Ana Sayfa Bilgi Bankası
Van Gölü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Van Gölü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2011 Cuma

Van Gölü

Van ve Bitlis illerinde yaşayan­lar tarafından "deniz" olarak da adlandırılır. Karşı kıyının her yerden kolayca görülmemesi nedeniyle kapladığı alanın çok geniş olması düşünülerek yöre halkı tarafından böyle anı­lan Van Gölü, ülkemizdeki en büyük doğal göldür.
Biçimi üçgeni andıran göl sularının deniz düzeyinden yüksekliği 1.646 metredir. Yakla­şık olarak 3.700 km2'lik bir alan kaplayan ve Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Van Gölü'nün doğu yansı Van ilinin, batı yansı da Bitlis ilinin sınırları içinde kalır. Uzunluğu 130 kilometreyi, genişliği de 80 kilometreyi bulan gölün Erciş ve Van kıyılan açığında derinlik en çok 50 metredir. Van Gölü'nün en derin yeri, batı kesiminde Adilcevaz ve Ahlat açıklarındaki çukurluk 450 metre kadardır. Van Gölü'nde yer alan adalar daha sığ olan doğu kesimdedir. Göldeki en önemli kara parçalan Yaka, Çarpanak ve Akdamar (Ahtamar) adalarıdır. Göl kıyılarındaki başlıca girintiler ise Erciş Körfezi ile Van, Gevaş ve Tatvan koylarıdır.
Van Gölü'nün oluşumuyla sönmüş bir ya­nardağ olan Nemrut Dağı'nın ortaya çıkışı arasında doğal bir bağlantı vardır. Eski jeolojik çağlarda Muş Ovası'yla Van Gölü sularının kapladığı çukurluk kesin­tisiz bir çöküntü alanıydı. Sonraki jeolojik dönemde Süphan ve Nemrut yanardağların­dan püsküren lavların yığılmasıyla oluşan doğal baraj bu geniş çöküntü alanını ifciye ayırdı. Eskiden bu çöküntünün tümü sularını dışa akıtırken, Nemrut Dağı'nın çıkardığı lavlarla önü tıkanan doğu kesimde sular birikmeye başladı ve bugünkü Van Gölü ortaya çıktı.
İçindeki suyun hacmi yaklaşık 600 km3 olarak tahmin edilen göl, daha çok dağlardan inen ve fazla uzun olmayan akarsularla besle­nir. Bunlardan başlıcaları Zilan Deresi, Ben- dimahi ve Marmit çaylan ile Hoşap Suyu'dur. Van Gölü'nün su toplama alanının genişliği 12.000 km2'dir. Van Gölü'nde yıllık düzey değişikliği 50-60 cm kadardır. Göl sularının düzeyi dağlardaki karlar ve buzların erimesi­ne bağlı olarak yazın yükselir, suların don­duğu kışın ise biraz çekilir. Van Gölü'nün geçmişte büyük düzey değişiklikleri gösterdiği bilinmektedir. Bunlardan biri Erciş kentinde yaşanmıştır. 1841'de göl suları yükselip kıyı­daki Erciş'i basınca, kent 3 km kadar içeride bulunan bugünkü yerine taşındı.
Dışa akışı olmadığından Van Gölü'nün sulan tuzludur. Göl sulan binde 22 oranında tuz içerir. Bu tuzlu sularda yüksek miktarda soda bulunmasının nedeni, gölü besleyen akarsuların geçtiği volkanik araziyi oluşturan kayaçlarda sodyum bileşiklerine rastlanması- dır. Bu bileşiklerin eriyerek akarsular tarafın­dan taşınması ve buharlaşma sonucunda olu­şan yoğunlaşma göl sularının sodalı olmasına yol açar. Göle girip uzunca bir süre yüzenle­rin saçları boyanmış gibi sanlaşır. Doğal çamaşır suyu özellikleri gösteren göl sularından soda elde edilir. Kıyıdaki kırsal yerleşme­lerde yaşayanlar çamaşırlarını Van Gölü'nde yıkar. Erciş Körfezi kıyısında oldukça sığ olan suların yüzeyi bazı kışlar görülen şiddetli soğuklar sırasında donar. Yazın göl sularının sıcaklığı yüzeyde 21°C'yi bulur.
