, kisir ve yanlis olur.
154
        2.1. Evlenme:
       Hayatin ikinci önemli dönemi olan evlenme, gerek kiz, gerekse erkek yönünden
bir geçit oldugu gibi, taraflar arasinda yeni bir bag kurmasi, aileler arasindaki düzeni
ve ekonomiyi etkilemesi bakimindan da, her zaman için üzerinde titizlikle durulanan,
her safhasi ayri tören ve ayri âdetlerle süslenen bir olay olarak önem kazanmistir.
155
Kuzey Afganistan Türkleri arasinda da evlilik yasi köylerde 16  - 18 dir. Ortalama
çocuk sayisi 7 - 9 olur. Sehir merkezlerinde evlilik yasi 25 - 30 a kadar uzanir. Baslik
parasi uygulanmaktadir. Kizin annesine oglan ailesi “ anne hakki veya süt hakki ”
deyerekten bir miktar para verir. Basligin biçildigi miktarin hepsi verildiginde kiza
olan deger de artar, hatta halk arasinda “ kalinli gizim gadirli gizim ”
156
 Evlenecek
gençlere sunulan maniler dan bir örnek:

Özbekçe
                                         Her kisi toyuna yetissin
                                         Herkes arzu sefer görsün
                                         Maasin toyun yetsin
                                         Balalarinin bahtlari açilsin
                                         Basin toydan çikmasin,
157
                         Türkçe
                                         Her kes dügününe katilsin
Her kes imrensin dügününü
             Servetin bol dügünün eksik olmasin
Yavrularinin sansi bol olsun
        Gecen her günün sevinçle dolsun
 2.1. 1. Kiz Isteme ve Nisan Merasimi:
Evlenmede dogum gibi yeni bir yasama durumuna geçisi ifade etmektedir. Bu
sebepten iki taraf da olumsuzluklardan korunmak için bir takim tedbirler
almaktadirlar.
Kiz istemeye gidecek kayinvalide adayi, yakin akrabalardan üç kisi daha
yanina alarak kizin evine gider. Her sey yoluna girsin bir sorun çikmasin niyetiyle,
Kiz istemeye götürülen seker ve  kurabiyeler genelde hocaya okutur, at karincasi
getirir kizin evine birakilir, karincalari kiz ailesi görmemeli.
158
Geleneksel kesimde, evlenme isine girisme ilk akrabalardan baslanir. Kiz
isteme Çarsamba ve Cuma günleri daha uygun olacagi inanci vardir. Evlilikler
genelde görücü usulüyledir.
159
 Kiz istemeye giden kisiler kizi begendiyse, kiz için
elde edilen degerlendirmeler olumluysa ( namuslu, terbiyeli, becerikli, evine ve
törelerine bagli ), oglan için kötü aliskanliklari bulunmayip, isine meslegine bagliligi
olmasi güzel özelliklerdir. Kiz ve oglan evlerinin karsilikli olarak bir degerlendirme
sonucunda, “ Allah’in emri peygamberin kavliyle ” kiz istenir. Kiz tarafi da kabul
ederse “ takdir kismet bilir, Allah yazdiysa bize de hayirli olsun demek düser ”
cevabi verilir Nisan tarihi belirlenir. Bütün bu kararlar alinirken kiz ortalikta
görünmez.


Nisan merasimi kiz evinde yapilir, nisan yüzüklerini gelin damat birbirine
takar, nisan yüzükleri çok zaruret olmadikça çikarilmamasina özen gösterilir.
Sebepsiz yere nisan yüzükleri çikarildiginda nisan bozulur yada aralarinda sogukluk
girmesine sebep olur inanci vardir.
160
 Nisanli olan kiz oglan ailesine gitmez, oglan
ailesi geldiginde saklanir. Nisanlisiyla dügüne kadar görüsmez, eger nisandan sonra
icabet ( dini nikah ) yapilmissa aile büyüklerinden sakli kisa görüsmelerin olmalari
mümkündür. Görüsme yasagina dikkat etmeyenlere “evlenmeye dünden hazirmis ”
derler ve ayiplarlar. Nisanli kisiler birbirlerine sevgi ve hislerini ifade eden siirler de
sunarlar:
161
          Özbekçe
GUL LÂLE
                                      Ena gul lâle mene gul lâle
                                      Kand- i sirin devrimiz gul lâle
Ah bodena bolip uçsam gul lâle
     Bugday payinge düssemm gul lâle
                                     Talihimden aynalay gul lâle
        Ne güzel yarge düstümm gul lâle
162
   Türkçe:
GÜL LALE
                                       Iste gül lale, yine gül lale
                                       Nasil sirin devrimiz gül lale
    Ah bildircin olup uçsam gül lale
  Bugday tarlana düssem gül lale
   Talihime kurban olayim gül lale
    Ne güzel yare düstüm gül lale
163
Buna benzer siirlerle birbirlerini tanimaya çalisirlar.


 2.1.2 Nikah Merasimi:
Evlenecek olan kadin ve erkek arasinda sahitler huzurunda yapilan evlenme
sözlesmesi, olan nikah ile aile kurulmus ve esler arasinda karsilikli hak ve
sorunluluklar baslamis olur.
164 Milletler arasi inançlara baktigimizda kimi inançlar
göçler esnasinda karsilastiklari milletlerden, kimi inançlar toplumdan topluma
aktarilarak devam etmistir.
165
 Afganistan’in genelinde medeni nikah’tan daha ziyade
dini nikah kiyilir. Devletin medeni nikah zorlamasi yoktur. Dini nikahin kiyilmasi
için özel bir odaya imam basta olmak üzere oglan ve kizin nikah sahitleri, yakin
akrabalar( amca dayi ) toplanirlar.Odada bulunan herkes diz çökerek oturur. Sagdiç
üzeri örtülü bir tas sekerli su getirip imamin önüne koyar, sekerli suyun bulunmasi
her sey tatliya baglansin, baslik parasinin tamami verilmediyse kiz tarafi bir sorun
çikarmasin dilegiyle.
166
Kiz, dayisi veya amcasini peder vekil ( vekilen baba ) olarak seçer. Sebebi
ona “evlilige razi misin?” seklinde soru soruldugunda kiz babasina evet cevabini
veremedigi için peder vekil seçilir. Peder vekilin görevi bu kadariyla tamamlanmaz.
O yeni evli çiftlerin sorunlariyla ilgilenir. Özel günlerde yeni evli çiftler, önce peder
vekillerinin evine ziyarete giderler.
167
Imamda iki tarafin sahitlerinden birer kisi peder vekil ile birlikte kizin
bulundugu odanin kapisina giderler, sahitler üç kez kiz’a “ Murat kizi  Hatice bu
evlilige razi misin? ” derler gelin kiz ilk soruldugunda cevap vermez, ikinci kez
sorulur, gelin adayi da alçak bir sesle “ Evet”cevabini verir. Sahitler üç kez gelinin
dilinden evet cevabini duyuncaya kadar sormaya devam ederler.
168
   Nikah kiyilirken
gelin kizin eline makas ve kagit verilir, gelin elindeki kagidi küçük parçalara keser,
sebebi geline sihir veya kötü nazar ihtimalinin önüne geçmektir. Bu önemlidir

mutlaka gelinler tarafindan icra edilen tedbirlerden biridir.
169
 Imam nikahi kiyar ve
üzeri örtülü serbetin örtüsü alinir ve misafirlere dagitilir, böylece nikah kiyma
merasimi sona ermis olur, isteyen resmi nikah kiyar, istemeyen kiymaz zorunlu
degildir.
170
2.1. 3. Hes hur- i merasimi:
Hes  hur- i, evlenme dedigimiz geçit döneminin en belirgin özelligidir.
Dügünden iki gün önce gelin ve damadin yakinlari gelinin evine toplanir, dügün
tarihi belirler, geleneksel degerlere ve kurallara uygun bir biçimde kutlanmasina çaba
sarf ederler. Dügüne elden geldigince çok kimse çagirilmak istenir. Kimsenin
unutulmamasina ve küstürülmemesine özen gösterilir. Ve dügün isleri ( misafir
agirlamak, yemek servisi, vs. )planlanir.     Bu toplantiya Hes hur- i adi verilir.Maddi
durumu iyi olan akrabalar gelin ve damada yardima bulunacaklarsa bu toplantida
bulunur, yardim sunarlar.
171
2.1 4. Kina Gecesi:
Evlenme töreninde önemli merasimlerden birisi de “ kina gecesi ” dir. Kina
merasimi kiz evinde yapilir. Gelen misafirlere “ kina yemegi ” ikram edilir. Kina
yakma merasimi için mumlarla süslü kina tepsisi getirilir, damat kinadan biraz alir,
gelinin avucuna yakar. Evlenme çagina gelen kiz ve oglanlar gelin ve damadin
etrafina toplanir, dilek tutarlar 7 kiz gelinin, 7 erkek de damadin avcina kina
yakarlar, bu 7 gencin  de en yakin zamanda evleneceklerine inanilir.
172
 7 genç
olmasina özen gösterilmesinin sebebi  7 sayisinin ugurlu oldugu kabul
edildigindendir.
173
 Nitekim çok eskilerden beri 7 sayisi insanlari kendine hayran
birakmistir. Bazi sistemlerin temelini olusturmustur.
174
Kina yakmak bir adaklanma ve sahiplilik nisanesidir. Eski Türklerden
günümüze kadar gelebilen inanç bagli adetlerimizden birisidir. Eglence basladiktan  sonra gelin damat olgun bir kadin tarafindan“ gollog bulsin oturing ”   ( dügününüz
hayirli olsun birlikte oturun ) duasi yapilir. Gelin damat ikisi de ayni anda birlikte
otururlarsa evlilik dönemindeki kararlarda birlikte verecekleri inanci tasinir. Olgun
biri tarafindan oturtulmasi, gelinin de olgun ve becerikli olacagina inanilir.
175
 Kina
gecesi türküsü  gelinin arkadaslari tarafindan hep beraber okunur. Bu türküye “ yar,
yar türküsü ” ismi verilir.
                Özbekçe
YAR, YAR
                               Tagda tay kisnaydi at boldum diyip yar
   Oyda kelin yiglayd-i yat boldum diyip yar
                               Yiglama giz yiglama toy seninki yar
                               Astanas- i tiladan oy seninki yar
                              Uzun, uzun argamciya alguncak’ga yar
                               Daka goylay yarasad- i gelin-caka yar
                               Daka goylay yeng-i ge tut gagaylik yar
                               Yigitlaring bagriga od yagaylik yar
176
                  Türkçe
YAR, YAR
                              Dagda taylar kisniyor at oldum diye
                              Evde gelin agliyor yad kaldim diye
                              Aglama kiz aglama dügün senin ki yar
                              Penceresi atindan ev senin ki yar
                              Uzun, uzun urganlar salincak için
                              Satan gömlek yenlerine dut dolduralim
                              Yigitlerin bagrina ot dolduralim
177
Ve buna benzer türküler söylenir böylelikle kina merasimi sona ermis oluyor.

