Ana Sayfa Bilgi Bankası
zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2011 Pazartesi

ZAMAN,Zamanın Ölçülmesi,Orta, Dağ ve Pasifik bölgeleri zaman dilimleri,Yıldız Zamanı


ZAMAN, her gün ve her an yaşadığımız, ama üzerinde fazlaca düşünmediğimiz, hatta tam olarak ne olduğunu pek bilmediğimiz bir olgudur. Sir Isaac Newton zamanı, "ileriye doğru düzenli biçimde akan şey" olarak ta¬nımlamıştı; ama, "şey" denenin ne olduğunu basitçe açıklamanın pek olanağı yoktur. Za¬man, yaşanan bir olgudur; gece ve gündüzün yinelenmesi, mevsimlerin değişmesi ya da saatin akrep ve yelkovanının hareketiyle za¬manın akıp gittiğinin farkına varırız. Bütün bu sonuçları görür ve sonra da zaman geçiyor deriz. Ama belki de biz zamanın içinden geçiyor ya da sonsuz "zaman çizgisi" gibi bir şey boyunca ilerleyip gidiyoruzdur. Gündüz ve geceler sonsuza kadar yinelenip gider, mevsim değişimleri sonsuza kadar sürer; ama biz yaşlanır, sonunda bütün canlılar gibi ölür, zamanı da etkileriyle birlikte, biz doğ¬madan önce nasılsa tam öyle geride bırakır gideriz.
Yaşlandığımız için zamanın ilerlediğini ya da ileriye doğru hareket ettiğini düşünürüz. Doğrultu hep ileriye doğrudur, asla geriye doğru değil. Yaşadığımız şu an şimdiki za¬man' dır. Bütün evren tarihi de kapsamak üzere, şimdiye kadar olan bütün olaylar geçmişte, geçmiş zaman'da. kalmıştır şimdi¬den sonrası ise gelecek zamanadır. Geçmişte neler olduğunu bilebilir ya da keşfedebiliriz; ama, bazıları aksini ileri sürseler bile, gele¬cekte ne olacağını bilemeyiz.
Zamanın akış "hızının" hemen hemen sabit olduğunu gösterebilir ve bu hızı ölçebiliriz. Ama zamanın geçişinin farkına varmamız ya da bizim için zamanın geçiş hızı çoğu kez o sırada neler hissettiğimize bağlıdır. Biz eğleniyorken uçar gibi geçen zaman, canımız sıkkınken yavaşlar.
Günümüz bilim adamları zamanı "uzay- zaman süreminin" bir parçası olarak görürler. Başka bir deyişle, uzay ve zamanı aynı bütü¬nün parçalan olarak düşünürler. Albert Einstein geliştirdiği görelilik kuramlarında evre¬nin dört boyutlu olduğunu öne sürdü. BU boyutlardan üçü uzayın boyutlarıdır: Uzunluk, genişlik ve derinlik. Dördüncü boyut ise zamandır. Ama, hızı ışık hızına yakın bir uzay gemisiyle yol alıyor olsaydınız ve arkadaşınız da gene buna yakın hızda bir başka uzay gemisiyle yol alıyor olsaydı, zamanın geçiş hızı siz ve arkadaşınız için aynı olmazdı. Einstein bunun niçin böyle olduğunu açıklamıştır; ama onun bu konuyla ilgili akıl yürütme yolu ve matematiği kolay anlaşılamayacak kadar karmaşıktır. GÖRE¬LİLİK KURAMI maddesinde buna ilişkin daha fazla bilgi bulabilirsiniz.
Zamanın Ölçülmesi
Ne olduğunu bile tam olarak bilmeden insan¬lar zamanın akış hızını ölçmenin yollarını bulmuşlardır. Bunlar, atalarımızın başvur¬dukları basit doğal yöntemlerden, bugün bi¬zim kullandığımız son derece duyarlı ölçme işlemlerine kadar değişir. Belirli bir radyoak¬tif elementin yarı ömrü kadar kısa ya da Dünya'nın jeolojik tarihi kadar uzun zaman dilimlerini ölçebiliriz. Zamanın doğru ölçül¬mesi ve doğru tutulması son derece gelişkin pek çok bilimsel deneyin temelini oluşturur; ayrıca günlük yaşamda hepimiz trene yetiş¬mek, buluşma saatinde bir yerde olmak ya da öğünlerimizi düzenlemek için zamanı bilmeye gerek duyarız.