Van Gölü kıyılarındaki akarsu ağızlarında suların tuzluluğu azalır. Bu kesimlerde göl sularının koşullarına uyum sağlamış bir balık türü olan inci kefali yaşar. Av yasağı uygulan­dığı dönemlerde teknelerini kamyonlara yük­leyen bazı Karadenizli balıkçılar inci kefali avlamak amacıyla Van Gölü kıyısına gelir. Göl kıyısında sazlıklarla kaplı birçok sulak alan vardır. Bu alanların bir bölümü akarsula­rın taşıdığı alüvyonların yığılmasıyla oluşan küçük deltalar, bir bölümü de küçük birer lagün olan tuzlu bataklıklardır. Sulak alanlar­da oldukça canlı bir yabanıl yaşam göze çarpar. Bu alanlardan en önemlileri Bendimahi deltası ile Çelebibağ, Edremit, Van ve Horkum sazlıklarıdır. Bu delta ve sazlıklarda çok sayıda kuş yaşar ve kuluçkaya yatar. Kuluçkaya yattığı gözlenen başlıca kuş türleri batağan, karabatak, balıkçıl, kaz, angıt, ör­dek, çamurcun, dikkuyruk, delice, turna, uzunbacak, kızılbacak, sumru, yelve, suna, çaylak, akbaba, kerkenez ve bülbüldür. Ko­ruma altına alınmamış durumdaki bu doğal yaşam alanları saz kesimi, sürü otlatma ve aşın avlanma gibi tehlikelerle karşı karşı­yadır.
Van Gölü'ndeki adalardan en önemlisi Akdamar Adası'dır. Bunun nedeni, Akdamar Kilisesi adıyla anılan eski bir dinsel yapının bu adada bulunmasıdır. 10. yüzyılın ilk yansında yapılan kilisenin miman keşiş Manuel'dir. Akdamar Kilisesi yüzyıllar boyunca Van yö­resinde yaşamış olan Ermeniler'in kültür ve sanat yapıtlarından başlıcasıdır. Dış duvarları ile iç mekânlarında bezeme ve heykel sanatı­nın etkileyici örnekleri görülen bu önemli ortaçağ mimarlık anıtı her yıl çok sayıda turist tarafından ziyaret edilir. Van Gölü çevresinde turistik açıdan önem taşıyan öteki yerler Van
Kalesi, Ahlat'taki mezar taşlan, Gevaş'taki kümbetler ile Bendimahi Çağlayanı'dır.
Gerek yolcu, gerek yük taşımacılığı açısın­dan Urartular döneminden beri Van Gölü'nden yararlanıldığı bilinmektedir. Eskiden su­yolu ulaşımında kullanılan yelkenli teknelerin yerini 19. yüzyılda küçük buharlı gemiler aldı. Göl kıyısındaki yerleşim yerleri arasında dü­zenli gemi işletmeciliği ilk kez işgal sırasında Ruslar tarafından başlatıldı. Cumhuriyetten sonra bu işletmenin etkinliği devlet eliyle sürdürüldü. Günümüzde Van Gölü İşletmesi adını almış olan bu işletme Türkiye Denizcilik İşletmeleri adlı bir kamu kuruluşu tarafından çalıştırılmaktadır. İşletme Van Gölü kıyılarındaki iskeleler arasında yolcu, yük, tren vago­nu ve öteki taşıtların ulaşımını sağlar. Feri­botla Tatvan'daki iskeleden Van'ın iskelesine yaklaşık 3,5 saatte ulaşılır. Gölde çalışan teknelerle gemilerin yapım ve onarımıyla uğraşan Tatvan'daki atölye de bir başka kamu kuruluşuna aittir. Ayrıca düzgün bir karayolu Van Gölü kıyısı ile kıyı yakınında yer alan kent ve kasabaları birbirine bağlar.