2.1 5. Gelin Alma Merasimi:
Oglan ailesi gelini  almaya gelmeden önce gelinin çeyizi evine yerlestirilir,
gelin baba evinden ayrilirken beline yesil kusakla birlikte bir çift ekmek baglanilir
kusagi babasi veya dayisi baglar, kusagin yesil renkli olmasi bahtli olmasi, ekmekse
baba evinden rizkiyla çiksin diye. Baba kizina dua eder “ gittigin evde rahat ol hakki
helal ediyorum Allah yardimcin olsun vs.” gibi hayirli dualarda bulunur, gelin irayla
basta babasi ve annesi olmak üzere yakinlariyla vedalasir helalik diler ve ayrilir.
178
Damat ailesi gelini yeni evine götürürken “ gelin agl- i” ( gelin akli ) annesinin evinde
kalmasin diye, kizin ailesinden habersiz ev esyasindan küçük bir parça alinir, gelinin
yeni evine birakilir. Gelin yeni evine girmeden önce kurban kesilir ve kesilen
hayvanin kanindan gelin damadin ayakkabilarina sürülür. Ser- i pul yöresinde gelin
yeni evine götürülmeden, önce kayinvalidenin odasina götürülür, sonra sirayla
mutfaga götürülür, geline  un, bugday, pirinç çuvallari açtirilir ki yeni evine geldigi
günden itibaren yabancilik çekmesin ve rizki bol olsun. Kayinvalide gelinin diline
seker sürer, kucagina erkek çocugu verir ki aile fertleriyle arasinda bir tatsizlik
olmasin ilk çocugu erkek olsun temennisi dir. En son gelin odasina götürülür, gelinin
odasinin esiginde yere yeni kumastan sergi serilir; gelin sergiye basarak yeni bir
hayata basladigi, umut dolu bir gelecek istekleriyle odasina ilk adimi atar; sarilan
sergi gençler tarafindan alinir ve saklanilir. Gelin yeni odasina girer girmez üzerine
bugday serpilir ki, bereket getirsin diye.
179
2.1. 6. Ayna Sarap Merasimi:
Gelinle damatin nikahtan sonra ilk kez aynaya bakarak göz göze gelmeleridir.
Buna ayna-serbet merasimi de denir. Damadin evinde uygulanir . Gelinle damadin
üzerleri yesil bir salla örtülü. Ikisi de ellerine kayinvalidenin verdigi Kur’an- i Kerim
den bir az okuyarak ayni anda aynaya bakarak göz göze gelirler. Örtülen sal
üzerlerinden alinir önceden hazirlanmis olan serbetten damat geline, gelin de damada
içirir. Serbet içmelerinin sebebi hayat boyunca aralarina tatsizlik girmemesini
arzulamak aynada  temizlik ve safligi temsil için dir. Kur’an- i Kerim okumanin nazar

ve kötülüklerden koruduguna inanilir. Bu uygulama yalniz kuzey Afganistan
Türkleri arasinda degil Pestular ve Tacikler arasinda da yaygindir.
180
Sibirgan yöresinde Ayna sarap uygulanmasi mutlaka icra edilmeli,
uygulanmazsa nazar, güvensizlik, tatsizlik gibi huzursuzluklari çiftler arasinda ortaya
gelme riski çok çikarcigina inanilir, Mezar- i Serif ve Ser-i Pul yörelerinde ayna sarap
uygulanmasi bir gelenek olarak kabul edilir.
181
2.1. 7. Selam Verme Merasimi:
Dügünün ertesi günü, selam verme merasimi uygulanir. Gelin, damadin ailesi
basta olmak üzere dügüne katilan katilmayan bütün akrabalara selam gönderir, bir
nevi damat ailesiyle tanisma merasimidir. Türkmenler ise dügünün ertesi günü gelini
bütün akrabalarin evlere götürerek, icra ederler. Özbekler ise selam verme
merasimini dügünün ertesi günü damadin evinde selam verme merasimi icra ederler.
Gelin odada oturur, molla apa ( hoca hanim ) Selam Name ismi verilen kitap tan
parçalar okur, topluluk sessizce dinler, molla apa su söze baslar.
182
            Özbekçe
BISMILLAHIRRAHMÂNIRRAHIM
Esse- lam aleykum evvel ul Hudayimge selam
                         Halik-i  yekta öz- i dur  pad- i sah imge selam
                         Asman- i be sütun halk eylegen perverdigar
                         Rizk- i  ruz- i bergec- i kadir Hudayimge selam
                         Hazret-i Adam-din miras bizge toy-u gusuk
        Toyge gelgenlarga hamma devletli kullarga selam
183
            Türkçe
BISMILLAHIRRAHMÂNIRRAHIM
   (Rahim ve Rahman olan Allah’in adiyla basliyorum )
                     Ilk selam selat Allah’in olsun
Yaratici, Yaratan,tek olan alemlerin padisahia selam
Gök kubbesi sütunsuz durduran Allah’a selam olsun
        Adem (as) den bizlere miras kalan bu dügün de eglenelim
    Dügüne katilan katilmayan bütün kullara selam olsun

Mola apa selam Nameden bu parçayi okuduktan sonra sira geline gelir,
damadin aile fertlerinin isimleri tek, tek molla apa tarafindan yüksek sesle söylenir.
Gelin her ismin ardindan egilerek “ selam olsun ” der. Böylece selam verme
merasimi sona ermis olur.    
2.1.8. Hos Geldin Merasimi:
          Hos geldin merasimi kayinvalide tarafindan geline sunulan bir uygulamadir.
Selam verme merasiminin ardindan baslar. Kayinvalide gelinine aramiza hos geldin
sözlerini sunarken gelin ayakta dinler. Söyle ki:
        Özbekçe
Serv- i boyluk hos gadem rana kelin hos keldingiz
                       Yorus- i tavus gabi Berna kelin hos keldingiz
                       Lebler- i lal- i semen dek tisler- i dur dâne dek
                       Ag oying tayar yakan bay baçça gz hos keldingiz
                      Hag  taal- i eylasun mahbubingizni- i sizge yar
                      On ogul-u bes giz bersun Huda,hos  keldingiz
184
***                                                        
     Türkçe
Servi boylum hos geldin yuvamiza aydinlik getirdin
                     Yürüyüsü tavus misali nazli gelin hos geldin
Dudaklari gül renkli d isleri inci misali
                    Ak evin hazir evimizin nuru gelin hos geldin
Allah taala ikinize her daim yar olsun
   Allah size on erkek, bes kiz versin, ey gelin hos geldin
  Kayinvalide gelinine “ hos geldin ” sözlerini sunduktan sonra merasim biter.
2.1.9. Kutlama Merasimi:
Dügünün ertesi gün veya bir kaç gün sonra uygulanan kutlama merasimi gelin
ve dama da yakinlarinin sunduklari tebriklerdir. Misafirlere toplu halde tebrik nama
okunur.

  Özbekçe
Eyyâ dost-u azizim sizge toyungiz mübarek bat
Eyyâ sahip temizim sizge toyungiz mübarek bat
                         Taravet birle gelgen cistucuyingiz mübarek bat
Hudayim gilsun sizge toyungiz mübarek bat
Hudayim sad gilsun sizge toyungiz mübarek bat
    Huda her bendega bersun ogul gizdin eyya dostlar
Kelipdur sizge yaringiz kiyav tura mübarek bat
185
          Türkçe
  Ey aziz dostum hepinize dügününüz mübarek olsun
           Ey temizlik dürüstlük sahibleri dügününüz mübarek olsun
          Mutluluk içinde çabaladiginiz dügününüz mübarek olsun
      Allah ‘im mutlu etsin sizleri, dügününüz mübarek olsun
                    Allah bütün kullarina oglanlar ve kizlar nasip etsin
Bu dügün geline ve damada mübarek olsun
2.2. Dogum:
Dogum insan hayatinin baslangiç ani dir. Her zaman mutlu bir olay olarak
kabul edilmistir. Yeni dogan çocuk sadece anne ve babasini degil ayni anda soyu ve
kabileyi de sevindirir. Çünkü her dogum soyun ve kabilenin sayisinin, kuvvetinin
artmasi demektir.
2.2. 1. Hamilelik:
Kuzey Afganistan Türklerinde hamileligin ilk üç-dört aylik süresine aserme
devresi (Bas karanga ) denilmektedir. Degimin asli “ as yerme”, bu biçimiyle “
yiyecek seylerden tiksinme” anlamindadir. Bas karanga kelimesinin tam Türkçe
karsiligini vermektedir. Çok yaygin bir inanca göre, Hamile kadin cani çektigini
yemedigi taktirde zararini sonradan çocuga çektirir.
186
 Baska bir inanisa göre, hamile
kadin balik eti yerse çocugun agzi büyük olur; deve eti yerse, dokuz ayda dogacak
çocuk onbir ayda dünyaya gelir. Deve eti yedigini sonradan fark ederse, bu durumda
hamile kadin deve üzerinden üç kez geçirilir; böylece yükünü deveye atarak,dogumun kolay geçenegine, dogumun normal olacagina inanilir.
187
 Hamile kadinlar
saçlarini kestirirse çocugun ömrünün kisalacagi inanci Sibirgan ve Mezar- i Serif
yöresi de yayginken, Ser- i Pul yöresinde rastlanmaz. Hamile kadin mecbur
kalmadikça cenaze evine ve merasimlerine gitmez, kisi hastaliktan vefat etmis ise
hastaliginin çocuga geçecegine inanilir.
188
Hamile kadin kelle, paça yerse dogacak olan çocugun kivircik saçli olacagi,
kime dikkatlice bakarsa dogacak olan çocuk baktigi kisiye benzeyecegine özellikle
Sibirgan yöresine inanilir.
189
 Hamile kadinin yatak odasinda mutlaka K.K.
bulundurulmali ve gittigi her  yere özellikle geceleyin yalniz gitmemeli, hamileye
zarar vermesi muhtemel ( cin çarpmasindan ) gibi seylerden korunmalidir.
190
 Hamile
hanimler karinlarinda ki bebeklerin saglikli ve gürbüz olmalari, kötü ruhlardan ve
cinlerden korunmalari için bazi adetleri de yerine getirmelidirler:
2.2.2. Bibi Müskil:
Hamile kadin 7 kez Çarsamba günleri Bibi Müskil denen bir uygulamada
bulunur.Söyle ki. Bir miktar kuru üzüm ve leblebi karisimina Yasin suresi, 7 Ihlas, 7
Fatiha Süresi okunur, sofraya dökülür ,7 komsuya dagitilir. Komsular hamile kadina
hayirli dualarda bulunur.                                                                                                                                                                                                        
Mezar- i Serif, yöresinde bu uygulama Sâr-i Pul ve Sibirgan yöresinde ki Türklerde
yaygindir.
191
2.2. 3. Bibi Perde Bos:
Hamile kadinlar için icra edilen mevlittir. Molla apalar ( hoca hanimlar )
tarafindan hamile kadinlar için yapilir. Katlama ismi  verilen hamur tatlisi hoca
hanimler tarafindan hamile kadinin evinde 3 kez yapilir, ocak basinda tatlilar
pistikten sonra 3 mum yakilir Kur’an- i Kerimden süreler okunur (Tebareke, Ayet-el
kürsi )  birer kez okunur hamile kadina dualar edilir. Peygamberimiz
Hz.Muhammed’e ( s.v.s. )  salavat getirilir ve mevlit sona ermis oluyor. Bibi perde bos ta geçen Bibi kelimesinden kasit Hz.Fatma validemizdir, Bibi perde bos
yapildiginda o eve mutlaka Hz.Fatma validemizin gelecegine ve dogum esnasinda
yardimci olacagina inanilir.
192
2.2. 4. Bibi Sesenbe:
Hamile kadinlar 2 aylik hamilelik döneminden itibaren 7 kez Sali günleri
mevlit okuturlar. Davetli misafirlere Omaç ismi verilen bir çesit sulu yemek yapilir.
Hamile kadina kiz mi, erkek mi, istedigi sorulur ve dualar hamile kadinin istegi üzere
yapilir, mevlit sona erer.
193
2.2.5. Çilten:
Çilten kirklama anlamina gelir. Özbek ve Türkmen Türklerine Kuzey
Afganistan da yasayan Tacikler den geçmistir. Hamile kadinlarin dogumunun
kolaylasmasi ve özelliklede çocugu yasamayan hanimlarin çocugunun yasamasi için
uygulanir. Isminden de belli oldugu gibi, hamile kadin kirk evden kirk tas un, seker,
yag, toplar un helvasi ve tandir ekmegi pisirir, yagli pamuklardan hazirlanan kirk
tane çubuk yakilir, hamile kadin sofra basina geçer hayirli dualara amin der, çubuklar
sönünceye kadar dua edilir, un helvasini tandir ekmegiyle birlikte kirk eve
dagitilir.
194 Malzemelerin 40 ayri evden toplanmasi dogacak olan çocugun rizkinin
bol olmasi ve saglikli dogacagi inancini da  tasinmaktadir.
2.2.6. Is çikarmak:
Nazar halk arasinda yaygin olan bir inanç dir. Kötü ruhlarin hamile
hanimlardan uzaklasmasi için pisi pisirilir, atesine tütsü yapilir, tütsüden çikan
dumanin kötü ruhlari uzaklastiracagina inanilir.
195
 Çocugu olacak annenin içerisinde
bulundugu durum kendisine güzel sözlerle anlatilir; “ hamile oldu, agir ayak oldu;
boyunu budu, iki kat oldu ” gibi ifadeler kullanilir