Zamanın geçişini ölçmek için eski insanlar güneş saatleri, su saatleri ve kum saatleri kullandılar; biz ise bugün sarkaçlı saatler, elektrikli saatler, kuvars kristalli saatler ve hatta atom saatleri kullanmaktayız.
Bugünkü saatlerle ölçülen zaman ile güneş saatiyle ölçülen zaman aynı şey değildir. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi, bildiğimiz saat her zaman aynı hızla işler, ama güneş saatinde durum öyle değildir. Güneş saati hep aynı hızla çalışmaz, çünkü zamanı Güneş'in gökyüzündeki konumuna göre belirler; Gü¬neş'in gökyüzündeki konumunu belirleyen hareketi ise yıl boyunca küçük değişimler gösterir. Zamanı güneş saati gibi sürekli değişen bir ölçekle ölçme zorunluluğu olsay¬dı, bu durum içinden çıkılmaz bir karışıklığa yol açardı; bunun yerine başvurulan yöntem, bir yıldaki güneş günlerinin ortalamasını, almak ve bunu bilinen saat günü olarak kabul etmektedir. Buna "ortalama güneş günü" denir; ortalama güneş gününe dayalı olarak ölçülen zaman da "ortalama güneş zamanı" ya da kısaca "ortalama zaman" olarak adlandirilir. Güneş saatiyle ölçülen zaman "gerçek güneş zamanı" ya da "görünür zaman" olarak tanımlanır; görünür zaman ile ortalama za¬man arasındaki farka "zaman denklemi" de¬nir ve bu fark 16 dakikayı aşmaz.
Güneş saatinin gösterdiği zaman ile bilinen saatin gösterdiği zaman arasındaki öbür ana fark, güneş saatinde zamanı belirleyen Gü¬neş'in gökyüzündeki konumunun gözlemcinin bulunduğu yere bağlı olmasından kaynakla¬nır. Londra'da öğleyin Güneş gökyüzünde en yüksek noktasındayken, Chicago'da Güneş henüz yeni doğmuştur ve doğuda, alçaktadır; tam bu sırada Yeni Zelanda'da hemen hemen gece yarısıdır, oysa Kalküta'da Güneş batmak üzeredir ve batıda, alçaktadır. Küçük bir ülkede bile Güneş'in gökyüzünde gözlenen konumu bir yerden öbürüne önemli ölçüde değişebilir. Her kent ya da kasaba kendi orta¬lama zamanını kullanıyor olsa ve bu yüzden buralardaki saatlerin gösterdiği zamanlar birbirinden biraz farklı olsa, bunun ne bü¬yük bir karmaşa yaratacağını görmek bugün çok kolaydır. Oysa 19. yüzyılın sonları¬na kadar durum tam da böyleydi. İngiltere, Avrupa ve ABD'de demiryolu ağlarının yay¬gınlaşması, standart bir zaman ölçeğine ge¬reksinim duyulmasına yol açtı. Böylece 1884'te uluslararası bir anlaşma yapıldı ve bu anlaşmayla hemen her ülkede zamanın, Gü¬ney Londra'daki, Greenwich'te ölçülen orta¬lama zamana bağlanması kararlaştırıldı. Artık yeryüzündeki herhangi bir yer Greenwich'ten şu kadar saat ileride ya da şu kadar saat geridedir. Greenwich'teki ortalama zamana, tahmin edilebileceği gibi Greenwich Ortala¬ma Zamanı denir.
Dünya, Kuzey Kutbu'ndan Güney Kutbu' na çizilen ve az çok meridyenleri izleyen çizgilerle 24 zaman dilimine ayrılmıştır. Her dilimde zaman bir sonrakine göre bir saat farklıdır. Aynı dilim¬deki yerlerde, o dilim için "standart zaman" olarak adlandırılan aynı zaman kullanılır.
Herhangi bir ülkenin sınırları birden çok zaman dilimini kapsayabilir; ama olanaklı olduğu ölçüde, ülkenin bütününde zamanın aynı olması istenir ve bu yüzden de bazen zaman dilimi çizgileri meridyen doğrultusun¬dan bir miktar saptırılır. Örneğin İrlanda'da zaman dilimi çizgilerinden biri, ülkenin tam ortasından geçer, ama gene de ülke bütünüyle Greenwich zaman dilimi içine alınmıştır. Bazı ülkeler tek zaman dilimi içine alınamayacak kadar büyüktür. ABD'de beş zaman dilimi vardır: Atlantik, Doğu, Orta, Dağ ve Pasifik bölgeleri zaman dilimleri.