Van,Doğal Yapısı,Tarihi,Ekonomisi,Toplum Ve Kültürü,

VAN ili, Doğu Anadolu Bölgesi'nin doğu kesiminde yer alır. Yüzölçümü açısından ül­kemizin en büyük illerinden biri olan Van'da yerleşmeye elverişli alanlar oldukça sınırlıdır. Büyük bölümü yüksek, engebeli ve dağlık alanlardan oluşan Van ilini etkisi altında tutan sert iklim, başlıca ekonomik uğraş olan tarımsal üretimin çeşitlenip gelişmesine ola­nak tanımaz.
Çok eski bir yerleşim alanı olduğuna ilişkin birçok buluntuya rastlanan Van ili, tarihsel yapı kalıntıları açısından fazla zengin sayıl­maz. Urartu uygarlığının en önemli merkezle­rinden biri olan Van Kalesi ve Ermenilere ait dinsel yapıların bulunduğu Akdamar (Ahtamar) Adası ilin başlıca turistik zenginlikle­ridir.
Doğal Yapı
Van Gölü kıyısı ve bu kıyıya açılan vadiler dışında ilin hemen her kesiminde doruğu 3.000 metreyi aşan dağlara rastlanır. Van ilinin kuzey kesimindeki dağlar Aladağ ya da Aladağlar, orta kesimdekiler ise Van Doğusu Dağlan olarak adlandırılır. İl topraklarının güneybatı ve güney kesiminde yer alan dağlar ise Güneydoğu Toroslara bağlıdır. Kuzey kesimi engebelendiren Aladağ'm doruğu 3.356 metreye erişir. 3.660 metre yüksekliğindeki Tendürek Dağı'nın en yüksek noktası Ağrı il sınırındadır. İlin doğu kesimindeki başlıca yükselti Haravil Dağı olarak da adlan­dırılan Yiğit Dağı'dır (3.468 metre). Van Doğusu Dağları'ndan başlıcaları Pirraşit Dağı (3.109 metre), Erek Dağı (3.204 metre), Mengene Dağı (3.412 metre), İspiriz Dağı (3.668 metre) ve 3.684 metreye ulaşan doruğu ilin en yüksek noktası olan Koçkıran Dağı' dır. Güney kesimde yer alan ve Güneydoğu Toroslar'ın parçası olan başlıca yükseltiler ise Artos Dağı olarak da bilinen Çadır Dağı (3.537 metre), Müküs Dağı (3.414 metre), Kavuşşahap Dağı (3.634 metre), Arnas Dağı olarak da adlandırılan Kepçe Dağı (3.537 metre) ve Gökdağ'dır (3.604 metre). Doruklan yılın büyük bölümünde karla kaplı olan bu dağların bazı kesimlerinde yazın çayırlarla kaplanan sulak yaylalar önemli hayvancılık alanlarıdır.
17. yüzyılda imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaş­masıyla belirlenen İran sının ilin doğusunda­ki dağların en yüksek noktalarını birleştiren su bölümü çizgisinden geçer. Sınır çizgisi küçük bir istisna dışında Van ve Erçek gölleri ile Urmiye Gölü kapalı havzalannı birbirin­den ayınr. Bu istisna, başlangıç kolları Men­gene Dağı'nın kuzey yamaçlarından doğduk­tan sonra İran'daki Urmiye Gölü'ne dökülen Kotur Çayı'dır. Van ili topraklarından kay­naklanan sulann çoğu Van Gölü'nü besleyen akarsular tarafından toplanır. Bunlardan baş­lıcaları Zilan Deresi, Deliçay, Bendimahi Çayı, Marmit Çayı olarak da bilinen Karasu ve Hoşap Suyu'dur. Erçek Gölü'ıie dökülen akarsulardan en önemlisi Memedik (Özalp) Çayı'dır. Van ilinin güneydoğu ve güneybatı kesimlerinden kaynaklanan akarsular ise Dic­le Irmağı aracılığıyla Basra Körfezi'ne ulaşır. Türkiye sınırlan dışında Dicle Irmağı'na katı­lan Büyük Zap Suyu, Yiğit Dağı'nın kuzey ve Mengene Dağı'nın güneydoğu yamaçlarından doğan derelerin birleşmesiyle oluşur. Dicle Irmağı'nın önemli kollarından olan ve bazı haritalarda Uluçay olarak yazılan Botan Çayı' nın başlangıç kolları olan Çatak ve Bahçesa­ray dereleri de il topraklarından çıkar.