2.2.7. Dogum Ani:
Kadinin dogum sirasindaki güçlüklerini gidermek, onlarin kolay dogum
yapmalarin saglamak için bir dizi çarenin, uygulamanin da dogum olayi çevresinde
kümelendigini görüyoruz.
197
 Dogum aninda güçlükleri gidermek, kolay ve tez dogum
yapmak için, yasli ebe dogum sirasinda “ Eller benim elim degil Fatma anamizin
elleri, kolay kil ya-Mevla ” diyerek ise baslar. Fatma adi ile ilgili âdet; inanç ve
etkiler, çok çesitlidir. Fatma annemizin eli inanci hemen, hemen bütün Müslüman
kültürlerde görünmektedir. Fatma annemizle ilgili inançlar, basta gebelik, dogum ve
hastaliklarin tedavisi, ugur ve bereket temini, onun adindan güç, kuvvet almak gibi
inançlardir.
198
 Bilindigi gibi Hz. Fatma, Hz. Muhammed’in  kizidir. Müslüman
Türklerin arasinda o, ev islerinde yardimci, ugur bereket getirici becerikli,
komsulariyla iyi geçinen birisiydi.
199
 Dogumun gecikmesi halinde bir tavuk veya serçe kusu, üç defa gebenin
basina gezdirilerek kesilir, kesilen tavuk veya kusun kani gebenin karnina sürülür,
Hz. Hasan ve Hz.Hüseyin otu ( Türkiye Türklerinde Fatma ana otu olarak
taninmaktadir ), Hicaz yöresinden hacilarla getirtilir, abdestsiz dokunulmaz. Dogum
sancisi çekenlere suya konularak, suyu içiliyor, böylece dogum fazla gecikmeden
gerçeklesecegine inanilir.
200
 Dogumdan sonra kadinlar 40 gün yataktan çikmazlar,
yatakta kalama süresi kadinin fizyolojik durumuna, dogumun güç ya da kolay
olusuna, iklime, çevre kosullarina, ailenin varlikli veya, yoksul olusuna, gelinin
sevilip ya da horlanmasina ve kimi âdetlere baglidir. Dogum, kadinin bünyesinde
önemli bir sarsinti meydana getirdigi için, kadinin belirli bir süre dinlenmesi gerek
tir. Gelenegin sinirlari, önkosulu süreyse genel olarak kirk gündür.
201
Dogum olan eve 3 güne kadar çille tutulur ( dogum yapan kisi bütün
günahlardan uzak manevi yönden tertemiz olacagi inanci tasinildigi için 3 güne kadar
evden çikmaz ve eve misafir alinmaz, bunlar gerçekle stiginde disarida karsilastigi ve  eve gelenlerin günahlarinin ona geçtigine inanilmaktadir )
202
2.2.8. Isim Takma Merasimi:
Kisiligi meydana getiren özelliklerden birisi süphesiz ki, Ad’dir. Ad, sadece
sosyal bir kisiligi temsil etmez; majik  anlamda bir kudreti de ifade eder. Onun için
yeni dogan bir çocuga gelisi güzel bir ad verilmeyip, çogu kez majik olarak
degerlendirilen nesnelerden birinin adi konur. Verilen adin, o kimsenin karakterini,
gelecegini, toplum içindedeki yerini ve basarisini damgalayacak, sekillendirecek
sembolik bir “ öz ” tasimasina dikkat edilir. Ad bir bakima insanin varligini ifade
etmektedir.
203
Kuzey Afganistan da yasayan Özbek Türklerinde isim takma merasimi
dogumdan üç gün sonra evin büyügü tarafindan bir dua ile icra olunur. Türkmen
Türklerinde ise mahalle imami tarafindan kulagina üç kez ezan okutulur, seçilen isim
ezandan sonra çocugun kulagina üç kez imam tarafindan seslendirilerek icra
olunuyor.
204
 Ismi konulduktan sonra ebe sogani, mayali hamurla karistirir bebegin
alnina, annenin gögsüne sürer ve biçakla pirpilar, bebegi  nazardan korumasi ve
annenin sütü kesilmemesi için üç çift ( siyah beyaz renkli ) nazar boncugu sag omuza
takar. Bebegin genzine süt kaçinca sirtina vurulur ve “ pir olsun ” denilir, yani yasli
dede veya nine olsun niyetiyle söylenen sözdür. Bebegin ilk saçinin pis olup o eve
ugursuzluk getirecegi inanci tasidigi için bebek bir yasina girmeden önce saçi
mutlaka Kesilmelidir.
205
2.2.9. Seb-i ses:
Çocukta, tipki gebe kadin gibi bir takim “ geçis”leri izlemek zorundadir.
206
Seb-i ses dogumun altinci gecesi aile dostlarina verilen ziyafettir, bebegi ziyarete
gelmek isteyen dostlarin hepsi Seb- i ses gecesi toplanirlar, teker, teker kucaklarina
alir bebege hitaben “ Allah seni ailene hayirli evlat olmani nasip etsin, ömrün uzun,
bahtin güleç, rizkin bol, bagin mahkem olsun.” v.b. hayirli sözlerle hediyelerini
takdim ederler, Seb-i ses’te bebege getirilen hediyeyi kim ilk giydirirse onun da yakin zamanda çocugu olacagina inanilir ve, genelde çocugu olmayan hanimlar
tarafindan giydirilir. Seb- i ses’te bebege ilk giydirilen takim saklanir, bebek 1 yasina
bastiginda çocugu olmayan bayanlara parçalar halinde dagitilir ve tez zamanda
onlarinda çocuk sahibi olacagina inanilir. Seb- i ses merasimi Ser- i pul ve Mezar-i
Serif Türkleri  arasinda sevinç ve eglence amaciyla yapilirken Sibirgan’da yasayan
Özbek ve Türkmen Türkleri arasinda yukarida bahsi gecen amaçla
uygulanmaktadir.
207
2.2.10. Besik Toyu:
Dogumdan sonra , çocugun gelisimini izleyen;onun anneyle babayla, ailenin
öteki üyeleriyle ve toplumsal çevresiyle iliskilerini düzenleyen bir dizi kural, âdet,
tören, islem ve pratik vardir. Çocugun korunmasi, büyütülmesi, giderek bagli
bulundugu grubun ya da kültürel ortamin benimsedigi, bir örneklestirdigi kaliplara,
yargilarina, kisaca modele uydurulmasi için bir çok asamadan, erginleme isleminden
geçmesi gerekmektedir. Bu islem ve pratikler, töre ve törenler önem ve siralarina
göre kimi zaman kati, kimi zaman da esnek bir biçimde uygulanirlar.
208
 Çocugu
sicak ve soguktan, tehlikeler den korunmak; çocugun fizikî gelismesini saglamak için
çocugu besige korlar. Besigin ikinci önemi, içine dari doldurulan özel bölmesidir.
Dari çok az yük ile seklini degistirir. Yani çocuk dari bölmesinin üstüne yatarsa, o
anda çocugun vücudu o bölmeye batip, bölmenin içinde çocugun kalibi meydana
gelir. Yani henüz kemikleri yumusak ve vücudu degisken olan çocugun narin
yapisina zarar gelmeyip kemiklerde sikisma ve bozulma olmaz ve hatta dari yavas
büyümeye de hassasiyet gösterip yanini açar.
209
 Bu yüzden kuzey Afganistan
Türkleri besige çok önem vermektedirler. Besik toyu’da önemli olup hanimlar
arasinda icra olunur.
210
2.3. Cenaze:
Dünya hayatini terk eden veya ruhunu teslim etmis dedigimiz insan için kullanilan bir tabirdir.
211
 Islam’in zaman tasavvuru bir noktada  baslayip, diger
noktada son bulan bir dogrultu seklindedir. Bu sebeple, zaman ve tarih geri alinmaz,
tekrar edilmez. Insanin da bu geri dönüsü olmayan zaman akisi içinde dünyaya gelir,
yasar, ölür.
212
 Hayatin son duragi olan ölüm, insana aci ve keder veren bir bitis
olmaktan çok, insani korkutan, çaresiz kilan ve sirrina erismesi güç olan bir olaydir.
Ölüm eninde sonunda gelecek, bir gün kurbanini alip götürecektir. Zaman, zaman bu
korkunun baskisi altinda tedirgin olan halk düsüncesi, çogu kez çevresinde olup biten
olaylari, esyanin su ya  da bu sekilde durusunu, düsündeki bir görüntüyü ölüm için
birer önbelirti saymistir.
213
Yalniz yasayanlar degil, ölüler de kutsal kuvvetle dolu olarak görülürler.
Insanin ruhen yasamaya devam ettigi inanci ve hayalet olarak  geri dönebilecegi,
salgin hastaliklara sebep olabilecegi korkusu, onlarda korunma, dostluklarini
kazanma egilimlerini ortaya çikarmistir. Bunun için tehlikeli, düsmanca tesirlerinden
korunmak için önlemler alinir.
214
Kuzey Afganistan’da cenaze anlayisi, fani  vücudun
ve bu dünyaya misafir gelen her insanin, son dügünü, serefli bir cenaze merasimidir.
2.3.1. Cenazenin yikanmasi:
Cenazenin yikanmasi için kullanilan esyalarin ( kova, tas, kese, sabun, vs. )
yeni kullanilmamis olmasi gerekir, ölüye kullanildiktan sonra da eve ugursuzluk
getirecegi inanci ile bu malzemeler cenazeyi yikayan kisilere verilir. Ceset
yikanirken biri tarafindan Kur’an okunur. Ölü kefen lendikten sonra kahve renkli bir
seccadeye sarilir, seccadenin kahve renkli olmasi, üzün ve kedere isarettir. Ölünün
yikandigi yerde üç gece mum yakilir.Türkmenler arasinda ölen kisinin ruhunun gece
o ortama geldigi inanci vardir.
215
 Özbekler ise, mumlarin mezarda ölüye aydinlik
edecegi inancini tasir.