Greenwich'in doğusunda kalan bütün di¬limlerde zaman Greenwich zamanından daha geç, batısında kalan bütün dilimlerde ise daha erkendir. Londra'da takvimler pazartesiyi, saatler Greenwich Ortalama Zamanı'na göre tam öğle vaktini gösterirken, New York'ta saat, Doğu Bölgesi Standart Zamanı'na göre sabah 7, Chicago'da Orta Bölge Standart Zamanı'na göre sabah 6'dır. Bu durum, saatlerin gece l'i gösterdiği Alaska'nın batı kıyısı açıklarındaki Aleut Adalan'na kadar böylece sürer gider. Greenwich'ten doğuya yönelindiğinde Berlin'de saat öğleden sonra 1, Moskova'da 3, Pekin'de akşam 8 ve Fiji'de gece yarısıdır; burada pazartesi bitmiş ve salı başlamak üzeredir. Ama Fiji'nin doğusundaki öbür zaman dilimine geçtiğimizde saatlerin gece l'i gösterdiği Aleut Adaları'na geri dönülmüş olur. Aleut Adaları'nda pazartesi henüz başlamıştır (evet pazartesi, salı değil). Bir saat sonra, Aleut Adaları'nda takvimler pazartesi gününü ve saatler gece yarısından sonra 2'yi gösteriyorken Fiji'de takvimler salı'yı, saatler gece yansından sonra l'i göste¬recektir. Günün değiştiği bu iki zaman dilimi arasındaki sınıra Uluslararası Gün Çizgisi ya da gün değişimi çizgisi denir.
Yazın her gün 12 saatten çok güneş ışığı alınır. İlkbahar ilerledikçe Güneş daha erken doğar, daha geç batar. İnsanlar yazın işe daha erken başlamayı ve karanlık inmeden önce uzun bir akşamın tadını çıkarmayı yeğlerler. Bu nedenle çeşitli ülkelerde yaz saati uygula¬masına gidilmektedir. Buralarda saatler ilk¬baharda bir saat ileri, sonbahardaysa yeniden bir saat geri alınır.
Yıldız Zamanı
Astronomlar zamanı Güneş'e göre değil de yıldızlara göre ölçmeyi daha uygun bulurlar. Dünya Güneş'in çevresinde dolandığından, yıldızlara göre ölçülen zaman (buna "yıldız zamanı" denir), güneş zamanından ve ortala¬ma zamandan farklıdır. Dünya üzerindeki belirli bir noktadan gözlenmek koşuluyla, yıldızların gökyüzünde bir kez dolanıp yeni¬den başlangıçtaki konumlarına geri dönmeleri için geçen zamana yıldız günü denir. Bir yıldız günü, ortalama güneş zamanıyla 23 saat 56 dakika 4 saniye uzunluğundadır; yani, yıldız günü ortalama güneş gününden biraz daha kısadır. Bu fark, Dünya'nın Güneş çevresin¬deki dolanım süresi olan bir yılda 24 saati bulur (günler ile yıllar arasındaki ilişki TAK¬VİM maddesinde açıklanmıştır).
Bilimsel zaman birimi olan saniye, ortala¬ma güneş gününün 1/86.400'ü olarak tanımla- nagelmiştir. Ama bu tanım yeterince doğru değildir, çünkü Dünya'nın kendi ekseni çev¬resindeki dönme hızına dayanır; bu hız ise çok az da olsa değişim gösterir. (Aslında Dünya giderek yavaşlamaktadır.) Bugün sa¬niye atom saati yardımıyla tanımlanmaktadır. Atomlar elektromagnetik ışınım soğurur ve salarlar; her tür atomun böyle bir ışıma için kendine özgü sabit bir frekansı vardır. Atom saati için seçilen atom, ender bulunan metallerden sezyumun bir izotopu olan sezyum 133'tür. Bu atomun saldığı elek¬tromagnetik ışınım frekanslarından biri, son derece yüksek frekanslı radyo dalgalan aralı¬ğındadır. Saniye bu ışınımın 9.192.631.770 salınım (titreşim) yapması için geçen zamanın uzunluğudur ve bu ışınım, kuvars kristalli bir osilatörle çalışan t bir saati ayarlamak için kullanılarak ölçülebilir.

