Ana Sayfa Bilgi Bankası
OPERA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
OPERA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2011 Cumartesi

OPERA,Bir Opera Bestelemek,Türkiye'de Opera,Alman Operaları,İtalyan Operaları,Fransız Operaları,İngiliz Operaları,Rus Operaları,


OPERA, belirli bir konusu olan ve orkestra eşliğinde oynanan müzikli sahne oyunudur. Dekor, makyaj ve kostümler oyunun konusu­na uygun biçimde düzenlenir. Oyuncular şar­kı söylerken aynı zamanda tiyatro oyunların­da olduğu gibi rol de yapar. Orkestra sahne­nin önündeki alçak bölmede yer alır. Opera­nın kökeni ortaçağda oynanan dinsel oyunla-
ra, Rönesans döneminde yapılan şenliklere ve oyunlu madrigallere dayanır.
İlk operalar 17. yüzyılın başlarında İtalya' da yazıldı. Günümüze kadar ulaşabilmiş en eski opera metni, 1600'de Jacopo Peri'nin (1561-1633) bestelediği Daphne operasıdır. 17. yüzyılda İtalya'da Jacopo Corsi, Frances- co Cavalli ve Claudio Monteverdi'nin bestele­diği mitolojik konulu operalar bu türün ilk örnekleri arasındaydı. İtalyan opera sanatı zamanla tüm Avrupa ülkelerinde yaygınlık kazandı.
18. yüzyılda Avrupa'da opera seria (ciddi opera) ve opera buffa (komik opera) egemen oldu. Ciddi operalar konusunu tarihsel olay­lar ve mitolojik öykülerden alıyordu. İtalya' da Alessandro Scarlatti (1660-1725) ciddi opera türünün ilk örneklerini verdi. Komik opera ise yalnızca eğlence amacıyla yazılmış, hafif konulu İtalyan komedileriydi. Aynı sıra­larda İngiltere'de, dönemin sevilen şarkılarından oluşan baladlı operalar yaygınlık kazandı. John Gay'in bu türdeki Dilenci Operası top­lumsal ve siyasal bir yergi niteliğindeydi. 18. yüzyılda Christoph Willibald Gluck ve Wolfgang Amadeus Mozart solo bölümlerin ağırlı­ğını azaltıp dramatik operayla komik operayı başarıyla kaynaştıran yeni opera biçimleri denediler. Gluck'un Orpheus ve Eurydike, Mozart'ın Figaro'nun Düğünü ve Don Giovanni adlı operaları bu türün en iyi örnekleri­dir. Mozart Sihirli Flüt adlı operasıyla Alman komik opera türü olan SingspieVi en yetkin düzeyine ulaştırdı. Daha sonraki yıllarda Ludwig van Beethoven, tek operası olan eşsiz güzellikteki Fidelio ile dramatik opera gelene­ğini korudu. 19. yüzyılda Fransa'da büyük koroların yer aldığı grand operalar (görkemli opera) sahnelenmeye başladı. Bu türün ör­nekleri arasında Charles Gounod'nun Faust, Georges Bizet'nin Carmen adlı operaları sayı­labilir. 19. yüzyılın ortalarında Paris'te, Al­man asıllı besteci Jacques Offenbach zamanın ünlü kişileriyle alay eden, hafif, eğlenceli, zaman zaman müziksiz konuşmalara yer ve­ren operet türünü geliştirdi. 19. yüzyılın bir başka ünlü bestecisi Richard Wagner ise Tristram (ya da Tristan) ve Isolde, Parsifal gibi ciddi konulu müzik dramlarıyla opera tarihinde bir devrim yarattı.
İlk opera müzikleri iki değişik türdeydi: Birincisi, genellikle klavsen eşliğinde ve ko­nuşma ritminde söylenen basit şarkılar ya da resitatiflerden oluşuyordu. İkinci türde ise oyundaki kişilerin duygularını anlatmak ama­cıyla yazılmış arya'lar, iki kişi tarafından söylenen düet'ler, üç kişinin söylediği trio"lar vb yer alıyordu.