2.3.2. Iskat Isleri:
Cenazeye gelenlere “ iskat ” denilen bir miktar para, küçük büyük ayirtmadan
verilir.
217
 Ölen kisinin ailesi basta olmak üzere yakinlari ezâ giysisinden giyerler.
Vefat eden kisiye saygidan dolayi genç ise üç ay, yasliysa ( yas  - matem ) yedi aya
kadar ezâ giysisi çikarilmaz; toplum tarafindan yakinlarini kayip eden aileler ezâ
giysileriyle daha kolay seçilirler.
218
2.3.3. Cenaze ardindan yapilan islemler:
Ölü çikan evde en az üç gün üç gece kazan kaynamaz. Her türlü ihtiyaç
komsu ve yakin akrabalardan gelir. Cenaze olan evde yedi gün yedi gece insan eksik
olmaz. Ne kadar insan gelirse gelsin yemek pisirilmez, çünkü acili ailenin
baskalarina yemek pisirmesi adetten degildir.
219
2.3.4. Üçüncü Gün
Ölü evinde Kur’an- i kerim okutulur ve dua edilir. Vefat eden kisinin giysileri
fakirlere ve ölüyü yikayan kisilere dagitilir.
220
 Elbise yalniz bir örtünme ihtiyaci
degil, ayni zamanda gizemli bir nesnedir.
221
 Bu yüzden vefat eden kisi eger toplum
tarafindan sevilen, molla veya uzun ömür yasayan birisiyse, giysileri kutsal sayilarak
yakinlari tarafindan saklanir ve yeni dogan bebeklere vefat eden kisiye benzesin
inanciyla kullanilir.
222
 Kirkinci gün mevlit okunur.
Büyük bas hayvan kesilir ve “ as ” tabir edilen hamur yemegi ile Özbek pilavi
pisirilir, mahalle ve akrabalara dagitilir.
223
 Birinci yildan baslayip her kesin kudretine
göre her yil mevlit yapilir ve mahalleye ziyafet verilir. Matem sona erime giysiler
çikarilir ve vefat eden kisi için dua edilir. Kuzey Afganistan Türkleri arasinda ölümü
düsündüren inançlar mevcuttur Çagirisim yoluyla ölümü hatirlatan, daha dogrusu
ölüm için ön belirtili sayilan olaylarin disinda, ölümü çabuklastiran ya da ölümü

getiren bir takim eylemler vardir ki, bunlardan kaçinmak gerekmektedir.
224
Rüyada vefat eden birini görüp onunla konusursa ölü onu yerine çagirirsa o
evden ölü çikacagina inanilir.
225
 Rüyada ermis meyveyi agaçtan döküldügü görülürse
birinin ölecegi inanci tasinir.
226
Evin daminda baykus öterse ölü çikacagina isaret sayilir.
227
 Sevimsiz bir
hayvan olan baykusun, sevimsiz bir olay olan ölümü akla getirmesine dek bir takim
çagirisimlar hep ölümü düsündürmekte, hep ölümü hatirlamaktadir.
Ölünün yikanmasinda kullanilan lif ve sabun içeriye alinmaz.
228
 Ölüyle
iliskisi olan her sey, hem ölüyü hatirlamasi bakimindan, hem de onlarla su ya da bu
sekilde temas etmek sonucu insanin ölebilecegi korkusunu hissettirmektedir.
Ölen kimsenin tabu olmasi, ölenin sagliginda kullandigi esyalarinin, ölüm
aninda onunla temas etmis öteberinin de tabu olacagini kaçinmalari gerekmektedir.
Ölü mezara götürüldükten sonra yatagin yerine tas konur


   ÇESITLI HALK INANÇLARI
 1. Tabiat Olaylariyla Ilgili
Özellikle Islam ülkelerde yagmur yagdirmak için bir takim kültsel islemlere
basvurulmaktadir. Bu islemler, uygulandiklari yerlerdeki yöresel, dinsel ve etnik
renklerin, motifleri disinda, mekanizmalari ve genel çizgileriyle asagi yukari
aynidirlar. Yagmurla su yada bu sekilde ilgi oldugu kabul edilen objeleri, metafizik
güçten de yararlanarak bir takim islemler ve törenler içinde kullanip, yagmur
yagdiracak doga üstü kudretleri olumlu yönde etkilemek.
230
1.1. Yagmur duasi:
Bütün dinlerde bir takim dualar vardir.
231
Hemen hemen bütün ülkelerde
oldugu gibi Afganistan’da da ister sehirde ister köylerde olsun hocalar ve halktan bir
grup meydanlikta toplanir yagmurun yagmasi için dua ederken mahalle büyükleri
gençlere yagmur duasi betlerini ögretirler. Gençler bir araya toplanir yagmur
yagmasi için de su dua beyitlerini okurlar:
              Farsça
                           Ya Rab, sebeb- i hayat- i hayvan bifirist
                           Ez havan- i kerim nimet- i elvan bifirist
232
***
           Türkçe
             Rabbim, canlilarin hayat sebebi olan nimetini gönder
                           Kerim sofrandan rengarenk nimetlerini gönder
          Bu arada yagmurun yagmasi için bazi uygulamalar yapilir. Mesela:
Sogan kabugu, yilan kabugu yakilir, semaya su serpilir, Ates yakilip üzerine su
dökülür, Yere üç kez biçak saplanir,
Yagmur yagmaya basladiginda da çocuklar su manileri söylerler:

Yagmur yagdi alemge
Yugurup bardim halemge
                                    Hale hale has kaldim
                                    Has kalsen çömcey tergin
                                    Çömcey terdim bir koçak
                                    Nan pisirdim kirk koçak
                                    Halka iyince  berim
                                    Menge yelekçe bedri
                                    Yelekti giydim çiktim
                                    Katta boldim zamanla
***                                                
                                   Yagmur yagdi dünyaya
                                   Kostum gittim teyzeme
                                  Teyze teyze aciktim
                                   Aciksan kiymik topla
                                   Kiymik topladim bir kucak
  Yekmek pisirdim kirk kucak
  Halka yiyince verdim
                                  Bana cepken verdi
                                  Cepkeni giydim çiktim
Büyüdüm geldim zamanla
Gerek yagmur yagdirma, gerekse yagmur dindirme için yapilan islemler ve
savunma törenler, büyünün temas ve taklit ilkelerine dayanan, arzu bu uygulamalar,
ak büyü alanina girmektedir

1.2. Günes Tutulmasi ile Ilgili Inançlar
Insanlik tarih boyunca gök yüzüyle ilgilenmistir. Günes tutulmasiyla ilgili
inançlar Afganistan’da da deger Islam ülkelerinde oldugu gibi iyiye isaret etmedigine
inanilir ve su sebeplere baglanmaktadir.
        1. Tanri tarafindan kullarina verilen bir cezadir.
    2. Günes tutuldugunda devlete zarar verecek bir olay olacaktir.
3. Günesle Ay birbirine asikti ama onlari ayirdilar senelerdir asik masukunu
görmek için cabalar. Günes Ayi görmek için erkenden dogar, ay da Günesi görmek
için sabaha kadar uyumaz bekler belki görürüm diye. Günes Ayi  gördügü ana Günes
tutulmasi denilmektedir ki bu olay iyiye isaret degildir.
     4. Sehitlerin yer yüzüne geldigi an Günes tutulur.
Günes tutuldugunda kötülügü uzaklastirmak için bazi önlemler alinmaktadir.
   Günes tutuldugunda Kur’an- i Kerim’ den Vessems süresi okunur, Isteyen hafizlar
hatim indirirler. Günes tutuldugu esnada orta yasli bir kisi bakir tencereyi günese
dogru tutar ve üç kez çalar. Bu sesi duyan her kes hayirli dualar etmeye baslar.
         Hamile kadinlar günes tutuldugu esnada hiçbir yerini kasimamali, kasindigi
zaman çocuk dogduktan sonra kasindigi deri üzeri kirmizi renk olur. Bu bölgeye “
Nar ” ismi verilmektedir. Bundan dolayi dogan bebege kizsa ismi Nar hal, oglansa
ismi Nar Muhammet, konur. Eger sürekli ismiyle hitap edilirse “ Nar ” olan bölge
kendiliginden iyilesir inanci vardir.
        1.3. Ay Tutulmasi ile Ilgili Inançlar:
Nasil ki Günes tutulmasi yer yüzündeki bir takim olaylara on birligi sayiliyorsa,
ay tutulmasiyla ilgilide inançlar mevcuttur.
        Afganistan’da iyiye isaret ettigine ve yilin hayra vesile olacagina inaniliyor. Ay
tutuldugunda Kur’an- i Kerimden Vessems suresi okunur ve dua edilir. Halk arasinda
ay tutulmasiyla ilgili bazi inanislar asirlardir devam ede gelmistir, örnekler söyledir.

1. Ay tutuldugunda kötülükler bitecek.
       2. Ayin Günesi gördügü ana Ay tutulmasi denilmektedir.
       3. Ay tutuldugunda  Aya dogru ayna tutulur özellikle genç kizlar dileklerde
bulunurlar. Böylece dileklerinin gerçeklesecegine inanilir.
       1.4. Yildizlar ile Ilgili Inançlar:
      Yildizlarla ilgili inançlar, deger ülkelerde oldugu gibi Afganistan’da da
mevcuttur. Yer yüzündeki bir takim olaylara önbelirti sayilan halk deyimiyle gökte
yildiz kayinca birisinin ölümüne isaret olduguna inanilmaktadir. Yer yüzün deki
insanlarin gök yüzünde birer yildizi oldugu inancina dayanarak, parlayan yildizlara
bakilir ve “ beninde yildizim parlasin ” seklinde dileklerde bulunan halk kuyruklu
yildiz göründügünde ülkede bolluk ve bereket olacagina inanmislardir.Buhar- i ve
Tirmizi, Hz. Peygamberimizin gökte kayan yildizi görünce bunun cinlerin
taslandigina hamletmeyecegidir.
                                                               
