Ana Sayfa Bilgi Bankası
vur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2010 Cuma

Doktorlar neden dizimize çekiçle vururlar ?

Bir çok kez filimlerde veya gerçek anlamda bu tür muanelere mağruz kalmışsınızdır. Bu tür muanelerin neden yapıldığı sorusuna karşın cevabı yazımızın devamında siz değerli okuyucularımız için derledik.  Sinir sistemi dünya üzerinde bulunan en basit canlılardan insana kadar var olan ve tüm vücutsal denetimi gerçekleştiren yapılardır. Bu yapılar bazen beyin emirinde gerçekleşirken bazen de diğer vücut yapıları ile de kontrol altına alabilir.
Refleks ise vücut mekanizmasının dışarıdan gelen herhangi bir baskıya karşı verdiği tepkidir. Bu tepki aslında sinirsel denetimin sağlıkla çalıştığının bir kanıtıdır. Doktorların bizlere uyguladığı bu yöntem de aslında tam bu noktada devreye girmektedir. Bir çok kişi bu noktada neden yapıldığı sorusunu doktorlara sorunca bu cevabı almaları kaçınılmazdır. Küçük plastik bir çekiçle hastaya vurulması sonrasında dizin hareketini sağlayan doğrudan omiriliktir. Dize gelen çekiç darbesi sonrasında tepki amaçlı diz hareketide gerçekleşir. Bu durum doktorlar açısında sağlıklı sonuçların doğrulmasına neden olur. Eğer bacak istemsiz bir şekilde hareket ediyorsa doktor istediği veriye ulaşır. Bu veri bacakların sinirsel olarak omirilik ile bağlı olduğu ve omiriliğin sağlıklı bir şekilde çalıştığının bir kanıtıdır. Bu kanıtı göz önünde bulunduran doktro bir kaç basit test ile sinir sistemi hakkında bir bilgiye ulaşır.

İnsan korkunca niçin dişler birbirine vurur?

Korktuğumuzda, ölüm tehlikesi veya bize çok rahatsızlık veren bir durumla karşılaştığımızda verdiğimiz tepki, ilk çağlarda yaşayan atalarımızın tepkileri ile hemen hemen aynıdır.

Acıktığımızda karnımız guruldar, güzel bir yiyecek gördüğümüzde tükürük salgımız artar, yani ağzımız sulanır, korkunca çenemiz titrer, tüylerimiz diken diken olur. Bedenimizin yüz binlerce yıl öncesine ait bu işleyiş düzeni bugün bile etkinliğini sürdürüyor.

Fizyolojik olarak taş devri insanlarından farkımız yok, dış tehlikeler karşısında hala onlar gibi tepki veriyoruz. Ancak günümüzde strese yol açan modern etkenler karşısında bu tepkiler pek yararlı olamıyor.

Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman kendini savunmaya hazırlar. Bunu yaparken karşı tarafla savaş için bazı kasları hazır hale getirir, gerekirse kaçmada kullanacağı bazı kasları da seçer.

Diğer canlılarda olduğu gibi insanda da dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır. Şüphesiz ilk insanlarda bugün yırtıcı hayvanlarda olduğu gibi saldırmanın da etkili bir unsuruydular ama evrim sonrası bu işlevlerini kaybettiler.

İşte bu nedenle bir saldırının korkusu hissedildiğinde kalıtımsal olarak önce çene ve dişler savunma pozisyonunu alır. Çenedeki kaslar titremeye başlar, bu da sanki dişler takır takır birbirlerine vuruyorlarmış gibi bir görüntü yaratır.

Bu arada aynı şekilde bacaklardaki kaslara da koşmaya hazırlanma uyarısı gider. Buradaki kaslar da hazırlık halinde titremeye başlarlar. Çok korkan bir insanın bacaklarının zangır zangır titremesi de bundandır.

Korkunca tüylerimizin diken diken olması da vaktiyle vücutları tamamen kıllarla kaplı atalarımızdan kalmadır. Cildimizdeki her kıl ve saç teli bir küme istemsiz kas hücresi ile donatılmıştır. Korkunca başta kedi olmak üzere hayvanların bir çoğunda görülen savunma refleksiyle bu minik kaslar kasılır ve tüylerimiz dikleşir. Üşüyünce tüylerimizin dikleşmelerinin amacı ise ayrıdır.

Atalarımız bizler gibi gerektiğinde kalın giysilerle dolaşamadıkları için vücutlarındaki kıllar onların derilerini soğuktan koruyan bir izolasyon tabakası görevini de görüyordu. Aşırı soğukta bu kıllar dikleşerek daha geniş bir yüzey oluşturuyor ve ısı alışverişini en aza indiriyorlardı.

Atalarımızdan genetik olarak aldığımız bu reaksiyon şekli sayesinde sıcak bir havanın ardından serin bir meltem çıktığında ürpeririz ve tüylerimiz diken diken olur.