Operada oyuncuların her şeyi şarkıyla an­lattığı oyun metnine libretto denir. Libretto "küçük kitap" anlamına gelen İtalyanca bir sözcüktür. Bazı librettolar ünlü kişilerin ya­şamlarını konu alır. Wagner'in operalarında olduğu gibi, bazı librettolar efsanelere daya­nır. Bazı operaların konusu ise roman ve tiyatro oyunlarından alınmıştır. Opera genel­likle uvertür denen bir giriş parçasıyla başlar. Oyun boyunca konuşma ve şarkılardan başka yer yer yalnızca orkestraya ya da solo çalgıla­ra yer verilir. Bazı operalarda bale sahneleri de bulunur.
Besteci müziği bestelemek için önce librettodaki kişilerin karakterlerine uygun sesleri saptar. Koloratur soprano, soprano, mezzo­soprano, kontralto ve alto gibi en tizden en pese kadın sesleri ve kontrtenor, tenor, bari­ton ve bas gibi gene en tizden en pese erkek sesleri arasından söz konusu operaya en uygun olanları seçer.
Genç kız rolü için genellikle soprano, daha ileri yaşta bir kadın için kontralto, baş erkek oyuncu için tenor ya da bariton, yaşlı bir erkek oyuncu için bas sesler uygundur. Solo seslere ek olarak çok sayıda şarkıcıdan oluşan korolar da vardır.
Bir Opera Bestelemek
Bir operanın tam olarak nasıl oluştuğunu görmek için Giuseppe Verdi'nin Aida adlı operasını inceleyebiliriz. Verdi Mısır hıdivinden, Süveyş Kanalı' nın açılışını kutlamak ve Kahire'de yeni açılan opera binasında oynanmak üzere bir opera siparişi aldı. Librettosu Eski Mısır'da geçen bir olaya dayanıyordu: Habeşistan Kra­lı Amonasro'yu yenen Mısırlı Radames'e firavunun kızı Amneris âşık olur. Radames'i Amneris'in kölesi olan Aida da sevmektedir. Aslında Habeşistan kralının kızı olan Aida' nın sevgisine Radames karşılık verir. Radames Kral Amonasro'yu tutsak alarak Mısır'a getirir. Aida babasını görür görmez tanır; bu gerçeği Aida'dan başka kimse bilmez. Amonasro, Radames'ten askeri sırları öğrenmesi için kızına baskı yapar. Aida'yı kıskanan Amneris, Radames ile Aida'nın konuşmaları­nı gizlice dinler ve Radames'i yakalatır. Aida uğruna yurduna ihanet eden Radames sevgili­siyle birlikte diri diri gömülür.
24 Aralık 1871'de sahnelenen Aida opera­sında Verdi, Aida rolünü bir sopranoya, Amneris rolünü bir mezzosopranoya, Rada­mes rolünü bir tenora, Amonasro rolünü bir
baritona, kral ve papaz rollerini baslara verdi. Ayrıca Mısır halkı, öteki papazlar, askerler ve tutsaklar büyük bir koro tarafından seslendi­rildi.
Aida dört perdedir. Perde açılmadan önce orkestra, opera boyunca zaman zaman yinele­necek olan melodilerden oluşan bir prelüd çalar. Operada aryalar, düetler, triolar, kuar­tetler ve koro bölümleri, ayrıca bir sahnede de bale vardır.
İngiliz besteci Benjamin Britten'ın çocuklar için yazdığı Bir Opera Yapalım adlı yapıt bir operanın hazırlanışının ve sahnelenişinin öy­küsüdür. İlk bölümde besteci librettoyu seçe­rek müziğini bestelemeye başlar, ikinci bö­lümde ise oyuna izleyiciler de katılır.