       2. Büyü Ile Ilgili Inançlar Ve Uygulamalar
       2.1. Büyü:
  Büyü tabiat üstü güçler yardimiyla tabiati etkileyerek olagan üstü sonuçlar elde
etme esasina dayanan faaliyetler için kullanilir.
235
       Din disi dua ve hareketler ile ruh üzerinde tesir etmelidir. Buna sihir de
denilir.
236
 Dini örfte sihir, sebebi gizli olmakla, gerçegin ziddina tahayyül olunan,
gözbagcilik, yaldizcilik, sarlatanlik tarzinda cereyan eden herhangi bir sey
demektir.
237
      Eric J. Sharpe büyü’yü ( Magic ) bir kisi veya grup tarafindan, tabiatüstü güçleri
kontrol etme veya onlari kullanma yoluyla olaylarin akisina belirli bir yönde etki
etme tesebbüsü olarak tanimlar. Ancak, büyü, tüm güçlerin nihai kaynagi olan, tanri
ile bir iliskiye girmenin yollarini arastiran dinden ayrilir. Bu sebeple din ve büyü
arasindaki fark bir zihin faaliyeti olmaktan öteye geçmez: Ikisi arasindaki sinir, özel
örneklerde çok belirsiz olabilir. Ayni davranis hem “ dini ” hem de “ büyüsel ”
olarak yorumlanabilir.
238
 Büyü,afsun, nirenk, füsun gibi tabirlerle anilir. Kur’an‘da
degisik münasebetlerle istikaklar la birlikte 80’den fazla yerde geçer. Bununla
birlikte asirlar öncesinden günümüze kadar, ilkel insandan, ileri toplumlara kadar her
yerde varligini sürdürmeye devam etmis, “ (  folklor) ” halk bilim
239
 içerisinde yer
almistir.
       Eski Türk dilinde büyü bügi,.bügü,.seklinde yazilmakta ve “ sihirbaz, din adami
” anlamina gelmekte idi. Daha sonra “ akilli ” anlamini kazanan kelime, bilge ile
anlamdas olmus gözükmektedir.
240
 Uygur Türkçesinde, hakim, tabiat üstü, bügü,
biligli, hikmetli, bilgeli olarak kullanilmistir.
241
      Büyünün, Almanca ve Fransizca karsiligi magie ve Ingilizce magi ,  magic
kelimelerinin aslinin Yunanca mago’ dan geldigi bilinmektedir. Pehlevi dilinde büyü magu kelimesiyle karsilanmakta, eski Iran’da tabiat üstü güçleri kullanabildigine
inanilan ( Mecusi ) rahiblerine magus denilmektedir.
242
 Islam kaynaklarinda mecüs,
mecusi seklinde geçen kelimelerin, tabiattaki bazi varlik ve olaylari yönettigi,
gaipten haber verdigi,büyücülükle bazi isleri gerçeklestirdigi kabul edilen bu sinif
için kullanildigi söylenebilir. Büyünün asil amaci insana ve olaylara etki ederek bol
ve çok avlama, balik tutma, hayvan yetistirme, düsmani yenme, zarara ugratma veya
öldürme, çocuk, ürün ve mal çogaltma, kadin elde etme, hastaliktan kurtulma,
kisacasi bitkileri, hayvanlari, insanlari, tabiat olaylarini ve güçlerini kontrol ederek su
veya bu kisi yahut kisilere iyilik ya da kötülük etmek suretiyle bir menfaat
saglamadir.
243
      Afganistan’in Sibirgan ve Derzap yöresinde yasayan Türklerin arasinda da büyü
uygulamalari görülür. Çesitli hastaliklar ve iyi dilekler için, molla tarafindan muska
yazilir ve kisi iyilesinceye kadar yaninda tasir. Dilekleri ve hastaligi iyilestikten
sonra yaninda tasidigi muskayi akar suya atar. Suya atma sebebi ise geçmiste
yasadigi olaylari bir daha yasamamak için, sikintilari akar suyun götürecegine
inanilir.
244
      2.2. Muska:
Arapça hirz ya da hicab olarak adlandirilir. Afganistan’da Taveyz ismi
verilmektedir. Bir deri, metal kutu ya da bir sargi içerisinde genellikle kare veya
üçgen seklinde sarilarak saklanir, cinler, kötü ruhlar, talihsizlikler, hastaliklar ve
belalara karsi bir kalkan olarak tasinan koruyucu söz ve sifre içerikli yazili
metinlerdir. Bunlar el ile yazilir ve bazen çesitli sekillerle özel büyük formüllerini
içerir.
245
     Halk arasinda nazardan korunmanin bir diger yolu da muska kullanmaktir.
Hastaliklari saglatma, ya da, düsmandan gelebilecek kötülükler, görünmez kazalar,
vb. gibi herhangi bir zarari önleme amaci ile üstte tasinan yazili kagida denir.
246
      Sibirgan ve Mezar-i Serif’te muskaya bas vuran kisiler uzaklastirici sistem olarak, hastaliklarda, ölümde ve diger felaketlerden korunma ve hastaliklardan
kurtulma, iyilesme, malin- mülkün, evin- barkin kötülüklerden korunmasi için
kullanirlar.
      Saldiri metodu olarak, insan hayatina, sagligina ve mutluluguna zarar verme,
mala mülke, eve- barka zarar vermek amaciyl Bir  taraftan halka ait büyüler, yüzyillar boyu agizdan agza yayilarak “ gelenek ”
haline gelirken, bazi alimler “ gizli ilimler ”e vakif olarak, birtakim büyü sistemleri
gelistirmislerdir. Bu yazili sistemlerin basinda; bedüh, cetvel ve vefk’ler
gelmektedir.
2a kullanilir. Ülkenin hemen hemen her
tarafinda halk arasinda yaygindir.
      Arzuya dayanan uygulamalar için, uygun doga olaylarini insanlarin lehine
kullanmak, olaylardan ve benzer seylerden bir seyin olup olmayacagina dair
kehanette bulunmak, doga üstü kudretleri elde etmek , maddi servete kavusmak.
Istekleri için kullanilir. Ülkede büyüyle ugrasan kisiler Iran ve Pakistan’da özel
kurslar görerek yetisirler. Muskaya su degdiginde veya igne sokuldugunda özelligini
kayip eder, inanci tasindigindan büyü yaptiran kisi titiz davranir 40 gün sag omzuna
takili tasir, dilegi yerine geldiginde akar suya atar. Köylerde daha çok rastlanan büyü,
Molla ismi verilen kisilere tarafindan para karsiligi yaptirilir. Mollalar gelirlerini bu
yoldan kazanirlar ve ülkenin zenginlerinden sayilirlar.    Bedüh: Bir tilsim kelimesidir. Soldan saga ve yukaridan asagi üç irali, sihirli bir
karenin ifade ettigi tilsimdir. Araplarin sihire ait en eski kitaplarinda, bu sihire fazla
önem verilmemekle beraber, Gazali; güç meselelerin halinda izahi mümkün olmayan
bir yardimci olarak gösterilir. Bazi sihir kitaplari, “ Bedüh ” kelimesinin bir sahis adi
oldugunu yazar. Halk arasindaysa “ Bedüh ” bir cin’dir, harfler ve rakamlarin
yazilmasi suretiyle yardimi saglanir.
249
 Afganistan’da halk arasinda sikça
rastladigimiz sihir ve tilsim uygulamalari hemen hemen bütün ülkede yaygindir.
Halk çaresiz kalinca kurtulus kapilarini bu isleri meslek halina getiren kisilere
giderek bulurlar. Molla Kerim, bu yollarla kisilerin isteklerinin yerine geldigini,
senelerdir iyilesmeyen hastalarin sifa bulduguna sahit oldugunu ve bir inanç meselesi
oldugunu acikliyor.
     Cetvel: Bir sihir deyimidir. Eskiden “ dere, akar su ” demek idi. Bundan baska
cedvel ve plan anlamina gelmektedir.
250
 Böylece, hatim müradifi olarak, bir sihir
tabiri olur; bu takdirde dört köseli, yahut çok köseli, bazen da devreden bir takim
sekillere birakilir ki, içerisine, muhtelif tarzlarda, sihir hassasini haiz isimler yahut
isaretler yazilir. Bunlar ekseriye bir takim anlasilmaz yazilar ve hatta Arapça harfler
ve rakamlar, sihirli kelimeler, Allah’in, meleklerin, seytanlarin ve yildizlarin, hafta
günlerinin ve unsurlarinin adlari ile nihayet Fatiha, Yasin süresi, ayet el-kürsi gibi
Kur’an ‘dan bazi ibareler vs’dir.
251
 Bunlar ekseriye bir takim anlasilmaz yazilar ve
hatta Arapça harfler ve rakamlar, sihirli kelimeler, Allah’in meleklerin, seytanlarinin
adlari ile nihayet Fatiha, Yasin Süresi, Ayt’el- kursi gibi Kur-an’i kerim den bazi
ibareler v.s. dir. Cetvellerin hususi bir nev’i Vefk denilen murabbalardan teskil
olunur; bunlarin gerek sekli gerek ufki ve gerekse kutri hanelerine yekdigeri daima
bir- birine denk olacak rakamlar siralanir.
252
 Akçe ve Derzap de yaygin olarak halk
tarafindan benimsenmis olan bu sihir en çok zengin olmak, evlenmek, niyetiyle
mollalar tarafindan para karsiligi yapilir. Asagidaki Cetvel örnegi söyledir

Evlenmek amaciyla yazilan bu büyü çesidi ise suya ezilerek içilir.
255
      Islamiyet’te yazili büyünün tipik örnegi cetvel ve vefk denilen büyüsel geometrik
sekillerdir.
256
     Vefk: Tilsimli kare demektir.
257
 Üzerinde belli kaidelere göre sayilarin, harflerin
veya kelimelerin yazildigi hanelere ayrilmis satranç tahtasi, gibi bir kare olup,
hastaliklara karsi ve diger bütün sakatlar için müsha ( muska ) olarak takilir, yahut
her çesit sihir ( büyü ) için kullanilabilir. Vefk’le ilk ugrasan Gazali  olmustur.

vefk’in güç dogum için kullanilmasi gerektigini söylemektedir.
258
 Afganistan’da da
Vefk en çok yeni dogan bebekler için nazara karsi Mollalar tarafindan yazilir ve 40
gün kadar bebegin sag omzunda takili durur. Al- Büni’nin eserlerinde rastlanan
yeniklerin basinda hanelerin doldurulma sartlarinin, hanelerdeki, her rakamin ayni
miktar ile yükseltilmesi veya rakamlarin aritmetik seri teskil etmeleri açikça
görülür.
259
 Büyüsel gayeler için kullanilan cetvellerin en yaygin sekillerinden olan
vefk, genellikle bir karenin bölünmüs karelerine rakamlar koymaktan ibarettir. Bu
rakamlar kareler öyle yerlestirilir ki, yukaridan asagi, sagdan sola ya da köselemesine
toplandigi zaman ayni toplam sonucunu verir.
260
 Yukarida kaydedilen konularla ilgili
herhangi bir problemi olan kimselerin çaresizlik içinde bu yollara bas vurduklari,
bunlardan medet bekledikleri toplumlarda gözlenen bir gerçektir.
     2.3. Cincilik:
Cin kelimesi örtmek, gizlemek, anlamina gelen  (?? ) kökünden türemis ve
görülmeyen varliklara verilen isimdir. Islami kaynaklara baktigimizda cinler
hakkinda su bilgiler verilmektedir. Kur’an-i Kerim’de cinlerin dumansiz atesten
yaratilmis oldugundan bahis edilir.
261
 Müslim’in Hadis rivayetlerinde  meleklerin
nurdan, cinlerin de alevli bir atesten yaratildigini haber vermistir.
262
Cinler ve seytanlar hakkinda garip akidelere sahip olan Afganistan halki iblis,
seytan ve cin kavramlari, onlarin zihninde daha çok, kötülük, düsmenlik, korku
ve felaket çagristiran kelimelerdir. Bu tür varliklarin zararindan korunmak için
cahiliye Araplarinda oldugu gibi çesitli sebeplere basvurmaya sevk edilmistir.
263
Ülkede cinlerin bulunduklar yerler, özellikle mezarliklar, küllükler, irmak
kenarlari, daha çok pis yerler olarak bilinir. Saydigimiz yerlerden geçilirken
dikkat edilmesi gerek, cinlerin üzerlerine basin kisilere zarar verirler. Cinlerin

yeryüzüne geceleyin gelecegine inanilir hatta halk arasinda gece yola çikanlara
mutlaka Kur’an- i Kerim’ den bildikleri ayetleri okumalari hatirlatilir.
264
  
Halk arasinda Cin, Peri, Dev gibi zararli varliklarin inanci ile beslenen bu korku,
ilkel inanç hayatinin her safhasinda kendisini ve yakinlarini korumak için bir
takim tedbirler almaya zorlamistir. Ormanda, çayirlikta, ekin tarlasinda, sularda,
güpegündüz, ama çogu kez geceleyin pusuya yatip bekleyen, agacin gövdesi ile
kabugu arasinda, mezbelelik yerlerde saklanip duran, her çesit kültür unsurunda,
bulunan kisaca bütün dogayi dolduran bu kötülük getirici kuvvetlerle
cebelesmek, onlari uzaklastirmak ve yenmek için girisilen savas; batil inanmanin
ruhunda yerlesmesine ve nesiller boyu sürüp gitmesine yaramistir.
265
Ülkenin her tarafinda cin çarpmasina inanilir ve cincilik olaylarina daha çok
rastlanmaktadir. Felç olan kisilerin bir grup cin tarafindan çarpildigina inanilir.
Bu hastalarin iyilesmesi ise, ancak cinler tarafindan çarpildigi yerde Bahsi (
cinlerle ilgilenen kisi ) denilen kisinin yapacagi islemlere baglidir. Yapilacak
islemler pek kolay degildir.
266
 Göz hastasi olan kisilerin küllükten geçerken cin
yavrulari tarafindan çarpildigina inaniliyor ve buna “ gözün uçunmus ” tabiri
kullanilir. Hasta mezarliga götürülüyor, her hangi bir çocuk mezarinin yaninda
Bahsi hastaya dogru yaglanmis kumasi yakar ve su sözleri söyler:
                            Özbekçe
Gayde san çiggin
Yer yüzige gelgin
  Algin bu kasalligi
      Yahsi gilgin kozimdi
                                     Bad- i ziyan, Haki ziyan, Dev- u peri