9 Aralık 2010 Perşembe

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE HAYAT TARZLARI



  İnsanlar yeryüzüne coğrafi özelliğini veren en önemli etkendir. Çünkü doğal ortamı değişik şekillerde değiştirebilmektedir. İnsanlığın uygarlığı arttıkça bu etki de artmaktadır. Ancak insanoğlunun uygarlığı ne kadar artarsa artsın doğal ortamın çeşitli etkileri altında kalmaktadır. Bu etkide kalış ilkel toplumlarda daha fazladır. Yer tarihinde insanoğlunun ortaya çıkışı buzul çağına rastlar. O tarihlerde ter yüzünün iklim, bitki örtüsü bu günkünden çok farklı idi. Ancak bu özellikler değişime uğrayarak günümüze gelmiştir. İnsanlarda bu değişik ortamlarda yaşamış ve çeşitli uygarlık basamaklarından geçerek günümüze gelmiştir.
          İnsanın ilk vatanının neresi olduğu yönünde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür,
          Bunlardan birincisine göre insan bir bölgede türemiş oradan dünyaya yayılmış, ( Eski Dünyanın tropikal bölgeleri)
          İkinci görüşe göre de dünyanın çeşitli yerlerinde aynı zamanda türemiş ve muhtelif ırklar ayrı ayrı olarak oluşmuşlardır. Bunlar sonradan etrafa yayılıp birbirleri ile karışmışlardır.
Tarih Öncesi Devirler:(Prehistorik)
Taş Devri: ( M.Ö. 600.000- M.Ö. 5000)            
        Kaba Taş  ( M.Ö. 600.000- 10.000)                                     
        Yontma Taş(M.Ö.10.000- 8000)                                               
        Cilalı Taş ( M.Ö. 8000- 5500)     

          Bu dönemlerde yaşayan insanların yaşamlarına ait bilgileri kullandıkları eşyalar, silahlar, barındıkları mağaraların içindeki kalıntılar ve mağara duvarlarına çizdikleri resimlere bakarak elde ediyoruz.       
           (Tarih öncesinin devirlere ayrılması, kullanılan aletlere göre yapılmıştı.)

Kaba taş-eski taş(Paleolotik)-(MÖ 600.000–10.000):
        İlk insanlar sığınak olarak mağaraları kullanmışlar ve doğal etkenlerden korunmaya çalışmışlardır.
        Bu insanlar geçimlerini toplayıcılık, avcılık ve bitki kökleri ile beslenerek sürdürmüşlerdir.
        Bu insanlar küçük ilkel aileler ve küçük kabileler halinde ve göçebe olarak yaşamışlardır. 
        Subaşları, nehir kıyıları, göl ve deniz kıyıları yaşama için tercih ettikleri yerlerdir.
        Bu insanlar henüz önemli aletler yapamamışlar, sivri cisim ve taşlarla savunma yaparlardı. Kabaca yontulmuş ve cilâsız taştan aletler yapılmıştır.
        Zamanla sanata yönelmişler aletlerini süslemiş ve yaşadıkları mağaraların duvarlarına resimler çizmişlerdir.( Bu resimler önemli bilgi kaynaklarıdır.)
       
Yontma taş- orta taş(mezolotik)-(MÖ10.000–8000):
         Bu dönem insanları göç etmeden yaşamak için doğal şartları uygun yerler arayıp bulmuşlardır.
         Bu alanlar doğal yiyeceklerin ve av hayvanlarının çok olduğu verimli ve sulak alanlardır.
         Bütün bunlara rağmen tam anlamıyla yerleşik hayata geçememiş hala göçebe hayat yaşanmıştır.
         Taşlar, çakmak taşı yontularak savunma amaçlı aletler yapmak için kullanılmıştır.
         Soğuklardan dolayı mağaralara ve ağaç kovuklarına sığınmışlardır.
         Mağaralara hayvan resimleri çizmişlerdir.
         Dönemin sonlarına doğru ateş bulundu. Köpek evcilleştirildi, Üretim ekonomisine geçildi.