Van ilinde birçok doğal göl vardır. Bunlar­dan başlıcaları Erçek, Süphan (Sultan) ve Tuz (Kazlı) gölleri ile Akgöl'dür. Doğu Anadolu Bölgesi'nin üçüncü büyük doğal gölü olan Erçek Gölü'nün suları dışa akışı olmadığın­dan tuzlu ve sodalıdır. Van ilindeki başlıca yapay göl ise Keşiş Gölü olarak da bilinen Turna Gölü'dür. Türkiye'nin en büyük doğal gölü olan Van Gölü'nün doğu kesimi il sınırlan içinde yer alır.
2.000 metreden daha alçak alanlara fazla rastlanmayan Van ilindeki başlıca ovalar Van Gölü kıyısında ve vadi tabanlarının genişledi­ği kesimlerdedir. Dağlık alanlar ile orta yük­seklikteki yamaçlarda aşınmayla düzleşmiş ve ova ya da düz olarak tanımlanan dalgalı düzlüklere de rastlanır. Bunlardan başlıcaları Van, Erciş, Çaldıran, Muradiye ve Hoşap ovaları ile Erçek Düzü'dür.
En çok ilkbaharda yağış alan Van, Doğu Anadolu Bölgesi'nde görülen sert kara iklimi­nin etkisi altında kalır. Van Gölü kıyısında iklim iç kesimlere göre biraz daha yumuşak­tır. Kışlan kar yağışlı geçen il merkezinde bazı kışlar hava sıcaklığı - 25°C'nin altına bile düşer. Daha iç ve yüksek kesimlerde daha düşük hava sıcaklıklarına rastlanır. Yazın Van kentinde 40°C'ye çıkan sıcaklar görül­mez. Bu kentte yıllık ortalama yağış miktarı 400 milimetreye ulaşmazken ilin yüksek ke­simlerinde bu miktar 1.000 milimetreyi aşabi­lir. Kışın görülen yoğun kar yağışı nedeniyle bazı ilçe merkezleri ve köylere ulaşabilmek bir süre için olanaksız hale gelir.
Van orman açısından ülkemizin en yoksul illerinden biridir. Bunun başlıca nedeni, çok eski bir yerleşim alanı olduğundan, ormanla­rın yüzyıllardan beri insanlar tarafından kesil­mesi ve iklim koşullarının yeniden doğal orman oluşumuna elverişli olmamasıdır. Yal­nızca güneybatı kesimdeki dağlarda bazı meşe kalıntılarına rastlanan ilin doğal bitki örtüsü bozkır görünümündedir.
Tarih
Yapılan kazı ve araştırmalarda ilk kez, günü­müzden 7.500 yıl önce başlayan Bakır Çağı'nda yerleşildiği anlaşılan Van yöresi 5.000 yıl önce Hurriler'in yurduydu. Bu yöre bazı Asur kaynaklarında, "dağlık bölge" anlamında Urarti, bazı başka Asur kaynaklarında ise
Nairi ülkeleri olarak adlandırılan toprakların sınırlan içinde yer alır. Asur kaynaklarında Urartular  olarak adlandırı­lan bu halk kendi ülkelerini Biainili adıyla anıyordu. Urartular'ın en önemli merkezle­rinden olan Tuşpa, Sardurihinili (bugün Çavuştepe) ve Rusahinili (bugün Toprakkale) Van yöresindeydi.
İÖ 9. yüzyılda kurulan Urartu Krallığı, etkisi altında kaldığı Asurlular'la birçok kez savaştıktan sonra İÖ 7. yüzyılda İskit saldırılarıyla sarsıldı ve İÖ 6. yüzyıl başlannda da Medler tarafından yıkıldı. Med egemenliğini Persler'in ve Selevkoslar'ın yönetimi izledi. İÖ 2. yüzyılda Partlar'a bağlanan bu toprak­lar İÖ 1. yüzyılda II. Dikran'ın eline geçti. Bu yüzyıldan başlayarak Roma ile önce Partlar, İS 3. yüzyıldan sonra da Sasaniler arasında el değiştiren Van yöresi, Bizans döneminde Araplar'ın saldırısına uğradı. 7. yüzyılda baş­layan Arap egemenliği sırasında Ermeni yö­neticilerin elinde kalan Van, 11. yüzyıl başla­rında gene Bizans'a bağlandı. Bu yüzyılın sonlarında Selçuklular tarafından alınan yöre, bir süre bazı başka güçlerin saldınsına uğra­dıktan sonra 13. yüzyılda Moğollar ve Timur orduları tarafından yağmalandı. 15. yüzyıl başlarında Hakkâri beyleri tarafından yönetil­meye başlandı ve 16. yüzyılda Safeviler'in denetimine girdi. Osmanlılar ile Safeviler arasında el değiştiren Van, Amasya Antlaş­ması gereğince Osmanlı topraklarına katıldı.
Van yöresi bundan sonra da önemli karışık­lıklara sahne oldu. 19. yüzyılın ikinci yansın­da Van vilayetinin sınırlan içinde yer alan yöre halkı Kürtler ile Ermeniler'den oluşu­yordu. 1895'te Ermeniler tarafından düzenle­nen ve kısa bir süre sonra Hamidiye alayları tarafından bastırılan ayaklanma yörenin bü­yük ölçüde yıkıma uğramasına yol açtı. 1915'te Van yöresini işgal eden Rus ordusu 1918 başlarında çekildi. Ruslar'ın çekilmesin­den sonra Ermeniler'in eline geçen Van, 7 Nisan 1918'de Osmanlı ordusu tarafından geri alındı.
Ekonomi
Fazla gelişmemiş illerimiz arasında yer alan Van'da ekonomi daha çok hayvancılık ve ticarete dayalıdır. İkliminin sertliği ve ekime elverişli topraklarının sınırlılığı bitkisel üreti­min çeşitlenmesine olanak tanımadığından en önemli uğraş hayvancılıktır. Ovalık alanlarında sığır besiciliği yapılan ilde yaylacılık yönte­miyle kıl keçisi ve çok sayıda koyun yetiştiri­lir. Kışı Siirt ve Şırnak yörelerindeki kuytu köylerde geçiren yan göçebe aşiretler sürüle­rini yazın Van yöresindeki yaylalara çıkararak otlatırlar. Küçükbaş hayvan yetiştiriciliği da­ha çok canlı hayvan ticaretine yönelik olarak yapıldığından hayvansal ürün miktarı ve veri­mi düşüktür. Van yöresinin en ünlü hayvansal ürünü otlu peynirdir. Hayvansal üretimin geliştirilmesini özendirmek amacıyla Van ilin­de bazı sanayi tesisleri kurulmuştur. Van ilinde hayvancılığın gelişmesine katkıda bulu­nan başlıca kuruluş Erciş'teki Altındere Ta- nm İşletmesi'dir. Hayvancılığın öteki dallan arıcılık ve tavukçuluktur. Sulan tatlı olan göller ile Van Gölü'ndeki akarsu ağızlarında balıkçılık yapılmaktadır.
Ekime ayrılabilen toprakları, yüzölçümü­nün yüzde 10'unu bile bulmayan Van ilindeki sulanabilen bazı topraklarda bitkisel üretim yapılır. Başta yem bitkileri olmak üzere en çok buğday, şekerpancarı, patates, arpa, la­hana, kavun ve karpuz yetiştirilir.
Van ilinde sanayi fazla gelişmemiş bir düzeydedir. Başlıca sanayi kuruluşları et kombinası ile un, süt ürünleri, şeker, yem, deri ve ayakkabı, yün ipliği, çimento, tuğla ve kiremit fabrikalarıdır. Ayrıca tereyağı ve pey­nir üretilen mandıralar da vardır.
Zengin bir tarihsel geçmişe sahip olan Van yöresi turizm açısından önem taşır. Urartular ve Ermeniler tarafından yapılmış olan tarihsel yapılan görmek için her yıl Van'a birçok turist gelir. Van ilindeki en önemli yeraltı zenginliği Erciş yöresinde bulunan linyit yataklarıdır.

Bir sınır ili olan Van, ulaşım açısından önemli bir konumdadır. Türkiye'yi İran'a bağlayan demiryolu Van ili topraklarından geçer. Tatvan'ın Tuğ iskelesi ile Van iskelesi arasında feribotla taşman vagonlar Özalp'in güneydoğusundaki Kapıköy sınır kapısında İran'a ulaşır. Van Gölü kıyılarından geçen karayolu da Van ilindeki yerleşimleri bölge­nin öteki merkezlerine bağlar.
Toplum ve Kültür
Koçkıran Dağı yamaçlarındaki Yedi salkım köyü yakınında yer alan Kızlar Mağarası duvarlarındaki resimlerin, günümüzden yak­laşık 2,5 milyon yıl önce başladığı kabul edilen Yontma Taş Devri'nin sonlarında ya­pıldığı sanılmaktadır. Bu resimlerdeki başlıca özellik, boyutlarının küçük olmasına karşın ayrıntıların belirtilmesi ile figürlerdeki uyum ve oranın verilmesinde gösterilen üstün beceri ve özendir. Daha sonraki dönemlerde Van yöresinde devlet kurmuş olan Urartular'ın yarattığı kültüre ait ilginç kalıntılara da rast­lanmaktadır. Bunlardan başlıcası Erek Dağı' nın doğusunda yer alan ve Keşiş Gölü olarak da adlandırılan Turna Gölü'dür. Tuşpa ve Rusahinili kentlerinin su gereksinimlerinin karşılanması ve çevredeki tarım alanlarının sulanması amacıyla Urartular tarafından yapı­lan bu yapay göl, o dönemde Rusa Gölü olarak adlandırılıyordu. Rusa Gölü'nden ka­nallarla su getirilmesi ve bozkırın kenarında Van Ovası'nın bir vaha görünümü kazanmaya başlaması, Urartular dönemine rastlar. Kışın karadan ulaşımın aylarca sağlanamadığı ilk­çağda kıyıdaki kaleler arasında Van Gölü'nde suyolu ulaşımı Urartular döneminde başladı.
Van yöresine özgü başlıca geleneksel el sanatı dokumacılıktır. En ünlü dokumacılık ürünü, hayvancılıkla uğraşan aşiretlerin adıy­la da anılan kilimlerdir. Öteki dokumacılık ürünleri püsküllü omuz çantaları, çeşitli hey­beler ve battaniyelerdir.
Van yöresine özgü otlu peynir yapımını yaklaşık 200 yıl önce İran'dan gelen bir Er­meni hekimin yaygınlaştırdığı söylenir. Bu pey­nir türü koyun sütü, özel bir peynir mayası ve çiçeklenme döneminde dağlardan toplanan otlardan yapılır. Koku ve lezzet açısından öteki peynirlerden çok farklı olan otlu peynir ilaç olarak kullanılmıştır.
Van Gölü kıyısında yaşadığı bilinen bir kedi soyu ilin adıyla anılır. Ankara kedilerine benzeyen uzun, dalgalı beyaz tüylü Van kedileri bu yörede "pişik" adıyla anılır. Van kedilerinden bazılarının bir gözü sarı, öbür gözü mavidir. Bakıma gerek duymadan yaşa­yabilen Van kedilerini öteki kedi soylarından ayıran en önemli özellik su ile olan ilişkisidir. Öteki kediler suyla oynamayı sevmezken Van kedisinin Van Gölü'ne girerek yüzdüğü göz­lenmiştir.
İl Merkezi: Van
İÖ 3000'lerden 20. yüzyıl başlarına kadar yerleşme yeri olduğu bilinen Van Kalesi Urartular tarafından Tuşpa adıyla anılıyordu. Van Gölü'nün doğu kıyısı yakınında, 80 metre yüksekliğindeki bir kayalığın üstünde kurulmuş olan Tuşpa, Urartular'ın başkentiy­di. Kıraç topraklar arasındaki bu yerleşmenin çok uzun bir süre ayakta kalabilmesinin başlı­ca nedeni, kale yakınında yer alan ovanın Urartular döneminden beri sulanarak yemye­şil bir tarım alanı haline getirilmiş olmasıdır. Savunmaya çok elverişli olan Van Kalesi'nin bir vaha kenti olma özelliği yüzyıllarca sürdü. Van Kalesi, Urartular'dan sonra Medler, Persler, Ermeniler, Bizanslılar, Araplar, Sel­çuklular ve Osmanlılar tarafından da kullanıl­dı. Geniş bir alan kaplayan kalenin içinde yapılan kazılarda ilk Tunç Çağı ve Urartular'a ait birçok buluntuya rastlanmıştır. Burada yer alan başlıca Selçuklu ve Osmanlı yapı kalıntı­ları ise Kızıl Cami, Hüsrev Paşa Camisi, Hüsrev Paşa Kümbeti, Süleyman Han Cami­si, Kaya Çelebi Camisi ve Çifte Hamam'dır.
Van Gölü kıyısında bir iskelesi olan bu eski kentin 5 km kadar doğusunda yer alan bağlık ve bahçelik alan daha çok sayfiye konumun­daydı. 19. yüzyıl sonlarında nüfusu 30 bini aşan kentin sayfiyesi olan alan Van bahçeleri adıyla anılıyordu. Okullar, yabancı ülke kon­soloslukları ile valilik bu bağlık kesimde bulunurken asıl yerleşme alanları kale için­deydi. 19. yüzyılda Doğu Anadolu'nun en önemli ticaret merkezlerinden biri olan Van ile göl kıyısındaki öteki yerleşmeler arasında teknelerle ulaşım yapılıyordu. 20. yüzyıl baş­larında birçok karışıklığa sahne olan kent, I. Dünya Savaşı sırasında yaşadığı işgal ve sa­vaşlardan yanmış ve yıkılmış olarak çıktı. Savaş nedeniyle başka yerlere göç etmiş olan halk geri döndüğünde, yıkılmış durumda olan eski kentteki evleri yerine bağlık kesimde Ermeniler'in terk ettiği evlere yerleşti ve burada yeni bir kent oluşmaya başladı. Cum­huriyet döneminde uzun bir süre kırsal görü­nümünü koruyan kentin nüfusu 1950'de 15 bini bulmuyordu. 1971'de İran Demiryolu' nun açılmasıyla gelişimi hız kazanan kentin nüfusu 1975'te 50 bini, 1985'te de 100 bini aştı ve 1990'da 150 bini buldu.
Özalp üzerinden Kapıköy sınır kapısından gelen yol ile Van Gölü kıyılarını izleyen ve aynı zamanda Ağrı'yı Hakkâri'ye bağlayan yol kentte kesişir. Düzenli feribot seferleri ya­pılan iskelesine indirilen vagonları Kapıköy de İran'a ulaştıran demiryolu kentin kuzey kesiminden geçer. Yakınında yer alan hava­alanından yapılan düzenli uçak seferleriyle ül­kenin öteki büyük merkezlerine bağlanan Van, gelişmekte olan kentlerimizdendir. Ti­caret açısından taşıdığı önemin yanı sıra böl­genin önemli bir hizmet merkezi olan Van kentinde yer alan başlıca eğitim ve kültür ku­rumu Yüzüncü Yıl Üniversitesi'dir.