Türkçe
                                                    Neredeysen çikagel
                                                    Yer yüzüne inegel
                                                Al git bu hastaligi
                                                 Iyilestir gözümü
             Bad- i ziyan, Hakki ziyan
             Devi peri, ( cin isimleri )
Yapilan islemlerden sonra Bahsi yakilan kumasin külünden göz kapaklarna sürer
ve böylece iyilesecegine inaniliyor.
4. Göçürme:
       Cin çarpildigina inanilan hastalara ve çocuk sahibi olmak için uygulanan
kötülükleri uzaklastirma islemlerine verilen isimdir. Mevlit seklinde kadin
toplulugu tarafindan keçi veya  kuyun kesilerek yapilir. Hayvanin yüreginin kani
çömlek tabaga ayirtilir. Eti misafirlere ikram edilir. Beyaz ve mavi renkli iplikler
birbirine geçirilir ve hastanin boynuna sarilir. Ayrilan kan hastanin alnina,
avucuna, vücuduna halkalar ( OOOOOOO ) seklinde sürülür. Beyaz renkli keten
kumas kisi üzerine örtülür. Molla isleme baslamadan önce Müslüman cinlerin
bütün türbelerde yerlestigi hakkinda bilgi verdikten sonra bildigi bütün
ülkelerdeki türbelerin ismini sirayla sayar ve  su sözleri söyle.
                        Özbekçe
            Ser-i Pul’ga Katta imam, kiçik imam
                                             Sizden lesker isteymen
               Sibirgan’dan hoca mirzap sah pehlevan
                                             Sizden lesker isteymen
   Mezar- i Serif’ten Revze-i Serif
                                             Sizden lesker isteymen
       Özbekistan’dan Buhara evliyalari
                                             Sizden lesker isteymen
       Türkmenistan Askabat ziyaretleri
                                             Sizden lesker isteymen
                                             Türkiye Istanbul velileri87
                                             Sizden lesker isteymen
                                             Pakistan evliyalari
                                             Sizden lesker isteymen
                                             Hidüstan ziyaretleri
Sizden lesker isteymen
268
                      Türkçe
                                            Sar-i Pul’de bulunan türbeler
                                            Sizden cin ordu istiyorum
                                            Sibirgan’da bulunan türbeler
                                            Sizden cin ordu istiyorum
    Mezar- i Serif’te bulunan türbeler
                                            Sizden cin ordu istiyorum
    Özbekistan’da bulunan evliyalari
                                            Sizden cin ordu istiyorum
               Türkmenistan’da bulunan ziyaret yerleri
                                            Sizden cin ordu istiyorum
       Türkiye Istanbul’da bulunan veliler
                                            Sizden cin ordu istiyorum
Pakistan’da  bulunan evliyalar
                                            Sizden cin ordu istiyorum
Hindistan’da bulunan ziyaretler
                                            Sizden cin ordu istiyorum
 
     Molla apa Saydigi bütün ziyaret yerlerinin görür ve yatirda yatan kisinin
özelliklerini söylemeye baslar. Hasta kisi bu özellikleri duyunca etkilenmeye baslar
ve topluluk halinda her kes 7 kez : “ Allahuuu, eyya huuu eyya huuu ”
                                           Leysel hadu ilah-uu
                                           Ism- i Rabbim cellila
                                          Nur- i Muhammet sallillah
                                          Lailaha illallah’i okurlar.
         Hasta kendini yavas yavas iyi hissetmeye baslar. Molla apa Kur’an- i
Kerim’den “ Allahumme megfirli ”ayetini okur dua eder. Müslüman olmayan
cinlerin  hastadan uzaklasmasi için herkes alçak sesle; “ uzaklasirken kimseye zarar
vermeden gidin. Hz. Süleyman’in yüzük tasina yemin olsun ki, kimseye zara
vermeden gidin ” denilir. Iki üç dakika sessizlikten sonra, Molla apa hastayla birlikte
su sözleri söyler.
                                                  La Feta Ilah Ali
La Seyf- i Ilah Zülfikar
Her belah-i her kazah- i
                Pes ayet def- i kun Perverd- i gara
***
                                                 “ Bütün belalar ve kazalardan
                                                  Korumani isteriz Bizi kuruyan Rabbim”
       Hastaliktan  kurtulan kisi üç gün cille yapar söyle ki;  kötülüklerin bir daha
yaklasmamasi için cinleri kizdiracak, hosuna gitmeyen seylerden uzak dururlar.
Üç gün yagli yemek yemez, banyo yapmaz, gezmeye gitmez, namazlarini
kaçirmaz. Sonra yine normal hayatina devam eder

2.5. Çalig:
            Kan dökerek cinleri uzaklastirma. Çalig yeni dogan bebekler yalniz
birakilmamali, yalniz kaldiklarinda cinler tarafindan çarpilirlar. Bebegin iyilesmesi
doktor isi degil ancak Çalig yapilmak zorunda. Çalig her kes tarafinda yapilmaz, bu
isle ugrasan özel kisiler vardir. Islem su sekilde devam eder:
Sivi yaga batirilmis beyaz renkli kumas hazirlanir civciv kesilir, civcivin kani
çocugun bütün vücuduna sürülür. Yaglanmis kumas yakilir ve çocugun üzerine
gedilirken dua edilerek su sözler söylenir.
270
                           Özbekçe
                                            Be hürmet- i Huda
Be hürmet- i pir-u üstat
                                            Enbiya- u afliya
       Hürmet- i çar yar- u ba sefa
                            Türkçe
                                             Allah’in hürmetine
                                             Evliyalar hürmetine
Enbiyalar  hürmetine
Dört halife hürmetine
Allah’a dua edilir. Yagli kuma yanip bitinceye kadar dua edilir. Bu islemden
sonra hasta bir veya iki gün içerisinde iyilesir.        
2.6. Kazan Uçugu:
Cin çarpildigina inanilan çocuklara uygulanir. Kazan uçugu iki çesittir,
çocugun hastaligi çok agir degilse sarimsak ve sogan kokusuyla iyilestirilir. Hastalik
agirsa yapilan islem daha zahmetlidir. Bahsi ( cinci ) tarafindan bazi uygulamalar
yapilarak icra olunur, söyledir:
Bahsi sarimsak ve sogani ezerek bakir kabin içerisinde suya islatir.
Hazirladigi sogan ve sarimsak karisimi suyu tencere siyasiyla karistirir.  Iki sandalye
üst üste üzerin  tencere ters konulur. Bahsi üç kez hastayi tencereden alt üst geçirir.Hazirladigi karisim suyu hastanin bütün vücuduna sürer. Bahsi dua etmeye baslar,
herkes amin der. dua edildikten sonra hasta orta yerde yatirilir, Bahsi hastanin
etrafindan dolasarak cin isimlerini sayar.
         Özbekç                                         Türkçe
                  Bad- i ziyan                                Rüzgar cini
Hak-i ziyan                                Toprak cini
Ates- i ziyan                               Ates cini
  Elbest- i can                              Seytan cini
                   Div- i peri                                   Dev ve peri cini
            Kara han                                   Kara han cini ( en büyük
                                                                       cinin ismi )
                Ak gine                                        Ak gine ( en küçük cinin                        
                                                                      ismi )
Saydigi cin isimleri söylerken hangisi çarpmissa hasta onun ismini
duydugunda kendinden geçer ve titremeye baslar, Bahsi bu ismi tekrarlar ve cinlerin
en büyügü sayilan kara han’a teslim almasini su sözlerle söyler. “ Bütün cinleri
teslim al, götür buralardan, bizden size zarar yok” der ve her kes dua eder. Bu
islemlerden sonra hasta ayaga kalkar ve iyilesir. 3. Vücut Organlari
   3.1. Saç: Saç sali ve Persembe günleri kesilmez. Saç kesildikten sonra
topraga gömülmeli yere atildiginda bas  agrisina sebep olur.  
   3.2. Göz: Göz segirmesiyle ilgili inançlar. Sag göz segirmesiyle iyi haber
alacagina ve sol göz segirmesiyle üzücü haber alacagina inanir. Küçük çöp parçasi
göz kapagina konulur ve Fatiha süresi okunur göze sürülür. Mutlu haberler gelsin
denilir

 3.3. Kulak: Kulaklar çinarsa birisi tarafindan hatirlandigina inanilir. “
hayirlarla hatirlanalim sözü söylenir ”. Kötü haber duyuldugunda kulaklar çekilir  ve
“ Rabbim göstermesin ” cümlesi söylenir.
273
  3.4. Eller: Sag elin avucu kasinirsa para kazanacagina, sol elin avucu
kasindiginda para harcanacagina inanilmaktadir.
  3.5. Tirnak: Tirnaklar gece kesildiginde ugursuzluk getirir. El ve ayak
tirnaklari ayni gün kesilmemeli üzüntü ve mutluluk ayni anda gelir. Kesilen tirnaklar
bedenden bir parça oldugundan ayaklar altina atilmaz akar suya veya topraga
gömülmesi lazim.
274
   3.6. Ayak: Ayaklarin avucu kasindiginda yolculuga çikilacagina inanilir ve
“ hayirli yolculuklara gidilsin ” cümlesi söylenilir.
4. Nazar ve Nazarla ilgili Inanaçlar
            Nazar inancina, hemen hemen dünyanin her tarafinda rastlanmaktadir. Çok
eskiden beri bununla zararli kuvvete karsi konulmaya, onun çarpici ve öldürücü
gücünden korunmaya çalisilmistir. Psikolojik temlinde kiskançlik ve haset duygularinin
yatigi bu vurucu kuvveti durdurmanin yahut zararindan kurtulmanin tek çaresi “ göze
gözle ” karsi koymaktir.    Afganistan’da  insanlara, tarladaki mahsule, hayvanlara,
dükkanlara, arabalara, evlere nazar degmemesi için bir takim araçlar kullanilmaktadir.
Bunlarin basinda Afganistan’in genelinde rastlanan nazar boncugu ve nazar muskasi
gelmektedir.
           4.1. Nazar ( Kimlerin nazari deger ) Gözünde siyah  benliler, mavi gözleri olan
kisilerden oldukça  uzak  durulur bu kisilerin nazarinin degecegine inanilir. Nazardan en
çok zarar gören çocuklar dir. Nazardan korunmak için bir takim pratiklere
basvurmaktadir: Bir  miktar suya kül ve un karistirilarak alti  adet yuvarlak  sekil
yapilir ve  kor atesin üstüne  nazar tasiyan insanin ismi söylenerek atilir. Her  taneyi
atarken nazar  ettiklerinden süphe  edilen sahislarin isimleri söylenerek atese atilir.
Hangisi isim söylendiginde  patlarsa onun nazar ettigine inanilir. Isin ilginç tarafi taneler
ne  kadar  çok olsa dahi bir  tanesi  patlar. Ayni islem Mezar- i Serif yöresinde degisik

sekilde uygulanmaktadir. Unla yumurta karistirilarak evin duvarina atilir, kim nazar
ettiyse gözü çiksin denilir ve  böylece  nazir  olan kisiden nazar  uzaklasir inanci
tasinmaktadir.
         4.2. Nazardan Korunmanin Yollari: Nazar boncugu çocuklarin giysilerine ,yeni
yapilan evlere, hayvan  arabalarina ,meyveli  agaçlara  ve  dükkanlara takilir.
Gezmeye götürülen çocugu nazardan korumak için evden çikarken “ nazar una gitsin
sana bulasmasin denilerek. ”  alnina, göbegin un sürülür. Bakildiginda  nazari
çekmek , kötü  niyetle bakan  kisinin  bakislarini bu  siyah , beyaz , kirmizi ,mavi
boncuk üzerine çevirmek içindir. Bu boncuklar nazardaki  öldürücü  veya  hasta
edici  gücü  üzerine  çekerek , onu tasiyan insani bundan korumaktir.
       Afganistan’in her yerinde yaygin olan tütsü, yeni çocuk dogdugunda, gelin
damat yeni evine girerken, yeni esya satin alindiginda, vs. nazardan korunmak  için
yakilir ve evlerde mutlaka Masallah, ve Kur’an-i Kerim’den ayetler asili olur.
Nazardan korunmanin yollarindan bir degeri ise kor  halindeki  atesin içine zerlik
atilir ve nazar  degen kisi basini yanan üzerlik otunun  dumanina  tutar etrafindan 3
kez  döner böylece  nazarin  geçecegine  inaniliyor. Tütsüyü  getiren kisiye para
verilir, para mutlaka verilmeli yoksa  nazar  geçmez. Nazardan korunmak  için nazar
muskasi alinir. Bu muskalar  Mollalar  tarafindan para karsiligi yazilir. Kirmizi
kumasla üç kat kaplanir ve sag omuzda tasinir  5. Halk Hekimligi
Halkin hastalik sebepleri hakkindaki görüs ve düsüncelerin, hastaliklari tedavi
etmek için kullandigi ilaç ve metotlarin hepsine birden “ halk hekimligi ”
denmektedir.
277
 Halkin adet, inanma, düsünce  ve ampirik bilgileriyle beslenen bu
zengin folklor müessesesi, gerek hastalik sebeplerini, gerekse tedavi metotlarini
genellikle irrasyonel düsünce ve görüslerde temellendirmektedir. Gerçi, halk
hekimligi, hastalik teshisi, teshis kullandigi ve bazi metotlarinda rasyonel bir
düsünüsle hareket etmekte, hatta tibbin bunlardan yararlandigi bilinmektedir. Ancak,
bu çesit uygulamalar azinlikta olup, çogunu, temelini ve majik düsüncenin ilkellerine
dayayan islemler teskil etmektedir.
278
Halktan bazilari hastaliklarin tedavisinde tibbi metotlarla beraber
hastaliklarinin tedaisinde hastaligi tedavi ettigine inanilan kisilere basvurmaktadirlar.
Ancak burada söz konusu ettigimiz bütün hastaliklarin tedavisi eden kisiler de
mevcuttur. Ele aldigimiz husus hiçbir ilaç ve  benzeri sey kullanmadan bazi
hastaliklarin tedavi edilmesidir. Tedaviyi yapan kimseler daha önceden hastaligi
tedavi edebilenler tarafindan el verilmis kimselerdir. Sah- i Merdangul Çiban, Yilan,
Zehirli Sinek isirdiginda tedavi yapmaktadir. Tedaviyi su sekilde yapar kur’an-i
kerim’den süreler okuyarak hasta bölgeye tükürügünü sürer.
279
5.1. Bezeme:
Kasintiyla birlikte bazen kabarciklar veya ince kabarciklar sekline de ortaya
çikan deri hastaligina halk arasinda “ bezeme ” denilir. Bu yaralar ehil bir kimseye
tükürttürülür ve yaralara  incir agacindan yaprak kopartilir bir gece okunmus suda
bekletilir ve hasta bölge birkaç kez bekletilmis suyla yikanilir böylece hastaligin
geçenegine inanilir.
280
5.2. Kizamik:
Bir bebek kizamik çikartinca yagli yemek yedirilmez çocuk hasta, nazar
deger diye baskalarinin eve girmelerine izin verilmez. Hastaligin geçmesi için komsu

mahelleden tavuk çalinir kesilir ve kanini kizamik çikaran bebegin vücuduna
sürerken su sözler söylenir.
                                    Özbekçe:
                                         Ogrila getipti tagga
                                         Oglim ucuptu bagga
                                         Kimdi tavugu bilmiymen
                                         Alsin götürsin dardini
                                         Getsin daga tasa
                                         Tag tasiydi bu dardi
Oglim tasiyamaydi bu dagi
                                         Tas topragga berebiz
                                         Alsin gelmesin biza yine
                                         Yene gelsan tavug yog
                                         Ogullaykan adam yog
                                         Adamla tagga getti
                                         Oglim bazarga getti
                      ***
                  Türkçe
                                             Hirsizlar gitmis daga
                                             Oglum gitmis baga
     Tavuk kimin bilmiyorum
Alsin götürsün derdini
                                             Gitsin daga tasa
Dag tasir anca bu derdi
     Oglum tasiyamaz bu dagi
      Toraga tasa veririz
                         Sizin olsun vermeyin geri bize
             Yine gelirsen tavuk yok
                 Tavuk çalacak adem yok
        Ademler daga gitmis95
    Oglum pazara gitti
Hasta kisi iyilestikten sonra tavugun sahibi bulunur helallasilir ve karsiligi
verilir. Herkes tarafindan bilindigi için olan kisiler tarafindan kötü karsilanmaz.
5.3. Kabakulak:
Bir kimse kabakulak çikardigi zaman yasli nine tarafindan iyilestirilir. Hekim
ninenin ekiz olmasi sarttir. Hasta kisiyi oda esik’ine yatirtir sag ayagiyla üç kez hasta
bölgeye hafiften basar, bu islem üç gün devam eder, böylece hastaligin iyilesecegine
inanilir.
5.4. Suçiçegi:
Suçiçegi bulasici bir hastalik oldugundan hastanin yanina baskalarinin
girmesine izin verilmez, yagli yiyecekler yedirilmez. Hastaligin uzun sürmesinin
kisinin zengin olacagina isaret olduguna inanilir ve hasta iyilesir iyilesmez
Hz.Ali’nin türbesine ziyarete götürülür. Türbede hasta çocuga dilek kazanina atmasi
için para verilir. Para atilirken dileklerde bulunur ve dileginin yerine gelecegine
inanilir.
281
5.5. Arpacik:
“ Arpacik ” ismi verilen halk arasinda tirsek denilen bu göz hastaliginin
tedavisi olarak  gözdeki hasta bölgeye yakincaya kadar sarimsak sürülür. Böylece
Arpacik iyilesir ve bir daha çikmaz. Bir baska uygulama ise evin kapisinda kibleye
dogru kepek, ezilmis seker, külü karistirip beyaz kagidin üzerine dökülür hasta kisiye
dogru kalem süresinden  bir ayet okuyarak üflenir.üç gün üst üste yapilan bu islem
sonunda hasta iyilesir.
282
5.6. Yürüyemeyen Çocuklar Için Uygulamalar:
Bir çocuk yeni yürümeye basladigi siralarda çok düsüyorsa, farkli tedavi
sekilleri uygulanir. At’in kuyrugundan üç tel koparilir“ attay bugin çercegenini
bilmegin ” ( at gibi ol yoruldugunun farkina dahi olma ) denilerek çocugun iki
ayagina baglanir.5.7. Akrep ve Yilan Zehirlemesinin Tedavisi:
Hekim Kur’an- i Kerimden sûreler okuyarak akrebin soktugu bölgeye
tükürügünü bas parmagiyla iki dikey bir yatay çizgi seklinde sürer. Bu sekilde
hastanin iyilesecegine inanilir.                    
                KUZEY AFGANISTAN’DA MESHUR TÜRBELER


Aslinda, mekan asla insan tarafindan kutsal seçilmez, yalnizca onun tarafindan
kesfedilir. Kutsal mekanin kendini göstermesi ile de dogrudan dogadaki bu mekan,
bu kaynak, bu agaç gerçeklesmez; kutsal mekan kozmolojik bir sisteme dayali ve
onun üzerine kurulu geleneksel bir teknik araciligiyla da kendini gösterir.
284
Kuzey Afganistan’da ki önemli manevi halk inançlardan birisi yatirlara olan
inanistir. Yatir; belli bir yerde mezari olan, hayatta iken sehit, alim olan kimselerdir.
Doga üstü güçleri olduguna inanilir. Ne tekim  Kur’an- i Kerim’de sehitlerin
ölmediklerine dair “ Allah yolunda ölenlere ölüler demeyiniz. Onlar diridirler, lakin
sizler suurunda degilsiniz ”
285
  ayetler vardir. Ülkedeki yatirlarda yatanlar genellikle
savaslarda rol alan kahraman kisilerdir. Yatirlarin etrafinda çogu kez bir agaç veya
agaç korusu bulunur.
286
 Yatir ve türbelerin hürmetine dilek ve isteklerin yerine
gelecegine inanilir. Ülkede ki türbelerden bir kaçi sunlardir. Dini inanç ve bilinç
bütün Afganistan toplumunu üzerinde açikça kendini göstermektedir. Halkin çogu
zorda kaldiginda türbe ziyaretleri yapar ve onlardan medet umarlar. En büyük
camilerden biri olarak bilinen Mezar- i Serif ‘te Hz. Ali’nin nasinin gömülü olduguna
inanilir. Bununla beraber ülkenin pek çok yerinde ziyaretler mekanlar oldugundan
Hac ziyaretiyle esit görürler.
287
1. Mezar-i Serif Türbesi
           Türkiye’nin hemen hemen her yerinde oldugu gibi Afganistan’da da halk
tarafindan kutsal kabul edilen türbe ve yatir gibi yerler vardir. Dileklerin özellikle
çesitli hastaliklardan kurtulmak, çocuk sahibi olmak, isteklerin yerine gelmesi için
halk tarafindan ziyaret ediliyor.  Kuzey Afganistan’da meshur türbelerden biri
islamin dördüncü Halifesi olan Hz. Ali’nin yatiri olduguna inanilan “ Mezar- i Serif
Türbesi ” bütün ülke için önemli bir yatirdir. Hz. Ali’nin Kufe camisinde Abdul
Rahman isimli kisinin oglu tarafindan sehit edilmeden önce ogullarina, “ ben kimsenin bilmedigi yere defin edin ” tesviyesi yere getirilir. Yillarca mezarin nerede
oldugu bilinmez.
       Abasilar halifesi Harun-ul Resit bir gün Necef çöllerinde olgun bir sahsiyetle
karsilasir ve Hz. Ali’nin türbesinin orada oldugunu ögrenir. 170- 193’e kadar halife
disinda baska kimse bilmezdi. Halife bölgeyi arastirir kazar ve bazi özelliklere sahit
olunca türbe yaptirir ve zamanla türbe büyütülür.
288
       Mezar- i Serif türbesinin dis duvarin üst kisminda lacivert bir zemin üzerine
Nasta’lik hattiyla Hz. Ali’nin mezarinin yeri konusundaki tartismalara cevap olarak
Afganistan’in önemli sairlerinden Mevlana Cam- i’nin yazdigi dörtlük söyledir.
            Farsça
                        Güyent ki Murteza Ali der Necef ast
                        Der Balh biya bibin çi beytil seref ast
                        Cam- i ne aden güy u ne beynil cebeleyin
                        Hursit yeki u nuri o her taref ast
             Türkçe
                       Derler Mürtaza Ali Necef’tedir
                       Belh’e gel gör ne kadar serifli bir ev var
                       Ey Cam- i ! sen ne ‘ Aden de nede iki dag arasi’
                       Günes bir tanedir, ancak onun nuru her taraftadir.
 
Mezar- i Serif, Amu Derya irmaginin güneyinde Afganistan’in bir sehridir.
Orta çagda Belh sehrinin dogusunda Hayr köyü bulunuyordu ve buraya daha sonra
Hvaca Hayran denildi. Biri VI ( XII ) arasinda 1135/ 1136 senesinden sonra, Sultan
Sencer devrinde, digeri 885 ( 1480/ 1481 )tarihinde, Timur hanedanindan Sultan
Hüseyin Baykara zamaninda, burada Hz. Ali’nin türbesi bulundugu kesfedilir ve
dogru oldugu ilan edilerek türbe haline getirilir. Çok geçmeden, türbenin yaninda
bir ziyaret yeri meydana gelir ve ticaret de gelisir. Gittikçe genislettirilmis olan türbenin bulundugu sehre son bir asirda Mezar- i Serif ismi verilir.
289
 Mezar- i
Serif’ta yasanan sosyal hayat hakkinda genis bilgi için Sheila Paine’nin Teh Afghan
Amulet ( Afgan tilsimi ) isimli kitabinin 187- 191. sayfalarina bakilabilir.
290
 Halk arasinda söylenen efsanelerde ise Sultan Hüseyin Baykara rüyasinda, suanda
türbenin bulundugu yerde bir magara görür ve kayiptan bir ses Hz. Ali’nin yatirinin
bu magarada oldugunu söyler, ve ayni rüyayi 7 kisi da ayni anda görür. Sultan derhal
o dönemin önlü sairlerinden olan Alisir- i Nevayi’ ya magarayi arastirmasi için haber
yollar, ne oldugunu ögrenmek için bir kisi magaranin içerisine gönderilir, kisi
magaradan çiktiginda dili tutulur ve konusamaz. Sultan’in rüyasinda ikinci kez “
magarada ne oldugunu merak etmemesi türbe yaptirmasi ” söylenir. Bu rüya
neticesinde magara türbeye çevirilir.
        Nevruz döneminde dileklerde bulunan hastalar, Nevruz bayramindan 40 gün
önce, Hz. Ali’nin türbesine gider dualarda bulunur. Kirkinci gün icra edilen Nevruz
günü, Jende Bala merasimi  esnasinda Hz. Ali’nin hikmetinin geçtigine inanilir ve bu
anda hastalarin iyilestigi kabul edilir. Halk tarafindan büyük ilgi ve saygiyla
karsilanan türbe ülke halkina ve yabancilara ziyaret yeri olarak aciktir.
2. Kata Imam Türbesi
      Folklorik unsurlarla süslenerek, dini inançlarla ilgili bir öge haline gelmis
yatirlarda yatan velilerin bulundugu yerlerdeki agaç ve çalilara bezler, esarplar
baglanip dileklerde bulunurlar. Dileklerin kabul edilmesi, çocuk sahibi olmak,
hastaliktan kurtulmak, sikintiyi gidermek için yapilan bu yatir ve türbe ziyaretlerinin;
yaninda, orada yatanlardan bir seyler bekleme düsüncesi ve burada yapilan
uygulamalarda saygi duyulur, sözlerine kulak verilir.
291
 Afganistan’in kuzeyinde yar
alan Ser- i Pul velayetinin batisinda  bulunan türbelerden birisi olan Kata Imam
Türbesi halk tarafindan her türlü hastaliklarin iyilesecegi ve dileklerin
gerçeklesecegine inanilarak ziyarete gidilen yatirlardan biridir.Katta imam türbesinde kimligi belli olmayan Allah dostlarindan birinin oldugu
yatmaktadir. Özellikle çarsamba günleri ülkenin her tarafindan Türbeye akin eden
halk dileklerde bulunur ve isteklerinin ye rine geldigine inanilir. Türbe 7 türbeci
tarafindan sirayla beklenilir. Dilekleri gerçeklestiginde adaklari türbedarlara verilir.
Gelirlerini türbeden elde eden türbedarlar ziyaretçilere hayirli dualara bulunmakla
birlikte  getirdikleri kurbanlari keser ve fakirlara dagitma islemlerini yerine getirirler.
Türbenin sag havlusunda bulunan havuzun suyu sifali sayildigindan ziyarete gelenler
tarafindan mutlaka içilir.  
       Türbenin girisinde yer alan dilek lambasi özellikle gençlerin isteklerinin
gerçeklesmesi, çocuk sahibi olmak, için yakilir. Dileklerin gerçeklesip
gerçeklesmeyecegi lambanin yakilisindan anlasilmaktadir. Kisilerin isteklerinin
gerçeklesmesi lambanin kolay yakilmasina bagliyken, dileklerin yerine gelmeyecegi
lambayi yakmak  için ugrasildigindan anlasilir. Iste bu durumda dualarda bulunan
kisiler türbeye getirdikleri büyük bas hayvani ( koyun, keçi ) keser ve sadaka olarak
para dagitir.
292
3. Kiçik Imam Türbesi
            Diger türbelerde oldugu gibi dileklerin kabul edilmesi, çocuk sahibi  olmak,
hastaliktan kurtulmak, sikintiyi gidermek için gidilen türbelerden biridir. Islam
dönemde ata mezarlarini ziyaret inanci da halen devam etmektedir. Orada yapilanlar
ata ruhlarindan yardim istemeye yönelik davranislardir. Türbenin etrafindaki agaca
baglanan çaput veya yere serpilen bugday, dari, orada yakilan mumlar ve çiviler birer
adak yerine geçmekdir.
      Kiçik Imam lakabiyla taninan Hz. Yahya’nin otobiyografisini eski yazilardan
Farsçiya çeviren Özbek yazar ve sairlerinde olan Azim- i Serpul- i, Hz. Ali’nin
soyundan geldigini, Hz.Yahya bin- i Zeyit’in Cuma günü Saban ayinda Hicri Kameri
125 yilinda Salim bin- i Hur tarafindan Argabi
293
köyünde sehit edildigini
yazmaktadir.


Ülkenin her tarafindan  türbe ziyaretine gelinir. Yatirin etrafinda defin edilen
kisiler özellikle türbeye hizmette bulunan, keramet sahibi sayilanlarin mezarlaridir.            
Türbede adak olarak getirilenler para, civciv bas hayvan, kesilerek eti türbedara
verilir. Böylece dileklerinin kabul olacagina inanir. Türbe örtüsü, Kur’an-i
Kerim’den ayetler, siir ve ibretli sözlerle süsleyen genelde yesil renkli kumaslar
seçilmektedir. Türbenin saginda yer alan siyah renkli tas üzerinde yazilan yazi
üzerinden yillar geçmis okunusu epey güç isteyen bu duayi kolayca okuyan kisilerin
dualarinin kabul olacagina inanilmakla birlikte duasi kabul olmayanlarin yaziyi
okumakta zorluk çektikleri söylenmektedir. Türbe örtüsü üzerinde yazilan dua
örnekleri söyledir.
                       Farsça
Kadre-i zi ab-i rahmet- i  tu bas ast
                                         Susten- i name- i siyah- i hama
                     Türkçe
Bizim günahlarin yikanmasi için,
                                                    Rahmetinden bir damla göndersen bile yeter
Farsça
                                          Tu ey hak- i tire azizes bidar
                                          Fakirane hufte ast Rusen zamir
                                          Bina ber mezares eger bigzer- i
  Nisares bikun musk, nap ve anber
                   Türkçe
             Ey siya toprak sen onu aziz kilansan eger
                 Seni aydinlatanda bagrinda yatan bu masum
         Yolunuz düserde geçerseniz buralardan
    Yakin bir misk, amber, duada bulun
        Kiçik Imam Kazan-i: Türbede bulunan kazan halk tarafindan dilek kazani
olarak bilinir. Dilekte bulunan kisiler kazana para atarlar, dileklerin gerçeklesmesi
için kazanin çevresinde kilitler takilir, isteklerin gerçeklesmesi neticesinde kisi
tarafindan taktigi kilit açilir. Verilen adaklar ve kazana atilan paralar devlete ait
vakiflara verilir.

Bent Ipi: Halk arasinda, Çocuk sahibi olmak isteyen kisiler türbeye gelir bent ipi
alirlarsa çocuk sahibi olacaktir. Sebep olarak da, Kiçik Imam lakabini tasiyan zatin
çocuklara olan sevgisinden dolayi ziyarete gelenlerin isteklerinin  gerçeklesecegini
söylenmektedir. Ziyarete gelen kisilerin çocuk sahibi olmalari için türbedar
tarafindan Kur’an- i Kerim’den okudugu ayetlerle birlikte hazirlanan ipliklerin
hazirlanisi su sekildedir; türbe çevresinde üç kez ip dolandirilir, her defasinda
Kur’an- i Kerim’den ayetler okunur, iplikler birbirine geçirilir çocugu olmayan kisi
bu iplikleri yaninda tasir, istegi yerine geldikten sonra iplikler akar suya atar.
Türbenin çikis kapisinda asili olan zincirler öksürük tedavisi için kullanilmaktadir.
Zincir suya üç kez batirilir ve bu su hastaya içirilir sifa olduguna inanilir.
4. Mizrap Sah Pehlivan Türbesi
      Ülkenin dört bir yani Evliyalar, veliler ve ermislerle doludur. Bunlara her
zaman saygi ile anmak, hayirla ve rahmetle yad etmek  ve bunlara hizmet etmek
öteden beri süre gelen geleneklerimizden birisidir. Bütün dertlerin Allah’tan sonra
onlarin hürmetine sifa kaynagi buralardir. Hasta olanlar, çocuk ve mutluluk
bekleyenler, hep bu ulu erenlere kosar, adaklar adayarak arzularinin yerine gelmesini
isterler.
       Mizrap Sah Pehlivan Türbesi Kuzey Afganistan’in Sibirgan velayetindedir.
Türbe de her hangi bir yatirin olmadigi her kes tarafindan bilinse de halk tarafindan
saygi duyulan türbelerden birisi sayilmaktadir. Tarihi hiçbir kaynaga rastlanmayan
türbe 1978 yilinda Sovyet birligi tarafindan yikmaya çalisilmis fakat basarili
olunmamistir. Son 10 yil içerisinde her hangi bir kerametine rastlanmayan türbenin
topragi yaralara sifa niyetiyle sürünür.

5. Molla Aka-i Sibirgan-i Türbesi
           Diger türbelerde oldugu gibi dileklerin kabul edilmesi, sikintiyi gidermek,
çocuk sahibi olmak, hastaliktan kurtulmak, için yapilan bu yatir ve türbe
ziyaretlerinin; yaninda, orada yatanlardan bir seyler bekleme düsüncesi ve burada
yapilan uygulamalarda saygi duyulur. Ülkenin kuzeyinde yer alan bu türbe isteklerini
gerçeklesmesi için özellikle felç hastalari tarafindan ziyaret edilmektedir.
      Halk arasinda molla akay- i sibirgan- i lakabiyla tanilan Semseddin evliya ibn-i
Yemin, hicri onuncu yüz yilin sair ve yazarlarindan birisidir. Siir divanlari ve halka
yönelik ibret alici kitaplari halen okullarda ders kitabi olarak okutulmaktadir. Ibn-i
Yemin 1005 hicri kameri yilinda Sibirgan,da vefat ettikten
296
 seneler sonra yatir
türbe halina getirilmis ve halka ziyarete açilmistir.
6. Seyit Miskin Aga Türbesi
            Seyit miskin aga ser- i Pul halki tarafindan sevilen sahsiyet gelecege dair bilgi
verdigi söylenmektedir. 1254 hicri yilinda Ser- i Pul velayetinde vefatin
297
 dan sonra
yatiri türbeye dönüsür. Uyusturucu hastaligindan kurtulmak isteyenler 40 gün türbeyi
ziyaret eder adakta bulunurlar. Kirkinci gece Seyit Miskin Aga rüyada gören hasta
onu söylediklerini yerine getirirse iyilesir







    

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder