Ana Sayfa Bilgi Bankası
balık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
balık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2010 Salı

AKCİĞERLİ BALIKLAR


Akciğerli balıklar:Sarcopterygii sınıfından solungaç solunumu yapmakla beraber ihtiyaç duyulduğunda hava solunumu da yapabilen tatlı sularda yaşayan ilgi çekici balıklar altsınıfı.
Vücutları uzunca yapılı ve yuvarlakçadır. Sırt ve anal yüzgeçleri bulunmaz. Göğüs ve karın yüzgeçleri zeminde sürünmeye yarayacak biçimdedir. Bazılarının vücudu büyük yuvarlak pullarla örtülüdür. Pulsuz gözükenlerinde de deri altında küçük yuvarlak pullar mevcuttur. İskeletleri yeşil renkli olup, kısmen kıkırdak, kısmen kemiklidir. İki metre boyunda ve 15 kilogramdan ağır olanları vardır.
Akciğerli balıkların burun delikleri ağız boşluğuna açılır. Solungaçlarından başka, kısa bir tüple yemek borusunun alt bölgesine bağlı bir veya iki adet akciğerleri vardır. Bunlar gerçek akciğer değildir. Etrafları bol miktarda kılcal damarlarla örülmüş hava keseleridir. İstenildiği zaman akciğer görevi yaparlar. Yaşadıkları çevrenin suyu kuruduğu zaman balçığa gömülerek akciğer solunumu sayesinde kurak mevsimi atlatırlar. Hem solungaç, hem de akciğer solunumu yaptıklarından çift solunumlu anlamına gelen Dipnoi ismiyle de anılırlar.
Çoğunun nesli tükenmiş olmasına rağmen; bugün Avustralya, Güney Amerika ile Güney ve Batı Afrika'nın tatlı sularında yaşayan akciğerli balıklar vardır. Gündüzleri çoğunlukla su diplerinde göğüs ve karın yüzgeçlerine dayanarak dinlenir veya yavaş yavaş sürünerek yer değiştirirler. Balık, kurbağa ve sümüklü böcek gibi su hayvanlarını avlayarak beslenirler. Zaman zaman su yüzeyine çıkarak hava solumak suretiyle oksijen ikmali yaparlar. Akciğerlerini hava ile doldururken, geceleri çok uzaktan duyulan horultulu sesler çıkarırlar. Kendilerine yaklaşılınca yılan gibi tıslar ve ısırırlar.
Kurak mevsimlerde sular çekilmeye başlayınca, akciğerli balıkların herbiri kendine balçık içinde bir tünel kazarak içine yerleşir. Tünelin üzerinde havanın girişine yarayan gözenekli bir kapak bulunur. Balık, çamurdan koza içinde mukuslu bir sıvı ifraz eder. Bunun sayesinde derisinin kuruması önlenmiş olur. Balık, kozasında derin bir uykuya dalar. Vücut fonksiyonlarını da yavaşlatır. Akciğerli balıklar gerekli oksijeni yuvanın üstündeki delikten almaya devam ederler. Yaz uykusu süresince gerekli enerji için kendi kas dokularının bir kısmını eriterek harcarlar. Bu suretle yağmurların tekrar başlayıp, akarsuların canlanmasına kadar hayatlarını sürdürürler. Kas dokusunun besin olarak harcanması sonucu bir mevsim içinde 3 santimlik bir boy kaybı olur. Bazen uzun süren kuraklık dönemlerinde vücutlarının yarısını eritirler. Afrika akciğer balıklarının, çamur kozalarında dört yıldan fazla yaşadığı tesbit edilmiştir.
Dişiler yumurtlamak için su dibinde bazen bir metreden daha derin delikler açarlar. Yumurtalarını buraya bırakırlar. Erkekleri yumurtalara bekçilik yapar ve onları yüzgeçleriyle yelpazeleyerek su akımı meydana getirmek suretiyle havalandırırlar. Yumurtalar 10 gün içinde açılarak yavrular çıkar.
Akciğerli balıkların eti lezzetlidir. Yerliler avlayıp yerler. Bilhassa yaz uykusunda iken kozalarını bularak onları rahatça yakalarlar. Bazen da toprağı kenarlardan oyarak kozayı toprak tabakayla beraber uzaklara naklederler. Koza içinde uyuyan balık bunun farkına varmaz.
Abiyogenez (Kendiliğinden oluş) fikrinin savunucularından olan Aristo, Knidos yakınlarındaki bir gölde bulunan balıkların suların kurumasıyla kaybolduklarını (öldüklerini), aylar sonra yağmur sularıyla dolan gölde, tatlı su kefallerine benzer balıkların yüzdüğünü gördü. Bu balıklar yumurtalardan çıkmadığına göre, çamur ve kumlardan meydana gelmiştir dedi. Cansız maddelerde canlıyı meydana getiren aktif bir özün var olduğunu söyledi. Aristo ve taraftarlarının Abiyogenez fikirleri sonradan gelen fen adamları tarafından deneylerle çürütüldü. Pasteur, bu deneylerinden dolayı ödül kazandı.
Aristo'nun kuraklıktan sonra gölde gördüğü balıklar yukarıda bahsedilen çift solunumlu balıklardandı. Suların kurumasıyla balçığa gömülmüş ve akciğer solunumu yapmışlardı. Gölün yağmur sularıyla dolmasıyla balçıktan çıkarak solungaç solunumuna tekrar dönmüşlerdi.

5 Kasım 2010 Cuma

kediler balık ve sütü neden severler ?

kediler balık ve sütü neden severler ve sudan neden nefret ederler

Kediler balık ve sütü niçin severler ?

Suyu, suya girmeyi, yıkanmayı sevmeyen kedilerin balığı niçin sevdiklerine
gelmeden önce kediler sudan gerçekten mi nefret eder ona bir bakalım. Kedilerin
sudan nefret ettikleri inancı doğru değildir. Mısır'da evcilleştirilmelerinden önce
yaşadıkları ortam su kenarları idi.



Su, kedinin tüylerini ıslatır ve bu da kedinin soğuğa karşı olan direncini azaltır.
Eğer bulunduğu yerin hava şartlarına göre bu kedi için önemli ise ıslanmaktan
kaçınır. Sıcak iklimlerde yaşayan aslan, kaplan, jaguar gibi akrabaları sudan
kaçınmazlar. Kaplan ve jaguarlar sudaki bir avı veya düşmanı yakalamak için
hiç düşünmeden suya atlayabilirler. Soğuk bölgelerde yaşayan kar leoparı gibi
akrabaları da gerekirse suya girerler ama derin yerlere yaklaşmazlar.



Kedilerin sudan uzak durmalarının diğer nedenleri, zaten temiz bir hayvan
olmaları, biraz kaprisli biraz da tembel olmaları ve suya girmenin menfaatleri
açısından bir anlam ve amaç taşımamasıdır. Bir taraflarına su değdiğinde bütün
vücutlarını yalayarak temizlemek zorunda kalmaları da cabası. Aslında kediler

de diğer bir çok hayvan gibi suda gayet iyi yüzebilirler. Van ve Ankara kedileri
diğer cinslere göre suyu daha çok severler.



Köpekler böyle değillerdir. Sahibi denize bir sopa veya küçük bir top attığında
onu alıp geri getirmek için hiç düşünmeden, mutlu bir şekilde suya atlarlar.
Karaya çıktıklarında silkelenerek etraftakilere de duş yaptırırlar. Ne var ki su,
köpeklere kedilerden daha fazla zararlıdır. Köpek derisinde ter bezleri yoktur,
sadece bol miktarda yağ bezi vardır.



Köpekler insanlarda olduğu gibi ısı düzenlemesi için terlemezler, ısı ayarını
solunum sistemleri ile yaparlar. Çok yıkanırlarsa deri kurur ve çatlar. Belki bu
nedenle köpekler suya girdikten sonra tozlu topraklı yerlere gidip yatarlar.
Ev kedisinin balık sevmesinin yanında kuşlara ve farelere de olan
düşkünlüğünün nedeni evcilleştirilmeden önce Nil vadisinde balık, kurbağa,
küçük kuşlar ve fareleri avlayarak yaşamış olmasıdır. Zaten eski Mısırlılarda
kedileri evcilleştirme düşüncesini yaratan da bu fare yakalamadaki ustalıkları
olmuştur.



Günümüzde bile kedinin kuzey Hindistan ve güneydoğu Asya'da yaşayan türleri
ırmakların kenarlarında dolaşarak balık avlarlar. Patileri ile balıkları sudan
dışarı atar, bu arada gerekirse tamamen suya da girerler. Ev kedileri, özellikle
yavru olanları havuz veya akvaryumlardaki balıklara karşı aynı eğilimi
gösterirler, bu amaçla ıslanmaktan da pek kaçınmazlar.



Yunanlı tarihçi Siculus eski Mısır'ı anlatırken kedi bakıcılarının onları ekmek ve
sütle beslediklerinden, Nil nehrinden getirdikleri balıkları çiğ olarak
yedirdiklerinden bahseder. Günümüz kedilerinin balık merakının vahşi
atalarından gelen genlerden, süt zevkinin ise Mısırlı bakıcıların yarattığı
beslenme alışkanlığından kaynaklandığı anlaşılıyor