Cilalı taş-yeni taş(Neolitik)-(MÖ 8000–5500):
         Son buzul çağının bitişiyle iklimde meydana gelen değişim daha ılıman ortamda yaşayan bitki ve hayvan türlerinin çoğalmasına olanak vermiş, günümüzdekine benzer doğal bir ortam oluşmuştur. Arpa, buğday gibi bitkilerle koyun, keçi ve domuz gibi hayvanların yabani ataları bu ılıman ortamın bitki ve hayvanları arasına girmiştir. Bu olaya neolitik devrim denilmektedir. Neolitik devrim insan topluluklarının binlerce yıl boyunca geçimini sağladığı avcılık ve toplayıcılık yerine üretime başlaması yani tarım ve hayvancılığı öğrenmesidir.
       Artık beslenmek için av hayvanlarının peşinde göç etmeye veya tükenen bitkilerin yerine yenilerini aramaya gerek kalmamış, aksine ekilen tohumların yetişmesini, üreyen hayvanların büyümesini uzun süre bir yerde bekleme gereği doğmuştur. Bunun sonucu olarak da insanlar göçebe hayat tarzından yerleşik düzene geçmeye başlamışlar, ilk köy toplumları da böylece ortaya çıkmıştır. Güneşte kuruyan çamurun sertleşmesinin öğrenilmesiyle ilk evler, daha sonra da kilin pişirilmesiyle çanak çömlek yapımı gelişmiştir.
           Bu dönem yerleşmeleri daha çok Anadolu’nun güney yörelerinde yoğunlaşmışlardır. Çatalhöyük binden fazla konut ve 6000’e ulaşan nüfusu ile Yakın Doğunun en büyük Neolitik yerleşmesi olarak kabul edilmektedir. M.Ö.6250–5400 yıllarına tarihlenen Çatalhöyük Konya Ovasının en verimli yerine kurulmuştur. Hasan Dağı kaynaklı zengin obsidyen yataklarına da yakın olan Çatalhöyük bu avantajı hem obsidyen işlemede hem de obsidyen ticaretinde iyi kullanmıştır.

     1-Buzullar erimeye başladı. Bu dönemde buzullar eriyerek kuzeye doğru çekilmesi ile insanlar mağaralardan çıkmışlardır.
    2- Tarım hayatının başlaması ile birlikte yerleşik hayata geçildi. Göçebelik dönemi sona erdir. Buğday, arpa, mercimek, bezelye gibi ürünler tarıma alınmıştı.
    3- Kamıştan kulübeler, taş ve kerpiçten evler, toprak ve kilden kaplar yapılmıştır.
    4- Hayvanlar evcilleştirildi.( Köpek, koyun, sığır, domuz, at vb ) Önce büyük baş hayvanlar daha sonra da koyun ve keçi evcilleştirilmiştir.
    5-İlk insan toplulukları oluştu. Bunlar ilk yerleşim merkezleri olan köyleri kuruldu.
    6-Çanak-çömlek kullanıldı. Toprak ve kilden kaplar yapıldı. Seramik sanatı başladı.
    7-Dönemin sonunda dokumacılık başladı. Örgüler yapıldı.
    8-Dolmen ve Menhir denilen mezarlar yapıldı. Ölüleri yerleşme dışına gömme geleneği başlamıştır.
    9-İlk üretim ile ticaret yapılmaya başlandı.( Çiftçilerle zanaatkârlar arasında takas yoluyla)
             Bu dönemde insanlar taşı yontmakla kalmadı ve onu süslediler. Taşların yanı sıra kemiklerde kullanıldı. Bu dönemde ateşte pişmiş toprak kaplar yapılmaya başlandı.

 Kalkolitik Çağ( maden Çağı):
İnsanlar taş devrinin sonunda ateşi kullanarak madenleri eritmeyi başarmaları ile maden çağı başladı. Bu dönemde tarım yerleşmeleri daha çok büyüdü, köyler surlarla çevrildi, büyüyerek şehirlere dönüştü. Devletler kuruldu. Devletlerarası ticari ilişkiler başladı. Madenlerin işlenmesi ile yapılan güçlü silahlar imparatorlukların kurulmasına yol açtı. Çeşitlenen ihtiyaçlar yeni değişik meslek, sanat dalları gelişti.
    Bu dönem işlenen madenlere göre isim almaktadır.
    Bakır Çağı: Maden devrinde ilk kullanılan maden bakırdır. İnsanlar bakırdan kap –kaçak silah yapımında faydalandılar. Altın ve gümüş bu dönemde süs eşyası yapımında kullanıldı. Bu madenler çok yaygın olarak kullanımının artmamasının nedeni dayanıksız olmalarıdır.
    MÖ 5000–3000 Maden Çağı, Kalkolitik Çağ Adını taşın yanı sıra bakır kullanımından da alan Kalkolitik Çağ, kültür tarihinde ilk ön kent kültürlerinin başladığı dönem olarak bilinir. Madenlerin kullanımının çeşitlenmesi ve yaygınlaşması bu dönemde gerçekleşmiştir. Bu dönemin en önemli özelliği taş aletlerin yanı sıra bakırın da kullanılmaya başlamasıdır. İkinci belirgin özellik ise özgün bezemeli kaplardır.
     Kalkolitik Çağda nüfus artışıyla birlikte yerleşim yerlerinde de bir artış görülmektedir.
     Bu dönemde dini inanışlar gelişti. Tanrılar edinmeye başladılar. Daha önceki gerçekçi Ana tanrıça figürlerinin aksine son derece soyut, fakat yine Ana tanrıçayı ifade eden, mermerden yapılma putlar yaygınlaşmıştır. Küçük kutsal alanlardan başka ortak tapınaklar bulunmamaktadır.

               TUNÇ ÇAĞI (M.Ö. 3000–1200):
         Bu yeni dönem, önceki çağların tarım hayvancılık, dokumacılık, çömlekçilik gibi buluşlarına, daha güçlü silahların üretilmesine, daha ince süs eşyalarının yapılmasına olanak veren bakır ve kalay alaşımı olan tuncun keşfini eklemiştir. Bakır ve kalay karışı olan ve daha sert madde olan tunç insanların ihtiyaçlarını karşılama da kullanıldı. Bu daha çok tarımda ve savaş aletleri yapıldı. Bu dönemde şehir devletleri kurulmaya başlandı.
          Tekerlek bu dönemde bulundu. Seramik kaplar yapıldı.

        DEMİR ÇAĞI (M.Ö. 1200 – 750):
           Demirin bulunarak işlenmesi insanlık tarihi açısından önemli bir buluştur. Tabiatta çok bulunan ve kolay işlenebilen demir medeniyetlerin gelişmesine önemli katkı yapmıştır. Demir günlük hayatta, inşaatlarda, silah yapımında kullanıldı.
           Bu dönemde küçük şehir devletlerinin yerini büyük devletler aldı. Dönemin sonunda yazının bulunması ile tarih çağları başladı.
          Yelkenli gemiler, Sulu tarım metodu, yazı ve arabanın bulunması.
      

                      Tarihi Çağların Genel Özellikleri:
                                   İlkçağ (Eskiçağ):
       Siyasi: Çağın başlarında "Site" de denen şehir devletçikleri hâkimdi. Daha sonra merkezi imparatorluklar görüldü.
       Sosyal: Toplumsal sınıf farklılıkları vardı. Halk rahipler, asiller, memurlar, askerler vb. sınıflara ayrılırdı.
       Ekonomik: Paranın icadı ile ticaret hızlandı. Genel olarak ekonominin temeli tarım ve hayvancılığa dayalıydı. Bunun yanında kara ve deniz ticareti de yapılmaktaydı. En önemli ticaret yolları  "İpek Yolu, Baharat Yolu" idi.
       Dini: Çok tanrılı(politeist) dinler yaygındı. Fakat Musevilik ve Hıristiyanlık dinleri de bu dönemde ortaya çıktı. Ölüleri oda biçimindeki mezarlara koyarlardı
       Kültürel: Toplumlar arası etkileşim sınırlıydı. Yazı ve kâğıdın kullanılmasıyla kültürel etkileşim hızlandı.

Ortaçağ:
         Siyasi: Avrupa`da feodalite rejimi hâkimdi. Doğu`da ise merkezi imparatorluklar vardı. Doğu ve Batı medeniyetleri arasındaki en önemli savaşlar "Haçlı Savaşları" idi.
        Sosyal: Avrupa`da insanlar asiller, rahipler burjuvalar ve köylüler diye sınıflara ayrılıyorlardı. Doğu`da ise İslam topluluklarında sınıf farklılıkları yoktu.
        Ekonomik Akdeniz Ticareti Avrupalılar lehine canlandı. 
        Dini: Avrupa`da Hıristiyanlık doğuda ise İslamiyet, devletlerin temel politikasını yönlendirdi. Avrupa'da kilise siyasi otorite haline gelmişti.
        Kültürel: İslam kültür ve uygarlığı en parlak dönemini yaşadı. Avrupa`da ise "Skolâstik Düşünce" hâkimdi.
                                
Yeniçağ:
       Siyasi: Avrupa`da feodalite güç kaybetti ve merkeziyetçi krallıklar güç kazandı. Doğu`da Osmanlı Devleti önce yükselme, daha sonra da duraklama ve gerileme dönemlerini yaşadı.
       Sosyal: Avrupa`da Ortaçağdaki sınıf farklılıkları değişime uğradı.
       Ekonomik: Coğrafi keşifler sonucunda Avrupa ekonomik açıdan güçlendi. Avrupa`nın Osmanlı Devleti`ne ekonomik açıdan bağımlılığı sona erdi. Sömürgecilik ortaya çıktı.
       Dini: Avrupa`da "Reform" hareketleri sonucunda dinin etkisi azaldı. Din adamlarına güven azaldı. Katolik ve Ortodoks mezhepleri yanında Protestanlık, Kalvenizm ve Anglikanizm mezhepleri ortaya çıktı.
       Kültürel: Avrupa`da kâğıt ve matbaanın kullanılmasıyla yeni fikirlerin yayılması kolaylaştı. Kültür seviyesi yükseldi

Yakınçağ:
         Siyasi:  Avrupa`da Fransız İhtilali sonucunda milli devletler kurulmaya başladı. Osmanlı Devleti dağılma dönemine girdi. Dünyada demokratik yönetimler yaygınlaştı. Dünya savaşları ortaya çıktı. Avrupa'da bloklaşmalar meydana gelmiştir.
       Sosyal: Fransız İhtilali sonucunda eşitlik düşüncesi yaygınlaştı. Milliyetçilik ilkesi siyasi bir karakter kazanarak çok uluslu devletlerin parçalanmasına sebep oldu 
       Ekonomik: Sanayi İnkılâbı nedeniyle ham madde ve pazar ihtiyacı ortaya çıktı. Kapitalizm, liberalizm, sosyalizm gibi sosyo-ekonomik sistemler görüldü.  
       Dini: Avrupa`da laik düşünce, laik hukuk kuraları ve yönetimler etkili olmaya başladı.
       Kültürel: Batı kültürü Doğu`ya göre daha üstün bir hale geldi.

            
ZAMANDA KÜLTÜR BASAMAKLARI VE HAYAT TARZLARI:
           İnsanlık çeşitli kültür basamaklarından geçerek günümüze ulaşmıştır. Ancak buna bütün insanlık ayak uyduramamıştır. Bu insan toplulukları arasında büyük bir kültür ve teknoloji farkı vardır. İnsanlığın bir kısmı uzaya giderken dünyada hala neolitik çağda yaşayan toplumlar vardır.
          Uygarlığın çeşitli düzeylerindeki insan topluluklarının bulundukları kültür basamaklarına göre yaşayış şekillerine “ Hayat Tarzı” denmektedir.
            Hayat tarzları iki ana grupta toplanır:
1-      Göçebe hayat tarzı
2-      Yerleşik hayat tarzı
1- Göçebelik hayat tarzı:
Yeryüzünde bazı insan toplulukları hayatlarını sürdürebilmek için sürekli veya devirli, olarak yer değiştirmek durumundadır. Bu yer değiştirmeye dayana hayat tarzlarına göçebelik ( Nomadlık) denir.
           Buda kendi içinde ikiye ayrılır.
        A- Avcılığa dayanan göçebelik:
            1- Avcı ve toplayıcı göçebeler: Bunlar ilkel silahlarla hayvan avlamak veya çeşitli bitki ve meyveleri toplamakla geçinirler. Orta Afrika’daki Pigme’ler, Güney Afrika’daki Boşiman’lar, Avustralya ve Yeni Gine Ve Amazonlardaki yerliler gibi.
            2- Avcı ve Balıkçı Göçebeler: Hem avcılık hem de balıkçılıkla geçim sağlayan gruplar oluşturur. Bunlara en iyi örnekleri Eskimo’lardır. Yazın ren geyiği avlarlar, denizde balık tutarlar. Avlanmak için sürekli yer değiştirirler. Kışın ise buz tutmayla birlikte av azalır. Buz delerek balık avlar veya kışın bir arada yaşarlar.       
        
           B-Kır Göçebeliği: ( Göçebe Hayvancılık): Bu yaşam tarzı evcil hayvanların yetiştirilmesi faaliyetlerine dayanır.
            1- Göçebe Çobanlık: Yeryüzünde iklimin elverişsiz olduğu ve bitkilerin cılız ve yetersiz olduğu bölgelerde bitkiler bir mevsim boyunca hayvanları beslemeye yetmez. Bu yüzden sürekli hayvanlarla birlikte insanlar sürekli olarak yer değiştirir. Orta Asaya, Kuzey Afrika, Arabistan ve Kuzey kutbuna yakın yerlerde yaygındır.( At, deve, koyun, keçi, ren geyiği gibi hayvanların peşinde sürekli dolaşma)
            2- Yarı Göçebeler: Bunlar hayvancılık yanında tarım faaliyetlerinde yapıldığı yaşam tarzıdır. Senenin belli dönemlerinde tarlalarını işlerler yazın gelmesi ve otların kuruması ile daha serin yağışlı ve otlakların bol olduğu yaylalara giderler. Kış soğukları gelmeden geri aşağıdaki sıcak yaşadığı yerleşmelerine dönerler. (Ülkemizdeki klasik yaylacılık faaliyetleri)  

2- Yerleşik hayat tarzı:
Göçebeliğin tamamen tersi olan hayat tarzıdır. Bu tarzda insanlar belli bir yerde yani köy, kasaba veya şehirlerde yaşarlar. Burada da tarım, sanayi, ticaret, el sanatları, turizm, ulaşım, madencilik vb işlerle geçimlerini sağlarlar. Yerleşik hayatın temelini tarım oluşturur. Yerleşik hayatta kültür ilerledikçe toprağı işleme teknikleri de gelişir.
    Dünyada farklı hayat tarzlarının nedenleri nelerdir?
1- Coğrafya şartları
   A- Bulunulan alanın konumu
   B- Yer şekilleri özellikleri
   C-İklim şartları
   D- Bitki örtüsü şartları
        Dünyada konumu iyi olan ülkeler kolay gelişebilmektedir. Bunun yanında konumun önemi zamanla değişebilir. Örnek ilk Çağda İngiltere ve batı Avrupa ücra köşeler iken Kıtaların bulunması ile önemleri artmıştır. Buda gelişmelerine olumlu etki etmiştir. İklim ve bitki örtüsü hayat tarzının kolay veya zor olması yönünden etki eder. Ekvatoral bölge, çöller ve kutup bölgeleri insanları göçebeliğe zorlamıştır.
        Orta kuşak veya ılıman bölgenin coğrafi şartları yerleşik hayatı kolaylaştırmıştır.
    2- Tarihi ve sosyal Sebepler: Örneğin Japonya ve İskandinav ülkeleri bundan 100- 200 yıl öncede aynı tabiat şartları altında geri kalmış ve uygar dünya ile fazla ilgisi olmayan toplumları iken, coğrafi şartlar aynı kalmasına rağmen tarihi, sosyal ve ekonomik etkenler neticesinde dünyanın en ileri ülkeleri haline gelmişlerdir.
               
           Geçim kaynaklarının çeşitlenmesi toplumsal yaşamın farklılaşmasında etkili olmuştur. Çünkü farklı geçim kaynakları farklı mesleklerin ve meslek gruplarının doğmasına neden olmuştur. Farklı meslek grupları farklı ekonomik yapıları ve bu da farklı toplumsal yapıları doğurmuştur.