Bir opera sahnelenmeden önce çok sayıda prova yapılır. Bu provaların yönetimi orkes­tra şefi ve yönetmenin görevidir. Orkestra şefi müzikle, orkestra ve şarkıcılarla ilgilenir.
Yönetmen ise oyunculara rollerini dağıtır ve operanın canlı ve etkili olması için onları yönlendirir. Dekor, kostümler ve makyaj sahne yönetmeniyle yardımcıları tarafından hazırlanır.
Türkiye'de Opera
Türkiye'de ilk opera örnekleri 19. yüzyıl başlarında, II. Mahmud ve Abdülmecid dö­nemlerinde, İtalya'dan gelen topluluklarca sahnelenen oyunlardı. Sonraları İstanbul'daki Naum Tiyatrosu ile Gedikpaşa Tiyatrosu'nda özellikle Giuseppe Verdi operalarını sahnele­yen topluluklar ülkemizde operaya duyulan ilginin artmasına yol açtı. Abdülhak Hamid Tarhan'ın yazıp Mehmed Baha Bey'in beste­lediği Nesteren (1877), hem bestecisi hem de libretto yazarı Türk olan ilk operadır. Türki­ye'de opera özellikle Cumhuriyet döneminde gelişmeye başladı. O dönemde yetenekli bir­çok genç müzisyen öğrenim için Avrupa'ya gönderildi. Cumhuriyet döneminin Türk halk müziğini temel alan ve batının çoksesli tekni­ğine uyarlamayı öngören müzik politikasına uygun ilk opera, Ahmet Adnan Saygun'un bestelediği Özsoy (Feridun, 1934) operasıydı. Sonraki yıllarda besteci ve yapıt sayısında önemli bir artış gözlendi. Türk operasının en önemli bestecileri arasında, Nevit Kodallı (Gılgameş, 1963), Ferit Tüzün (Midasın Kulakları, 1969), A. Adnan Saygun {Köroğlu, 1973), Cengiz Tanç (Deli Dumrul, 1979) ve Okan Demiriş (IV. Murad, 1980 ve Karyağdı Hatun, 1985) sayılabilir.
Alman Operaları
Orpheus ve Eurydike. Bestecisi Christoph Willibald Gluck (1714-87). Bu opera, Eski Yunan mitolojisinden alınmıştır. Ölmüş olan karısını kurtarmak üzere yeraltı dünyasına inen ozan Orpheus'un öyküsüdür.
Figaro'nun Düğünü. Bestecisi Wolfgang Amadeus Mo­zart (1756-91). Bu operanın librettosu Fransız yazar Pierre Caron de Beaumarchais'nin (1732-99) bir yapıtına dayalıdır. Öyküde Almaviva kontunun uşağı olan Figaro, kontesin hizmetçisi Susanna'yla evlenir. Öpera, l'i. yüzyılda soylula­rın zenginlik ve gösteriş dolu yaşamını alaya alır.
Don Giovanni. Bestecisi Mozart. Bu yapıt, yaşamı boyunca birçok kadınla gönül ilişkisi kuran çapkın Don Giovanni'nin (Don Juan) yaşamını konu alan bir komik operadır.
Sihirli Flüt. Bestecisi Mozart. Kuş avcısı bir prensle tutsak bir prensesin öyküsüdür. Prens ile prenses evlenebilmek için güç sınavlardan geçmek zorunda kalırlar.
Fidelio. Bestecisi Ludwig van Beethoven (1770-1827). Beethoven'in tek operası olan bu yapıt, kocasını hapisten kurtaran bir kadının sevgi ve bağlılığı üzerinedir.
Uçan Hollandalı. Bestecisi Richard Wagner (1813-83). Wagner'in öteki operaları gibi, bu opera da bir efsane üzerine kurulmuştur. Her yedi yılda bir karaya çıkabilen ve yaşam boyu kendisini sevebilecek bir kadın bulana değin denizlerde dolaşmaya mahkûm olan bir adamın öyküsüdür.
Tannhauser. Bestecisi Wagner. Ortaçağ şövalyelerini ve ozanlarını konu alan bu opera, Almanya'da gizemli bir mağarada yaşayan ve karşısına çıkan herkesi baştan çıkaran güzel bir tanrıçanın öyküsüdür.
Lohengrin. Bestecisi Wagner. Bu opera. Kutsal Kâse şövalyelerinin efsanevi öyküsü üzerine kurulmuştur.
Tristram ve Isolde. Bestecisi Wagner. Wagner'in başyapıtı olarak kabul edilen bu opera, ortaçağda aşk ve sorumluluklan arasında kalan iki sevgilinin çelişki ve güçlüklerle dolu öyküsünü anlatır. Isolde İrlandalı bir prenses, Tristram ise bir Cornwal şövalyesidir.
Nürnbergli Usta Şarkıcılar. Bestecisi Wagner. Bu opera, Wagner'in güldürü öğeleri kattığı sayılı operalarından biri­dir. 16. yüzyılda Almanya'nın Nürnberg kentinde yapılan bir şarkı yarışmasının öyküsüdür.
Nibelungen Halkası. Bestecisi Wagner. Konusunu efsane­lerden alan bu opera dört bölümden oluşur: Ren Altını, Valkiri, Siegfried ve Tanrıların Günbatımı. Konusu, tanrıla­rın düzenini yıkan bir sihirli yüzüğün öyküsüdür.
Parsifal. Bestecisi Wagner. Bu yapıt bestecinin son operasıdır ve Kutsal Kâse'nin öyküsü anlatılır.
Yarasa. Bestecisi Johann Strauss (1825-99). Hafif ve eğlenceli bir operadır. Yarasa, gece hayatını seven ve güzel kızlarla birlikte olmaktan zevk duyan genç bir adamdır.
Güllü Şövalye. Bestecisi Richard Strauss (1864-1949). Bu opera 18. yüzyılda Viyana'da sahnelenmiştir. Bir prensesin kendisine ilgi duyan genç bir erkeğe olan bağlılığını anlatır.
İtalyan Operaları
Sevil Berberi. Bestecisi Gioacchino Rossini (1792-1868). Beaumarchais'nin bir oyunu üzerine kurulan bu komik opera üç haftadan daha kısa bir sürede yazılmıştır. Rosina ile Almaviva Kontu'nun evlenmeleri için aracılık eden Figaro adındaki bir berberin öyküsüdür. Öykünün daha sonraki bölümü Mozart'ın Figaro'nun Düğünü adlı opera­sında anlatılmıştır.
Rigoletto. Bestecisi Giuseppe Verdi (1813-1901). Victor Hugo'nun bir öyküsü üzerine kurulmuş, trajik bir operadır. Bir dükün yanındaki soytarının yaşamını anlatır. Soytarının kızı düke âşık olur ve bu uğurda canını verir.
II Trovatore. Bestecisi Verdi. Çingeneler'ce kaçırılan soylu bir çocuğun öyküsüdür.
La Traviata. Bestecisi Verdi. Sevdiği erkeğin meslek yaşamının yıkıma uğramaması için aşkından vazgeçen bir kadının öyküsüdür.
Aida. Bestecisi Verdi. Bu operanın öyküsü daha önce maddede anlatılmıştır.
Otello ve Falstaff. Bestecisi Verdi. Bu iki yapıt Verdi'nin en güzel operaları olarak kabul edilir. İngiliz yazar ve şair Shakespeare'in Othello ve Windsor'ın Şen Kadınları adlı oyunları üzerine kurulmuştur.
La Boheme. Bestecisi Giacomo Puccini (1858-1924). Paris'te yaşayan yoksul ressamların öyküsüdür.
Tosça. Bestecisi Puccini. Bu trajik opera, bir opera şarkıcısı olan Tosça ile sevdiği ressam Cavaradossi ve onu kıskanan kötü yürekli polis şefi Scarpia'nın öyküsüdür.
Madam Butterfly. Bestecisi Puccini. Pinkerton adlı Ame­rikalı bir deniz subayı tarafından terk edilen Japon kızı Madame Butterfly'ın hüzünlü öyküsüdür.
Palyaço. Bestecisi Ruggiero Leoncavallo (1858-1919). Bir grup gezginci oyuncunun öyküsüdür.
Cavalleria Rusticana. Bestecisi Pietro Mascagni (1863- 1945). Bu kısa opera Sicilya'da geçen bir aşk öyküsüdür. Genellikle Palyaço ile birlikte sahnelenir.
Fransız Operaları
Faust. Bestecisi Charles Gounod (1818-93). Librettosu Johann Wolfgang von Goethe'nin oyunu üzerine kurulmuş­tur. Şeytanla pazarlık eden Doktor Faustus'un öyküsüdür.
Carmen. Bestecisi Georges Bizet (1838-75). Carmen adlı yaşam dolu genç bir İspanyol Çingene'sinin öyküsüdür.
Hoffman'ın Masalları. Bestecisi Jacques Offenbach (1819-80). Alman yazar E. T. A. Hoffmann'ın (1776-1821) üç öyküsü üzerine kurulan bu yapıt, çok sayıda komik opera yazan Offenbach'ın tek dramatik operasıdır.
Pelleas ve Melisande. Bestecisi Claude Debussy (1862- 1918). Aşk ve kader üzerine kurulan bu opera son derece şiirsel ve büyüleyici müziğiyle tanınır.
İngiliz Operaları
Dido ve Aeneas. Bestecisi Henry Purcell (1659-95). Latin şairi Virjil'in (Vergilius) bir öyküsü üzerine kurulan bu yapıt, İngiliz operasının en güzel örneklerinden biridir.
Dilenci Operası. Beste John Pepusch (1667-1752), libretto John Gay (1685-1732) tarafından yazılmıştır. Dönemin sevilen şarkılarından oluşan bir baladlı opera örneğidir. Hırsızları ve eşkıyaları konu alan bu yapıt dönemin önemli kişilerini alaya almak amacıyla yazılmıştır.
Mikado ya da Titipu Kenti. İngiliz oyun yazarı William Schwenk Gilbert (1836-1911) ile besteci Arthur Seymour Sullivan'ın (1842-1900) birlikte yazdığı bir komik opera örneğidir. Dönemin olaylarını ve kişilerini alaya alır.
Peter Grimes. Bestecisi Benjamin Britten (1913-76). İngiliz operalarının en ünlülerinden biridir. George Crabbe' in (1754-1832) bir şiirinden esinlenerek yazılmış olan bu yapıt, Suffolk'ta bir balıkçı kasabasında geçen yaşamı anlatır.
Billy Budd. Bestecisi Britten. ABD'li yazar Herman Melville'in (1819-91) romanından esinlenerek yazılan bu yapıt genç bir denizcinin başından geçenleri anlatır.
Yürek Burgusu. Bestecisi Britten. ABD'li yazar Henry James'in (1834-1916) aynı adlı uzun öyküsünden esinlenerek yazılmış bir ciddi opera örneğidir.
Boris Godunov. Bestecisi Modest Mussorgski (1839-81). Aleksandr Puşkin'in (1799-1837) bir oyunu üzerine kurul­muştur. 1598'de çar olan bir Rus soylusunun öyküsüdür.
Prens İgor. Bestecisi Aleksandr Borodin (1833-87). Puş­kin'in bir öyküsü üzerine yazılan bu opera "Poloveç Dansları"yla ünlüdür.
Altın Horoz. Bestecisi Nikolay Rimski Korsakov (1844- 1908). Puşkin'in bir masalı üzerine yazılmıştır. Bir kral ile onu tehlikelere karşı uyaran altın bir horozu konu alır.

15 Ocak 2011 Cumartesi

Türkiye'de Opera ve Bale

T ürkiye’de Cumhuriyet ilan edildikten sonra çoksesli müziğin yaygınlaştırılması hareketi başlatılmıştır. Opera, müziğin en yüksek biçimi olarak kabul edilmiş ve bir Türk Operası’nın kurulması yönündeki çalışmalara hız verilmiştir. 1930 yılında İstanbul'da "Opera Cemiyeti" kurulmuş, 1934 yılında ise "Büyük Opera Heyeti" tarafından Verdi'nin "La Traviata" operası sahnelenmiştir. Aynı yıl Atatürk ve İran Şahı Rıza Pehlevi'nin huzurunda başarıyla sahnelenen Ahmed Adnan Saygun’un bestelediği "Özsoy" operası, Türk opera tarihinde önemli bir dönüm noktası sayılır. 1936 yılında Ankara Devlet Konservatuarı’nın açılışı ve son sınıf öğrencileri için Konservatuar Tatbikat Sahnesi’nin kurulması ile disiplinli opera çalışmaları başlamıştır. Almanya’dan gelen ünlü besteci Paul Hindermith ve opera rejisörü Carl Ebert’in Türkiye’de opera sanatının gelişmesine önemli katkıları olmuştur. Bu dönemde yetişmeye başlayan ve Türk operasının öncüleri olan genç öğrenciler, 1940 yılında Ankara Halkevi Sahnesi’nde ilk temsillerini vermişlerdir.

Bu ilk temsilde Mozart’ın "Bastien ve Bastienne" adlı eseri ile Puccini’nin "Madame Butterfly" operasının ikinci perdesi Türkçe olarak sahnelenmiştir. Bunu, 1941 yılında Puccini’nin "Tosca" operasının ikinci perdesi" ve Madame Butterfly" operasının tamamı ile Beethoven’in "Fidelio"sunun sahnelenmesi izlemiştir.

Cumhuriyet’in ilanından sonra kültür ve sanat alanında da büyük gelişmelere tanık olunmuş ve halkın isteği ve ilgisi doğrultusunda çalışmalar gerçekleştirilmiş, konservatuar açılmış, Türk bestecileri kendi eserlerinden örnekleri en güzel şekilde sahneye taşımış ve tüm dünyanın büyük beğenisi ile karşılanmışlardır.

Resmi ve akademik özelliğe sahip olan ilk bale okulu ise, 1948 yılında İstanbul’da kurulmuş, 1950'de Ankara’ya taşınarak Devlet Konservatuarı’na bağlanmıştır. Devlet bale okulunun kuruluş hazırlıklarını yapmak üzere 1947’de ülkeye davet edilen İngiliz Kraliyet Balesi’nin kurucusu Dame Ninette de Valois’nın, Türk balesinin gelişimine büyük katkıları olmuştur. Ankara Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü'nün ilk gösterisi, 1950 yılında gerçekleşmiş ve temsilde Ulvi Cemal Erkin’in müziği üzerine Joy Newton’un koreografisini yaptığı "Pastoral Suit" ve "Keloğlan" baleleri sunulmuştur.

Bunu ilk bale temsili olan tek perdelik "El Amor Brujo/Büyüleyen Aşk", tümüyle sahnelenen "Coppelia" ve Ferit Tüzün’ün müziği ile Valois’nın Türk Folkloru ve bale tekniğini bir araya getirerek yarattığı ilk özgün bale olan "Çeşmebaşı" izlemiştir.

16 Haziran 1949 tarihinde, Devlet Tiyatroları’nın Kuruluş Kanunu’nun yürürlüğe girmesi çerçevesinde çalışmalarını sürdüren Devlet Opera ve Balesi, 1968 yılında Kültür Müsteşarlığı tarafından düzenlenen protokol ile fiilen ayrılmış, 1970 yılından itibaren ise ayrı bir genel müdürlük olarak çalışmalarına başlamıştır.

Opera ve baleyi ülkenin her yerinde yaygınlaştırmayı amaçlayan Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Ankara merkez olmak üzere İstanbul, İzmir, Mersin ve 1999 yılında perdelerini açan Antalya müdürlüklerinden oluşan taşra teşkilatları ile çalışmalarını sürdürmektedir. Bakanlar Kurulu kararı ile kurulan Samsun, Antalya, Gaziantep, Sivas ve Van Devlet Opera ve Balesi Müdürlükleri’nin ise kadro tesisi mevcut olarak açılmayı beklemektedirler.

Ülkede ayrıca Devlet Opera ve Balesi bünyesinde kurulan ve 10. yılını kutlayan Modern Dans Topluluğu gibi yeni oluşumlarla da sahne sanatlarının evrensel boyutunu her alanda yakalama çabasına ivme kazandırılmıştır. Opera ve Bale kurumları geleceğin sanatçıları ile geleceğin izleyicilerini yetiştirmek üzere çocuk korosu ve çocuk balesi faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Devlet Opera ve Balesi'nin, uluslararası sanat platformlarında kendilerini kabul ettirmiş başarılı sanatçıları tarafından gerçekleştirilen etkinliklerine yoğun bir ilgi vardır. Aylık temsil sayısı Ankara ve İstanbul'da 150-200'e, İzmir'de 50'ye, Mersin'de 25-30'a ve Antalya'da 10'a ulaşmıştır. Yerleşik 5 sahnenin dışında ayrıca açık alanlar, parklar, üniversiteler ve tarihi mekanlarda da temsil ve konserler düzenlenmektedir. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nün gerçekleştirdiği en önemli sanatsal organizasyon olan Aspendos Opera ve Bale Festivali, 1998 yılından itibaren uluslararası bir festival olarak pek çok yabancı topluluğa ev sahipliği yapmaktadır. Her yıl 80 bine yakın seyircinin izlediği festival, bu yıl daha fazla turiste hitap edebilmek amacıyla uzatılmıştır. Festival 2003 yılında 14 Haziran - 16 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecektir.

T ürkiye’de Cumhuriyet ilan edildikten sonra çoksesli müziğin yaygınlaştırılması hareketi başlatılmıştır. Opera, müziğin en yüksek biçimi olarak kabul edilmiş ve bir Türk Operası’nın kurulması yönündeki çalışmalara hız verilmiştir. 1930 yılında İstanbul'da "Opera Cemiyeti" kurulmuş, 1934 yılında ise "Büyük Opera Heyeti" tarafından Verdi'nin "La Traviata" operası sahnelenmiştir. Aynı yıl Atatürk ve İran Şahı Rıza Pehlevi'nin huzurunda başarıyla sahnelenen Ahmed Adnan Saygun’un bestelediği "Özsoy" operası, Türk opera tarihinde önemli bir dönüm noktası sayılır. 1936 yılında Ankara Devlet Konservatuarı’nın açılışı ve son sınıf öğrencileri için Konservatuar Tatbikat Sahnesi’nin kurulması ile disiplinli opera çalışmaları başlamıştır. Almanya’dan gelen ünlü besteci Paul Hindermith ve opera rejisörü Carl Ebert’in Türkiye’de opera sanatının gelişmesine önemli katkıları olmuştur. Bu dönemde yetişmeye başlayan ve Türk operasının öncüleri olan genç öğrenciler, 1940 yılında Ankara Halkevi Sahnesi’nde ilk temsillerini vermişlerdir.
Bu ilk temsilde Mozart’ın "Bastien ve Bastienne" adlı eseri ile Puccini’nin "Madame Butterfly" operasının ikinci perdesi Türkçe olarak sahnelenmiştir. Bunu, 1941 yılında Puccini’nin "Tosca" operasının ikinci perdesi" ve Madame Butterfly" operasının tamamı ile Beethoven’in "Fidelio"sunun sahnelenmesi izlemiştir.
Cumhuriyet’in ilanından sonra kültür ve sanat alanında da büyük gelişmelere tanık olunmuş ve halkın isteği ve ilgisi doğrultusunda çalışmalar gerçekleştirilmiş, konservatuar açılmış, Türk bestecileri kendi eserlerinden örnekleri en güzel şekilde sahneye taşımış ve tüm dünyanın büyük beğenisi ile karşılanmışlardır.
Resmi ve akademik özelliğe sahip olan ilk bale okulu ise, 1948 yılında İstanbul’da kurulmuş, 1950'de Ankara’ya taşınarak Devlet Konservatuarı’na bağlanmıştır. Devlet bale okulunun kuruluş hazırlıklarını yapmak üzere 1947’de ülkeye davet edilen İngiliz Kraliyet Balesi’nin kurucusu Dame Ninette de Valois’nın, Türk balesinin gelişimine büyük katkıları olmuştur. Ankara Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü'nün ilk gösterisi, 1950 yılında gerçekleşmiş ve temsilde Ulvi Cemal Erkin’in müziği üzerine Joy Newton’un koreografisini yaptığı "Pastoral Suit" ve "Keloğlan" baleleri sunulmuştur.
Bunu ilk bale temsili olan tek perdelik "El Amor Brujo/Büyüleyen Aşk", tümüyle sahnelenen "Coppelia" ve Ferit Tüzün’ün müziği ile Valois’nın Türk Folkloru ve bale tekniğini bir araya getirerek yarattığı ilk özgün bale olan "Çeşmebaşı" izlemiştir.
16 Haziran 1949 tarihinde, Devlet Tiyatroları’nın Kuruluş Kanunu’nun yürürlüğe girmesi çerçevesinde çalışmalarını sürdüren Devlet Opera ve Balesi, 1968 yılında Kültür Müsteşarlığı tarafından düzenlenen protokol ile fiilen ayrılmış, 1970 yılından itibaren ise ayrı bir genel müdürlük olarak çalışmalarına başlamıştır.
Opera ve baleyi ülkenin her yerinde yaygınlaştırmayı amaçlayan Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Ankara merkez olmak üzere İstanbul, İzmir, Mersin ve 1999 yılında perdelerini açan Antalya müdürlüklerinden oluşan taşra teşkilatları ile çalışmalarını sürdürmektedir. Bakanlar Kurulu kararı ile kurulan Samsun, Antalya, Gaziantep, Sivas ve Van Devlet Opera ve Balesi Müdürlükleri’nin ise kadro tesisi mevcut olarak açılmayı beklemektedirler.
Ülkede ayrıca Devlet Opera ve Balesi bünyesinde kurulan ve 10. yılını kutlayan Modern Dans Topluluğu gibi yeni oluşumlarla da sahne sanatlarının evrensel boyutunu her alanda yakalama çabasına ivme kazandırılmıştır. Opera ve Bale kurumları geleceğin sanatçıları ile geleceğin izleyicilerini yetiştirmek üzere çocuk korosu ve çocuk balesi faaliyetlerini sürdürmektedirler.
Devlet Opera ve Balesi'nin, uluslararası sanat platformlarında kendilerini kabul ettirmiş başarılı sanatçıları tarafından gerçekleştirilen etkinliklerine yoğun bir ilgi vardır. Aylık temsil sayısı Ankara ve İstanbul'da 150-200'e, İzmir'de 50'ye, Mersin'de 25-30'a ve Antalya'da 10'a ulaşmıştır. Yerleşik 5 sahnenin dışında ayrıca açık alanlar, parklar, üniversiteler ve tarihi mekanlarda da temsil ve konserler düzenlenmektedir. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nün gerçekleştirdiği en önemli sanatsal organizasyon olan Aspendos Opera ve Bale Festivali, 1998 yılından itibaren uluslararası bir festival olarak pek çok yabancı topluluğa ev sahipliği yapmaktadır. Her yıl 80 bine yakın seyircinin izlediği festival, bu yıl daha fazla turiste hitap edebilmek amacıyla uzatılmıştır. Festival 2003 yılında 14 Haziran - 16 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecektir.